Başka bir Uruguay
FIRAT TOPAL FIRAT TOPAL
Uruguay, hayatla mücadeleden çok onunla iyi geçinmeyi hedefleyen insanların ülkesi ama bu ülkede yoksulluk ve eşitsizliğin olmadığından da bahsedemeyiz

Uruguay’ın Türkiye’de hatırı sayılır bir popülaritesi var. Ekonomisi Güney Amerika’nın diğer ülkelerine göre oldukça istikrarlı olan, yaşam kalitesi endekslerinde kıtanın liderliğini uzun süre kimseye bırakmayan, bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma altına alan, buna ilave olarak LGBT bireylerin haklarında da öncülük etmiş bu 3,5 milyonluk ülke, tüm dünyada örnek gösterilir bir hale geldi. Buna bağlı olarak son yıllarda hızla yayılan, Uruguay vatandaşlığına geçme isteği ve Uruguay’a yerleşme hayali de doğru-yanlış birçok bilgiyi beraberinde getirdi.

Efsane başkan José Mujica

Bu olumlu imajın sebeplerinden birisi de artık bir sembol haline gelmiş olan eski Devlet Başkanı José “Pepe” Mujica. Kendisi “dünyanın en yoksul başkanı” olarak lanse ediliyordu dünya basınında, ancak hemen her röportajında bunun doğru bir ifade olmadığını belirtiyordu. Bunu, çok fazla şeye ihtiyacı olan, sahip olduklarıyla hiçbir zaman yetinmeyen ve daha fazlasını isteyen insanlara fakir denebileceğini ileri sürerek açıklıyordu. Mujica, görevi bırakmasına rağmen hâlâ tüm dünyada bir fenomen. Biz de hayatımızın en uzun uçak yolculuğunu yapıp Frankfurt’tan Buenos Aires’e uçmuşken, çok uzaklardan hoş gelen davulun sesinin o ülke topraklarında nasıl yankılandığını yerinde tecrübe etmek istedik.

Güney Amerika’ya sadece Uruguay’ı ziyaret etmek için giden turist sayısı yok denecek kadar az. Buenos Aires ile arasında 1 saatlik bir deniz yolu bağlantısı olan ülke, genellikle Arjantin yolculuklarının bonusu olarak görülüyor. Bu noktada Arjantin ile Uruguay arasındaki çekişmeye de değinelim. Arjantin ekonomisi 10 yıl önce çöktüğünde Uruguay ayaktaydı ve bu onlara karşı tek yönlü bir kıskançlık duygusu başlattı. Üstelik Uruguay, Arjantin’in her fırsatta hissettirmek istediği, Latin Amerika’nın Avrupai ülkesi sıfatına da ortak oluyor. Hem de bunu daha sakin, rahat ve barışçıl biçimde yaparak.

Buenos Aires’ten Uruguay’a götüren gemiden indiğinizde, insanlardaki o daimi acelecilik ve bir yerlere yetişme çabasının yerini kendisini daha fazla akışa bırakmış bir hayat tarzının aldığını görüyorsunuz. Bir önceki Endülüs yazısında bahsettiğimiz “tranquilo” yani sessiz, sakin, yavaş olan karakter Uruguay’ın da geneline hâkim.

Arjantin’le tatlı bir çekişme

baska-bir-uruguay-256528-1.

Arjantin ve Uruguay arasındaki çekişmeye konu olan iki kültürel unsur daha var. Tango ve aşağıda bahsedeceğimiz mate.

