‘Bas, müzikte her binanın temelidir’
25.03.2018 11:50 KÜLTÜR SANAT
“Bir çocuk çıkmış. Acayip yetenekli, şöyle alternatif, böyle iyi… Acaba çocuk kel, şişman ve kısa boylu olsa da öyle denir miydi? Hayır. Genç kadınların ilgisinden dolayı çok yetenekli deniliyor. Hayır herif çok yakışıklı”

BURAK ABATAY @abatayburak

Gürol Ağırbaş, Bas Şarkıları serisinin üçüncüsüyle müzikseverlerle buluştu. Birsen Tezer, Hüsnü Arkan, Jehan Barbur, Bülent Ortaçgil, Elif Çağlar, Şevval Sam ve Ceylan Ertem ile beraber seslendirdiği albümde Ağırbaş ilk kez bir şarkıyı da kendisi okuyor. Öte yandan Gürol Ağırbaş, Türkiye’de baterinin ekollerinden olan babası Salim Ağırbaş’la da bu albümde yeniden buluşuyor. Tüm hikâyeyi Gürol Ağırbaş’la konuştuk.

>>Uzun yıllar sonra gelen bir albüm oldu…
Hikâye 84’ten başlıyor. Eurovision şarkı yarışmasından itibaren başlıyor bestecilik hayatım. Sonrasında 94’te Oya-Bora ile çalıştık. 95’te Bas Şarkıları I’i kaydettim. 98’te ikincisi geldi. 2018’te de üçüncüsü. Bu arada yaptığım bir sürü iş var. Demek ki sıranın tekrar kendime gelmesini beklemişim. Suskunluk, küskünlük dönemi değil. Zuhal Olcay’la, Bülent Ortaçgil’le, Birsen Tezer’le çalıştık. Bu albüm 2018’de çıktı ama 2012’de başladım yapmaya.

>>Bas Şarkıları’na neden ara verdiniz peki?
Araya başka işler girdi hep. İkinci sebep de Türkiye’de bu tip işlerin pek rağbet görmemesi. Bu bir çeşit küskünlük. Medya da bu tip işlerle pek ilgilenmiyor. O zaman bir de güçlü bir listemiz yoktu. Şimdi var. Caz müzisyenleri ve alternatif diye anılan insanlar bir liste oluşturdu. Bir tek ben vardım. Yalnız kalmıştım o kulvarda. O yüzden ben de biraz durmayı tercih ettim. Ama benim hayatım ’95 ile 2018 arasında geçmiyor. Beni tamamıyla Bas Şarkıları ile bütünleştiremezsiniz. Arada Köprüler diye uluslararası iki tane albüm var. Evde oturmadım açıkçası. Hep çalıştım. Müzik faaliyetim çok canlı bir şekilde zaten sürmekteydi.

>>Sizi insanların ve medyanın da “birilerinin basçısı” olarak anmasını nasıl buluyorsunuz? Siz oysaki bir prodüktör ve müzisyensiniz. Bu vokal olmayan müzisyenlerin bir kaderi mi?
Bunlar çok yanlış şeyler. Ama evet bu da bizim bir kaderimiz. Hayatım henim hep böyle geçti. Benim babam Salim Ağırbaş. Ünlü bir müzisyen. Önce onun oğluydum. Sonra Sezen Aksu’nun, Kayahan’ın, Zülfü Livaneli’nin, Bülent Ortaçgil’in basçısı oldum. Maalesef medya enstrümanistleri birileriyle bağdaştırmak istiyor. Çünkü bu insanların yeterince haber değeri olmadığını düşünüyor. Ki böyle değil. Üreten esas insanlar bu insanlar. Enstrümantistlere değer vermek lazım. Ben de bu yüzden başladım. Sezen Aksu’dan ayrıldığımda Onno Tunç ile konuştum. “Ben sıkıldım” dedim. Ve bu en çok para kazandığım dönemdi. Ben dedim kendi işlerimi yapmak istiyorum. Neden basçılar olarak arkadayız ki? Davulcu olsak da aynı şeyi yapardım. Ben kendi işlerimi yapacağım dedim ve Bas Şarkıları’nı çıkardım ortaya.

