Başıma bir iş gelmeyecekse Fazıl Say'ı destekliyorum
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
Fazıl Say; yeni ileri demokrasinin yeni kurbanı.

Fazıl Say; yeni ileri demokrasinin yeni kurbanı. İnsanların, protesto ettiği için biber gazına boğulduğu, grev yapanların işlerinden kovulduğu, kadınların en mahrem alanına sakınılmadan girildiği, bir caz sanatçısının, bir televizyon kanalına davet edilirken, kılık ve kıyafetine dikkat edilmesi yönünde uyarıldığı, parasız eğitim pankartı açan öğrencilerin hapis cezası aldığı bu dönemde, kendini aşağılanmış hissetmeyenler, Fazıl Say’ın birkaç cümlesiyle ayaklandılar. Orhan Pamuk’u, Elif Şafak’ı, Hrant Dink’i  yargılayan Orta Çağ zihniyeti taşlayacak başka bir aydın daha buldu. Siz bu yazıyı okuduğunuzda belki konu eskimiş, unutturulmuş olur. Say’ın Twitter’daki çıkışlarını anlamsız bulabiliriz, onunla aynı görüşte, inançta olmayabilir ve hatta müziğiyle bile ilgilenmiyor olabiliriz. Bütün bunların hepsini toplayıp onda ve başkalarında sevmediğimiz herşeyle çarpabiliriz. Sonuç kimseyi ilgilendirmez. İlgilendirmemeliydi. Hele hukuk konusu hiç olmamalıydı.
Fazıl Say’ı bir kez canlı dinleme şansım oldu. Paris'teydi ve tek bir kişilik boş yer yoktu. Kendisini tanımam. Kimilerinin dediği gibi küstah da olabilir kibirli de. Bilemem. Benim savunduğum Fazıl Say’ın din, politika, hayat, müzik üzerine düşündükleri, söyledikleri değil, bunları düşünebilme ve söyleyebilme özgürlüğü. Bir insanı herkesin sevmesi mümkün değil elbet. Bir görüşün herkes tarafından onaylanması olanaksız. Bir inancın da herkes tarafından benimsenmesi insanın yaradılışına aykırı. Ancak sırf herkes gibi düşünmediği için doğduğu, büyüdüğü ülkesinden uzakta yaşamak zorunda bırakılan ve dilini bile bilmediği bir ülkede mezara konan insanların yerine koydunuz mu kendinizi? Evsiz, dilsiz, yersiz, yurtsuz bırakılmış, kendi evlerine yabancılaşan, dışlana aydınlar… Aydınlarımız: tehlikeli ve yasak saydıklarınız. Say, sadece başarılı bir Türkiyeli piyanist olarak başka ülkelere gitmiyor, o Aşık Veysel’i de götürüyor gittiği yerlere, Kara Toprak’ı da tanıtıyor, Nâzım’ı da taşıyor beraberinde, cehaletin öldürdüğü Metin Altıok’u hatırlatıyor.
Bir toplum nasıl aşağılanır? Cevabı son zamanlarda çok fazla karşımıza çıkmıyor mu? İşimize gelince «sana katılmıyorum ama fikirlerini ifade edebilmen için canımı bile veririm», işimize gelmeyince «önümüze gelene bin tekme.» Yapılmaya çalışılan, en temel insan haklarından biri olan düşünce özgürlüğünün, sanal dünyada bile korku ve sindirme politikalarıyla yok edilmeye çalışılmasından başka bir şey değildir. Kamu barışını tehlikeye atan birileri varsa, onlar Say gibi sanatçılar değil, linççilerdir. Tehdit, aşağılama, kin diye tanımladıklarınızı müzikte, edebiyatta aramak yerine gündemi takip etmeniz, biraz televizyon seyretmeniz yeterli olacaktır. Aradığınızdan çok daha fazla kötülük bulacağınızı garantiliyorum.  Fazıl Say’a «hangi kerhanede dünyaya geldin» diye soran zihniyeti ayıplıyorum! Fazıl Say’ı destekliyorum!