Barışa Selam Olsun: 2018 Barış Getirsin!
ZAHİT ATAM ZAHİT ATAM

Bu ülkede kendimi bildim bileli barış özlemi içinde yaşadım. Kendimi bildim bileli de bu ülkenin tarihinde yer alacak insanların ülkede “baş” olmak için silaha davrandığını ve kan dökerek bir şeyler kurmaya çalıştıklarını gördüm. Paradoksun çözümü nedir bilemiyorum, ama Türkiye’de bu kadar çok kan dökülmesinin nedeni, bu kadar çok sahte kurtarıcının bu ülkeye baş olmak için kan dökmesi ve onların kahraman olarak görülmesi bu ülkenin tarihi ironilerinden biridir.

Barış biz istemeyince, barış için çalışmayınca, barış için fedakârlık yapmayınca ve halkların kardeşliğine inanmayınca gelmez. Barış için mücadele etmeyen insanların yarınlarda dökülecek kanda payları olduğu bilinmelidir. Acı bu ülkenin tarihidir, insan olmanın şerefi bu acıyı azaltmak için çabalamakla olur.

Nice aptalları bu ülkede garip “bizlerin” başı yaptık. O başlar nice masumun ruhunda derin yaralara yol açtı. Artık yeter: ideolojiler için, iman için, çıkar için, para için pul için kan döken insanların yolu cehennemden başka yere çıkmaz. Artık dökülen bu kanın bitmesi yerine, günümüzde yeni milisler için hazırlık yapanlar var. Kimileri de bunlara karşı kendi milislerine yöneliyor. Kan kanı çağırır, ölüm bir başka ölümün de habercisidir.

Artık bu ülkede birlikte yaşamak için ve alınterimizle hayatımızı kazanmamız için ve elbette otel odasında para sayma makinesiyle poz veren rezilleri başımızdan def etmek için, yapmamız gerekenler çok karmaşık değil. İlk önce yalandan vazgeçersek, yalanın da en tehlikeli biçimi olan “kendimize yalan söylemek”ten vazgeçersek pek çok şey olacak. Dünyayı değiştirmek isteyenlere Tolstoy’un mükemmel bir sözü vardı: Herkes dünyayı değiştirmekten söz ediyor, ama hiç kimse kendini değiştirmesi gerektiğinin farkında değil!

Artık bu ruhu yorulmuş, tükenme belirtileri gösteren ve sarsılmış topraklarda, barışı getirmek için çabalamak yerine, insanların eski ve hatta çürümüş terennümleri devam ettirmesinin bir anlamı yok. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh ilkesinden korkmayın, tam tersine, baş tacı edin. Çünkü bu ülkenin geçmişte zalimce katlettiği inanılmaz sayıdaki iç savaş kurbanlarına Barış Borcu var.
Ve hepimiz şu acılı sözle baş başayız, eğer bir gün bu topraklara gerçek bir barış gelirse, eğer bu ülkeye halkların kardeşliği gerçek bir ilke olarak hayatımızın içine yerleşirse, o zaman hepimiz şu korkunç soruyla baş başa kalacağız:

Peki, o zaman on binlerce (?) İnsan niçin öldü? Bu insanların kefareti ne olacak?

Acılarımızı fark etmeyecek kadar kanla yuyulmuş bir toplumuz, çünkü yeni ölüm haberleri barış çağrılarına değil, daha feci nefret dalgalarına neden oluyor. Bu ülke, artık kan çağrısı yapan, ölüm getiren nefret arzuları doğuran “rezilliklerden” kurtulmalı. Acılarımızla yüzleşebilmemiz için bile bir barış dalgasına ihtiyacımız var. Acılarımızın farkına varmamız için bile barışa ihtiyacımız var:

Bu sonsuz iniltilerin yankılandığı vadide, ölülerimizi fark etmemiz, acılarımızı görmemiz için, harala güreleden uzaklaşıp birbirimizi sevebilmemiz, birbirimizin omzuna başımızı dayayıp ağıt yakabilmek için Barışa ihtiyacımız var. Barışın gelmediği koşullarda nice sahte kahramanlar “baş” olmak için nice masum insanları katledecekler! Bu suça ortak olmayalım ve ruhumuzun en derin yerlerinde Barışı baş köşeye oturtup, barış için çalışalım. Ve “I pray for peace” demekten de hiç korkmayalım, çünkü bugünkü koşullarda Barış işi hiçbir ciddi siyasi özne tarafından sahiplenilmediği için de işimiz gerçekten Allah’a kaldı. Yarın ve öbür günlerde içimizden hiç kimse ama hiç kimse bu ölümlerin ardındaki gerçek ve korkunç nedenlerle yüz yüze gelemeyecek kadar korkunç bir gerçeklik önündeyiz. Çünkü Barış bu ülkedeki her insan için ruhundaki ve vicdanındaki bir yerlerde bir talep, ama hiç kimse bunun için seferber olmayı “eyleme” dökmüyor!