Başbakan, Başkomiserliğe terfi etti
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR
Polis devletine de böylesi yakışırdı.
Polis devletine de böylesi yakışırdı.

Bu unvan, polis devletinde fahri bir unvandır; şahsım tarafından verilmiştir. Hani üniversitelerde fahri profesörlük veriliyor ya, öyle bir şey...

Ama mutlaka baş imamlık da hâlâ ukdesindedir. Şeyhi de bildik bir yerde, okyanus ötesindedir. Başkomiserin “amiri” de okyanus ötesinde... ABD tarafından, bölgedeki “karakol” misyonu boş yere yüklenmiyor bu ülkeye.

Ama Başkomiserlik, çok yakıştı.

Başkomiser dedim, imam dedim; çağrışım işte, aklıma yatsı namazıyla ilgili bir soru geldi:

Yalancının ampulü hakikaten yatsıya kadar yanar mı?

Bir kere... Karşımızdakiler: Seri yalancılar... Seri yalancılar seri yalanlar işlemeye devam ediyorlar. Seri yalancılar gerçekleri birer birer katlediyorlar.

En son cinayetlerini Hopa’da işlediler.

Hopa! Şu memleketin en güzel gerçeği... Ve Metin Hocamız, şu toplumun en delikanlı, en devrimci gerçeklerinden birisi. Seri yalancılar işte bu gerçekleri katlettiler. Seri yalancılar gözaltına aldıklarına gerçek işkence yaptılar. Ve hakkını isteyen herkese “eşkıya” diye saldırarak, tarihte layık oldukları ceberutluk saflarında dımdızlak kaldılar.

Çünkü mesela 12 Mart darbecileri, o günlerde Mahirler, Denizler için “şehir eşkıyası” derlerdi. “Eşkıya”nın anlamı sadece haydut değil; egemenlerin dilinde, kendisine karşı koyandır. Yoksulun dilinde, toplumsal belleğinde de asidir. Efsanedir. Ceberut ağaya, beye diz çöktürendir.

Peki hırsızın, uğursuzun adı nedir? Haramidir! Hopalılar ve Metin Hoca harami düzenine kafa tuttular. 12 Martçıların takipçisi bir Başkomiser tarafından “eşkıya” diye suçlandılar.

Bunlar, anladık artık, iftirada, yalanda 12 Martçıları geçtiler, 12 Eylülcülerle, faşizmin daniskasıyla yarışıyorlar! Faşizmin bir ayağı demagoji, yani yalan, yani bu boyutta işlem tamam. Faşizmin ikinci ayağı, terör. Hükümet işte bu iki ayağı üzerinde “dimdik” ayakta!

Ahmet Hakan da hatırlattı: 12 Eylül günlerinde... Onlar, TRT’de Ertürk Yöndem’e korkunç programlar yaptırır ve Kürtler için, “Bunlar din düşmanı” mesajını verdirirdi. “Bunlar bir avuç çapulcu” derdi. “Bunlar bir avuç eşkıya” derdi. “Alayı sünnetsiz” derdi. “Alayı Ermeni” derdi.

Şimdikiler ne diyor? “Bunlar Apo’yu peygamber biliyorlar” diyor. “Bunlar domuz pirzolasını çok sever” diyor. “Müslüman çocuklarını diri diri yakıyorlar” diyor. “Zerdüşt olmak için yanıp tutuşuyorlar” diyor. Alevilik kimliğini suçlama olarak kullanıyor, “anti-komünist alerjiyi” depreştirmeye çalışıyor.

12 Eylülcülerin sadece Kürtler değil, Fatsa için dediklerini de şimdi bunlar Hopa için tekrarlıyorlar. Çünkü hem “onlar” hem “bunlar”, her şey bir yana, “Tek Yol Devrim” sloganından çok ama çok korkuyorlar. Bu yüzden 30 yıl önce yalan söylemişlerdi, bu yüzden 30 yıl sonra seri yalanlarına devam ediyorlar.

12 Eylülcüler de anayasa referandumunu ezici çoğunlukla kazanmıştı. Şimdi bunlar da haziran seçimlerini büyük bir ihtimalle ve büyük bir çoğunlukla kazanacaklar.

Çok yazık.

Seri yalancıların ampulleri yatsıdan sonra da sönmeyecek... Çünkü bunlarda yalan bitmiyor, bitmeyecek. Çünkü yatsıdan sonra sönecek ampullerine karşılık yatsıdan hemen önce seri şekilde yeni ampuller takıyorlar, takacaklar...

Çok yazık.

Bu memleketin insanları arasında ve çoğunlukla hâlâ ve yine seri yalanlara inanmaya, ortak olmaya yatkın yeterince “seçmen” var. Ve böylece yine kazanacaklar. Ve yine demokrasi kazandı diyecek seri yalancılar.

Yani? Geçen seçimlerde Başimam seçilmişti. Bu seçimde üstüne bir de Başkomiser seçilecek, “baş kişi” (tek adam] niyetine. “Darbe yerine” değil “darbe gibi” seçimle yine gelecekler.

Sevsinler demokrasinizi.

Sonuç olarak bütün bu haltlarına rağmen yine seçim “kazanacaklar” ya...  Racon kesip bunlara “helal olsun” demeyeceğiz elbette... “Haram olsun, zehir zıkkım olsun” demekle de yetinmeyeceğiz: Haram edeceğiz, zehir zıkkım edeceğiz, harami düzenlerini.

Çünkü direnmeye devam edeceğiz.

Çünkü bizler bütün hırsızlıkları, arsızlıkları, üçkâğıtları gördük... Elbette bizim de “kabahatimiz” var... Ama Nasrettin Hoca sormuştu ya: Hırsızın hiç mi kabahati yok? diye. Elbette asıl kabahatli, onlar, hırsızlar:

Hem hırsızlar, hem seri yalancılar ve bu yüzden harami düzenlerinin altında kalacaklar.

 

***

İbo’ya zorunlu çağrı: İbo Çeşmeci, kardeşim, yoldaşım! Sen direnerek kazanansın, direnmekten vazgeçme sakın. Hadi artık, sesimizi duy, geliyorum yanınıza de, hadi be...