Başka bir şey!
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Ali Koç’un Koray’ın tabutunu taşıyan resmini görünce “Bu başka bir şey” diye düşündüm.

Gerçekten de başka bir şey…

Hiçbir şey, gencecik bir insanın ölümünün üzerinde değer kazanamaz. Hele hele bir futbol maçının skoru ya da çıkan olaylar diye adlandıracağımız saçmalıklar…

Fenerbahçe taraftarının bir derbi maçında, arkadaşlarının ölümü üzerine stadı boşaltmaları gerçek bir duruş içeriyor. Bir takımın taraftarı olmak, onu körü körüne bağlılık ve skor histerisi içine sokamaz. Aksine, taraftarlığın gerçek bir duyarlılık içerdiğine sahip değer olduğunu unutmamak gerek.

Bu hassasiyet benim gibi düşünenler için öncelikli ayrıcalıktır. Takımlarda başkan, yönetim, teknik heyet, futbolcular bu konuda duyarlılıklarını ortaya koyduğunda o zaman misyon kimliğinin içeriğine sahip olduğunu ortaya koyar.
Beşiktaş taraftarının, Van depreminde çocuklara verilmek üzere sahaya attıkları atkılar, şapkalar, eldivenler… Hepsi bir ayrıcalık içeriyor. Bu duyarlılıktır.

Tabii ki bu duyarlılıklar çok sınırlı alan içinde kalarak istenilen sosyal etkiden çok uzak, zaman zaman ortaya çıkan bir zaman dilimine sahip.

Bu aynı zamanda entelektüel bir birikim ister.

Bunun için, ortaya çıkması gereken davranış şekilleri kültür kodları sayesinde kurumsal kimlik kazanarak kalıcı olmak zorundadır. Kültürel davranış kodları, tarihsel süreç içeren ve toplum tarafından kabul edilerek uygulanan davranış şekilleridir.

Futbolun bir spor branşı olduğunu düşündüğümüzde, öncelikle spor alanındaki kültür kodlarının iki yönüne sahip olması gerekir. Birincisi; toplumsal davranış kodlarındaki ‘ahlaki’ kuramlar… İkincisi; küresel alana sahip olmasından dolayı, her toplum tarafından kabul edilmesi gereken ‘etik’ değerlerdir.

Biz futbolu bir spor oyunu olarak kabul ediyorsak küresel kuralları kabul etmemiz zorunludur. Ancak o zaman futbolun gerçek alanında bir ‘rol’ edinebiliriz.

Bunun en belirgin özelliği, üretim yaparak ve bunları bu küresel alanda değer olarak kabul edilmesini sağlamaktır.

Ama gelin gör ki bu alan için gerçek bir donanım sorunu ortaya çıkıyor. Maalesef, biz böyle donanımlı bir insan gurubuna ve bunların sayesinde uygulanacak program ve yönetim mekanizmasına sahip değiliz.

Kulüplerin yönetim şekli, federasyonun siyasallaşması ve özerkliğinin tartışılır hale gelmesi, antrenör ve futbolcuların futbolu ‘rant’ kurgusu içinde ‘araç’ olarak kabul etmesiyle ortaya insan kalifiyesi bakımından da ekonomik anlamda da ‘cari’ açık çıkıyor.

Bu kurgu, kendine has insan modelleri üretiyor. Ama bu modeller, bizim talep ettiğimiz ve ihtiyacımız olan küresel değerlere sahip, bizi bu alanda başarıyla temsil edecek donanımlara sahip insanlar değiller.

Aksine, hepsi birer yöresel figür. Zaman zaman bu küresel alanda çalışma şansı yakalasalar da yöresel davranış kodlarından kurtulamayarak o alanlarda da aynı şekilde yaşama istek ve tavırları onların ‘ret’ edilmelerine neden oldu.
İşte bu ‘ret’ ediliş nedeniyle, hepsi bu ülkedeki ahlaki davranış kodlarının önemsizleştiği ortamda, dayanaksız ve bencil davranışlarının ‘doğru’ olabileceği cesaretiyle futbolu ‘manipüle’ ederek sadece kazanç alanı haline getirdiler.

Terim, Arda, Hasan Şaş, Ümit, Burak, Caner… Bu alandaki uygulayıcı profilin ‘ret’ edilmiş temsilcileridirler.

Demirören, Orman, Albayrak, Cengiz, Namoğlu ise, bu alana nasıl dahil oldukları ve bu isimlere cesaret verip, aynı zamanda ‘rant’ kurgusunun ortamından yararlanarak ‘manipülasyona’ nasıl sebep oldukları belli insanlardır.
2024 yılında Avrupa Ligi kurulduğunda hiçbir Türk takımı o alana giremeyecek.

Artık o süreçte Terim, Arda, Şaş ve diğerleri Altan’ın Kıraathanesi’nde, Fikret Orman ve makbuz arkadaşları her zaman ki ocak başında, Yıldırım Demirören’de Ziraat Bankası sosyal tesislerinden maçları dekoder aracılığıyla seyrederler.