Barzani versus Rojava
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Tarihin akışının hızlandığı günlerden geçiyoruz. Birkaç yılda vuku bulabilecek olayların birkaç güne sıkıştırıldığı
hızlandırılmış bir Ortadoğu siyasetiyle karşı karşıyayız. Anlık ittifakların kurulduğu, günlük birlikteliklerin inşa edildiği, ikmale kalanların devre dışı bırakıldığı bu tabloda uzun vadeli bir okuma yapmak oldukça zor.

Hiç kuşku yok ki içinden geçtiğimiz kaotik dönemin belirleyici aktörlerinden birisi de Kürtler. Her geçen gün daha fazla tarih sahnesine çıkmaya başlıyorlar. Kapsamlı bir uyanış ve siyasi dönüşüm sürecinden geçiyorlar. Bunda hem kendi özgül ağırlıklarının hem de Ortadoğu’da yaşanmakta olan kırılmaların payı var.

Bu kaygan zeminde ilk kez Kürtleri anayasal bir forma kavuşturan Barzani’nin yolu Diyarbakır’a düştü. Ziyaret
üzerine çokça yazıldı, çizildi. Onlarca senaryo ortalığa saçıldı. İki günlük “Tarihsel buluşma”nın ortalığı toz dumana katan fırtınası dinince, takke gitti kel göründü, taşlar yerli yerine oturmaya başladı.

• • •

Niyet okumaya mahal bırakmadan Barzani’nin kendisi ziyaretinin asıl nedenini ifşa etti: Rojava. Bunu açıkça da deklare etti. Esasında daha ziyaretinin öncesinde “yaşanan devrim değil” sözleriyle PYD’ye sataşarak, bunun ipuçlarını vermişti.

Diyarbakır’da ise “de facto” yönetimlerini kendi öz güçlerine dayanarak inşa eden, güç odaklarına yaslanmadan ayakları üzerinde doğrulmaya çalışan Rojava’yı bir tercihe zorladı: Ya Şam ya da biz. Hem de itham ederek. Üçüncü bir yolun da mümkün olabileceğini, ayak oyunlarına alet olmadan da özgün bir seçenek geliştirilebileceğini tahayyül ve idrak edemeyen Barzani, tam da “kardeşlik hukuku” geliştirmeye çalıştığı AKP’lilerin kendisine biçtiği misyona uygun hareket etmiş oldu.

• • •

Barzani üzerinden Kürtler arasında bir ayrışma yaratmaya çalışan AKP hükümeti, bu hamlesiyle şimdilik emeline
ulaştı. Her fırsatta birlikten bahseden ve dört parçaya bölünmüş bir halkın hamili-ğine soyunan Barzani’nin ziyareti Kürtler arasında birliği pekiştireceğine daha da derinleştirdi. Kürtler arasında yaşanan derin ayrışma iyice gün yüzüne çıktı.

Rojava’daki PYD-KDP rekabeti, bu rekabete eklemlenen AKP ve Kandil üzerinden kıyasıya bir nüfuz kapma yarışına dönüştü. Kürtlerin tercihleri açıkça PYD-Kandil birlikteliğinden yana. Ancak KDP-AKP ittifakı bu birlikteliğe çomak sokmaktan vazgeçmiyor.

• • •

Rojava’daki gelişmeleri kendi rotası-na sokamayan Barzani yaşananlardan oldukça rahatsız. Haliyle AKP de. Bu rahatsızlığı, her ne kadar yalanlansa da, “Diyarbakır mutabakatı”nda görmek mümkün.

Ayrı ayrı önünü kesemedikleri PYD’ye karşı “kutsal” bir ittifak içerisine giren ve kafa kafaya veren Erdoğan-Barzani ikilisinin ittifakı meyvelerini vermeye başladı. Sınır kapılarının Rojavalılara kapatılması, Kandil’e giden BDP heyetinin saatlerce bekletilmesi ilk işaretler olarak okunabilir. Erdoğan yönetimi ise şark kurnazlığıyla oluşabilecek kendisinin de müsebbibi olduğu kavgayı izliyor.

• • •

Kapalı kapılar ardındaki tüm kirli ayak oyunlarıyla AKP ve Barzani yönetimlerinin elbirliğiyle boğmaya çalıştığı Rojava, Ankara ve Erbil’in karşısına çıkardığı bütün engellere rağmen kazanımlarını sürdürüyor.

Yaklaşık on altı ay önce yönetimi ele geçirerek Suriye’de üçüncü güç olarak kendilerini dünyaya kabul ettiren
Kürtler, geçen hafta geçici yönetim için kurucu meclis ilan etti. Tehditlere ve şantajlara rağmen, kendi “özgül ağırlıkları” doğrultusunda yeni bir toplum ve siyaset inşasını sürdürüyorlar. Erdoğan-Barzani tandemi tarihsel akışın
önüne geçemeyecek.