>>Bu neden?
Bir kızgınlıktı aslında. Hala bunu kıramamanın ezikliğini yaşıyorum bu laflardan sonra. Hala birilerinin basçıyım. Bir kere ben basçı değilim. Eurovision’da 1984’te besteci olarak başlamışım ben. 18 yaşındayken. Basçılığım da bir yandan devam etmiş. Aranjör, besteci ve söz yazarı olarak hayatıma devam etmişim. Hala ‘Basçı Gürol Ağırbaş’ ya da ‘Bülent’in basçıcı’ gibi laflar ediyorlar bana. Ayıptır bu. Medya şunu anlamalı, bu adam müzik insanı. ‘Bas Virtiüözü Gürol Ağırbaş’ da deniyor. Hayır öyle bir iddiam da yok. Ben müziğin ta kendisiyle tanıştım. Tanıştığıma da inanıyorum. Bu beste yapmak ya da aranje etmektir. Müziği kurgulamaktır. “Türkiye’nin en iyi basçıcı Gürol Ağırbaş” diyorlar. Bundan sıyrılmak istiyorum. Zaten böyle bir iddiam hiç olmadı. Neden böyle diyorlar ki? Hiçbir zaman bunun için uğraşmadım. Bunu dediğiniz zaman basçı arkadaşlarımla aram açılıyor. Buna ne gerek var ki? Bu bir boks maçı değil. Müzikte böyle bir şey yok. Müzikte seçenekler var. Beni ya da bir başka basçıyı seversin. Bu bir spor karşılaşması değil. Müziği futbolla karıştırıyorlar.

>>Yeteri kadar değer görmemeniz kültürel bir noksanlıktan ötürü mü?
Evet kültürel bir şey bu. Avrupa’da basçı, gitarcı, davulcu tanınır. Ülkemizde ise şarkıcı tanınır. Diğerleri ise ‘şunun basçısı/gitarcısı’ olarak bilinir. Artık ayıp! Neden biliyor musunuz bu? Gazeteci bana sorduğu zaman “şu şarkıcıyla çalışmak nasıldır?” diye soruyor. Git o şarkıcıya sor, “Şu basçıyla çalışmak nasıldır?” Ben böyle bir soru okuduğumu hatırlamıyorum.

>>Ortaçgil de siz de birer müzisyensiniz. Bir ‘vokalist’ olarak Ortaçgil değerlendirilebilir, bir ‘basçı’ olarak da siz değerlendirilebilirsiniz. Değerlendirme ancak teknik olarak yapılabilir gibi geliyor bana…
Bir bas gitarcıyı eleştirebilecek müzik yazarı yok. Bir davulcuyu, klarnetçiyi yetenekte, bilgide bir gazeteci yok. Hüseyin Sermet gibi eskilerden isimler bilinmiyor. Medya şarkıcı odaklı çalışıyor. Bir basçıyı nasıl analiz edebilirsiniz ki? Kıstaslarınız neler? Suçlamada bulunmuyorum. Ama müzik bilmek gerekir. Ben müzisyenim ve bir vibrafoncu dinlesem, iyiyi ya da kötüyü bulmak noktasında ben bile kuşkuda kalabilirim. Kolay iş değil o. Başta da söylediğim gibi beni basçı olarak nitelendirmek bana biraz haksızlık. Basçılık hayatım hep sürdü ama besteci ve aranjör hayatım da her zaman devam etti. Bana geldiler ben o insanlara albüm yaptım. Onno Tunç’un devamı gibi. Onno Tunç da basçıdır ama kimse ondan basçı olarak bahsetmez. Müzik adamıdır o. Galiba bana da haksızlık ediliyor. Ben de bir müzik insanıyım ama bas çalıyorum. Davul da çalabilirdim.

>>Peki bir müzik insanı olmak için basçı olmak bir avantaj mıdır?
Çok büyük bir avantaj! Her aranjörün en çok kitlendiği nokta bas line’ı oluşturmaktır. Bas gitarın zorluğu çalması değildir. Ne işe yaradığını bilmektir. Ben basa başladığım zaman şöyle düşündüm. Bu bir gitar değil. Akor basılmıyor. Davul değil, çalamıyorum. İkisi arası bir alet. Benim fikrime göre bunu çözdüğün zaman müziğin yarısını çözmüş oluyorsun. Yaptığım her aranjede bas gitarla başlarım. Bası bilmek önemli bir şeydir. Bas her binanın temelidir.

>>Bir de neredeyse izlediğim bütün konserlerde dizilime baktığımda basçılar hep arka planda. Basçıların makus talihi mi bu?
Haha! Evet… Hep sahne kuruluyor. Gitarcı orada, kemancı burada, şu şurada… Basçı hep en arkada. Allah allah! Daha profesyonel hayata başlamamıştım. Fatih’te Uğur Düğün Salonu vardı. Çok meşhur. Biz de gündüzleri bütün enstrümanları çalardık. Akşamına basçı olmayınca gece bekçisi gelir, kıyafetini değiştirim bas gitar çalardı. Bas öyle bir şeydi. “Bum bum” vurulan bir şeydi. Hiçbir şeye benzemeyen bir aletti, izlediğim. Aferin! Ben de profesyonele geçince sorduğun soruyu sordum. Neden basçılar en arkada? Bunu öne çıkartacağım dedim. Ve 95’te bunu yaptım. Bir bas gitaristi olarak Rumeli Hisarı konseri yaptım. Kayahan yaptı, ertesi gün ben yaptım. Bas gitarı en öne taşıdım. Ben bas gitarı bu ülkede bir yerden alıp bir yere götüremediysem çok üzülürüm. Çünkü 98’den sonra front-band (sahnenin en öndeki müzisyeni) denilen adam oldum. Sonra başkaları bunu yapmadı. Şimdi tekrar bakıyorum bas gitar hâlâ en arkada. Kimse yazmıyor böyle şeyleri. Birileri yazsa herkes anlayacak. Önde gördüğümüz şarkıcı insanlar buna ne kadar değer veriyor?

>>Bu egosantrik bir şey mi? Yani sizin de en öne geçmeniz de öyle bir şey mi?
İstedim ama kendi çalışmalarımda istedim. Ben bas-gitarist olarak çalışmalarımı yaparım ve en önde olarak sunarım. Bu ne demektir? Bundan sonra biriyle çalarsam beni en arkaya atamazsın demekti. Bas gitar o kadar değerli! Bir bas-gitarcı çok fazla şeyi yapabilir. Yeni kurulan kulüplerde bile bas gitar anfisi en arkada. Yahu arkadaş hiç mi dinlemediniz? Hiç mi anlamıyorsunuz müzikten? Ne kadar harika bir alet ve müziğin kökü olduğunu hiç mi anlamadınız? Nasıl bir şeysiniz siz? Bas gitaristler kendilerini de öne atmayı sevmeyen insanlar.

>>Tam da onu soracaktım. Siz neden front-band olmayı sevmediniz?
Karakter meselesi. Çok konuşmayı da sevmem. Ya enstrüman benim karakterimi yarattı ya da bas gitar öyle bir enstrüman ki ben kendimi ona yakın hissettim. Bunu bilmiyorum. Ama ben bas gitarla özdeş oldum. Günlük hayatımda da az konuşurum. 7-8 cümle kurduğum gün olur. Konuştuğum zamansa konuşurum. Aynı orkestrada bas gitarın görevi gibi. Bas gitar gol atmaya çalışamaz. Golü hazırlamak ve golü yememektir bas gitarın görevi. Fazla değil; yerinde çalmak önemli.

>>Bas gitar çalmasaydınız başka ne çalmak isterdiniz?
Yemin ediyorum hiçbir şey çalmak istemezdim. Bas gitarı o kadar çok seviyorum ki… Bas gitarın çıkardığı ses, “kesin geveziliği!” diyor. Haha!

>>Albümün kartonetinde, teşekkür yazısında “Bas şarkılarını yaptığım ortam var mı? Hayır” diyorsunuz. Bu ne demek?
90’lı yıllardan bahsediyorum. Bildiğim kadarıyla birtakım semtlerin moda olmadığı dönemler. Bunlardan birisi Ortaköy. Ortaköy o zamanlar ‘fakir cumhuriyeti’. Bizim gibi insanların, iş bulamayan tiyatrocuların 1 liraya çay içebildiği bir yer. Üniversite ortamı gibi idi. Müzik, bale, tiyatro vs. sanat camiası olarak orada buluşabiliyorduk. Birbirimize gaz verdik. “Tiyatro yapacağız” diyene “Müziğini yapalım” diyorduk. Böyle bir harala gürele vardı. Çok besleyicidir. Erkan Can’lar, MFÖ’ler… Herkes oradaydı. O ortam yok yani. Şimdi git bak bakalım hadi Ortaköy’e… Rüya gibiydi.

>>Özlüyor musunuz?
Özleyerek yaşayamazsınız. Şimdi buradayım, Kuzguncuk’ta.

>>Nostalji bir hastalık mı?
Kesinlikle bir hastalık.

>>90’lar müziğine özlem duymamız da öyle o zaman…

Tabii ki, hastalık. Bitti o. Bir daha o olmaz. Bir daha yaşayamazsın. Bu yaşımda bahsettiğim Ortaköy zamanlarında da olmak istemem.

O kültürü yaşayamıyoruz diye benim ve benim neslim için de üzülür müsünüz peki?Hayır. Siz de kendi kültürünüzü kendiniz yaratmalısınız. Ortaköy’deki o ortamı biz yaratmıştık. Orası boktan bir yerdi. Sonra kumpirciler, waffle’cılar
doldu.

>>Demin alternatif müzikten bahsettiniz. Nedir alternatif?
Caz müziği yapmak için ilk şart enstrümanda usta olmaktır. Alternatif dediğinizde ise adamın biri saçma sapan bir şey çalıyor. Gitarın akorunu yapamamış, ben alternatifim diyor. Nasıl alternatifsin arkadaş? Alternatif dediğin şey ne biliyor musun? Doğru dürüst iş yapanlara şimdi alternatif diyorlar. Yetkin insanların yaptığı müziklere şimdi alternatif diyorlar. Kardeşim yapılması gereken müzik ve yazılması gereken sözler bunlar zaten. Bülent Ortaçgil alternatif mi? Hayır, ötekiler alternatif. Yapılması gereken şey bu müzikler, yapılmaması gereken diğerleri alternatif. Hakikaten alternatif çünkü ben böyle söz de beste de duymadım. Her ülke kendi standardını belirlemeli. 3 akor öğrenip beste yapmış kişilerin yaptığı işler alternatiftir. Yakışıklı ve güzel olan alternatifin de ötesindedir. Bir çocuk çıkmış mesela. Acayip yetenekli, şöyle güzel, böyle iyi… Acaba çocuk kel, şişman ve kısa boylu olsa da öyle denir miydi? Hayır. Genç kadınların ilgisinden dolayı çok yetenekli deniliyor. Hayır çok yakışıklı.

>>Ama gerçekten çok da yetenekli insanlar var. Onların hakkının yendiğini düşünüyor musunuz?
Elbette. Hattâ sadece bunu düşünüyorum. İşini iyi yapan insanların hakkının yendiğini düşünüyorum. Bizde hâlâ memleketçilik üzerinden iş dönüyor.

>>Hak arayıcı kurumlarda olanlar da çok acayip. MESAM mesela…
Orhan Gencebay, nerde yöneticilik yapmış? Ne biliyor yöneticiliğe dair? Böyle bir kurumu yönetecek kapasitede ne eğitim almış? Teliflerin dağıtılmasından ne anlar? Bence meslek birliklerinin CEO’lara ihtiyaçları var. Sen nereden anlayacaksın? Bana 10 lira ver nasıl değerleneceğini bilmem. Orada milyonlarca para dönüyor. Kurulda olabilirsiniz ama işi bilen, hukuğu bilen insanların olması lazım. Olanları şaşkınlıkla izliyorum. Orhan Gencebay çıktığı andan itibaren ezilmişlerin sesini yükselten bir insan idi. Dediği “Benim tuzum kuru” lafını düşünüyorum… ‘Ezilmiş sanatçı’ diyor. Bu ne demek? Sen bunu nasıl telaffuz edersin? Ezdirme o zaman. Ev yaptır, arsa yaptır… O kadar para nereye gitti, kimse bilmiyor. Sen benim müziğimi bedavaya mı dinlemek istiyorsun? Ben müziği bedavaya mı yapıyorum? Arabam çarpıldığında tamirciye gittiğim zaman bedava mı yapıyor adam? İnsanlar bunu neden anlamıyor? Müzik paralıdır. Zamanında Kayahan’a da demiştim. Hırsızlığa korsan denmemeliydi. Çünkü ‘korsan’ lafının toplumda olumlu bir yansıması var.

>>Albümdeki çok başarılı isimlerle çalıştınız. Nasıl bir araya geldi?
Bence her isme de bu soruyu sormak lazım. Gürol Ağırbaş’la çalışmak nasıl diye. Ama hikâyeyi soruyorsan şunu söyleyebilirim, besteler birikmişti, hangi şarkıyı kime söyleteyim diye düşündüm. Ama en enteresanı Elif Çağlar’la oldu. Çünkü hiç tanımıyordum. Aradım, “Tabii abi” dedi. Ertesi gün geldi canım benim. O kadar hoşuma gitti ki. Şevval, Birsen, Hüsnü, Bülent, Jehan, Ceylan… Hepsi arkadaşım. Hiç zor olmadı.


>>Başka eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Var! Babamla ilgili neden bir şey sormuyorsun yahu? Hep popülere kaçıyorsunuz. Babam davullar çalmış. Onu aldım, ritim ürettim ve beste yaptım. Abim, babam ve ben bir şarkıda buluştuk. Albümün en can alıcı noktası bu. Koşan Çocuk şarkısı. Kimse bunun üstünde durmuyor. Benim için albümün en duygusal noktası. Kimse dokunmuyor. Sana da bu yüzden çok kızıyorum. Babam 54 yaşında ölmüş ve ben yıllar sonra babamla beraber çalıyorum. Hiç duygusal değilsiniz!

>>Neden Koşan Çocuk adı?
Hiç durup da bir çocuğun “Baba, baba!” diye koşuşunu izledin mi? 30 yaşına kadar babandan nefret ediyorsun ve sonra yanında olmasını istiyorsun. Olsa tekrar koşar mısın? Şimdi babam olsa koşarım. O yüzden Koşan Çocuk. Gerisini boşver, albümde gözümü yaşartan şey bu şarkı.