Buenos Aires ile Colonia del Sacramento arasında çalışan 3 denizyolu firması var. Biz bütçeniz ve zamanınıza göre Buenos Aires’in merkezinde, Avenida Cordoba’nın sahile ulaştığı noktadaki terminalden kalkan Buquebus ve Seacat Colonia şirketlerini tavsiye ediyoruz. Üçüncü firma Colonia Express ise gemilerinin kalitesizliği ve limanın bulunduğu muhitin hafiften hadiseli olmasıyla ünlü bir şirket. Buenos Aires’ten kalkan gemilerin yolcularını bıraktığı yer UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olan 27 bin nüfuslu Colonia del Sacramento kasabası. Özellikle sabah saatlerinde kasabaya gelip taş evlerin arasında, henüz kalabalıklaşmamış sokaklarda turlarsanız şehrin ruhunu gerçek anlamda hissedebilirsiniz. Colonia’da birkaç saat geçirmek, iyi bir kahvaltı ve Uruguay’ın geleneksel içeceği “mate”yi tatmak için iyi bir bahane. Bu içeceği ulusal olarak ilan eden ülke Arjantin, ancak hakkını veren ülkenin Uruguay olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Colonia sonrası 2 saatlik bir otobüs yolculuğu sonrası Montevideo’ya ulaşıyorsunuz. Montevideo’yu Plaza Independencia’yı baz alarak eski ve yeni olarak ayırmak ve buna göre gezmek mümkün. 18. yüzyılın ortalarında gelişmeye başlayan Montevideo’nun o zamanlardan kalan binaları daha çok Ciudad Vieja adı verilen tarihi kısımda. 20. yüzyıl ile beraber Plaza Independencia bu tarihi kısmın doğu sınırı olarak kabul ediliyor ve şehrin yeni kısımları yapılanmaya başlıyor. Şehir merkezinde görülmesi gereken Uruguay Ulusal Tarih Müzesi ve Teatro Solis gibi mekânlar da var, ancak Montevideo’nun keşfedilmesi gereken yanları başka yerlerde. Yazının bundan sonrasını başkent Montevideo’da es geçilmemesi gereken 5 aktiviteye ayırdık.

1-Mate: Çobanpüskülü bitkisinin bir türü olan yerba mate yapraklarının kurutularak toz haline getirilmesinden yapılan bu içecek için güçlü aromalı bir yeşil çay diyebilirim. Herhangi bir alkol ya da uyuşturucu içermiyor ancak içinde kafeine benzer şekilde etki eden uyarıcılar bulunuyor. Mate için tasarlanmış özel bardaklarda ve çay kaşığı/kamış karışımı olarak niteleyebileceğimiz “bombilla” yardımıyla içiliyor. Çaydan farkı ise tüm suyun aynı anda bardağa dökülmeyip birkaç yudumda bir yenilenmesi.

Mate aynı zamanda, Uruguay’a ayak bastığınız anda karşınıza çıkan acayipliklerden veya güzelliklerden birisi. Ülkede sokakta yürüyen her 10 kişiden 9’unun iki eli de dolu, zira birisinde mate bardağı diğerinde de termos var. Eğer yanlarında bir başka şey taşımaları gerekiyorsa bunu termosu koltuklarının altına sıkıştırarak yapıyor, işe onunla gidiyor, durakta onunla otobüs bekliyor, parklarda onunla oturuyor, sahilde onunla turluyorlar. Koltuğunun altında termos ve bir elinde mate bardağı varken araba kullanan taksi şöförlerini görmek dahi mümkün.

2-The Rambla: Montevideo sahilinin 22 kilometrelik yürüme parkuru. Özellikle hafta sonunda üç caddenin birleşmesinden oluşan bu uzun sahil yolunda köpekleriyle yürüyüşe çıkan çiftler, balık tutanlar, paten ve kaykaycılar (onlar için bir pist dahi var), bisiklet sürenler ya da sadece sahile oturup sohbet eden Uruguaylılar başkent deniz kıyısını şehrin buluşma noktasına çeviriyorlar. Mate yine onlara eşlik eden içecek. Geleneğe göre eğer grup halinde içilecekse grubun bir üyesi mateyi ve termosu getiriyor ve içecek elden ele dolaşıyor. Özellikle hafta sonlarında hayat dolu bir mekâna dönüşüyor The Rambla.

baska-bir-uruguay-256529-1.

3-Mercado del Puerto: Uruguay aynen Arjantin gibi kırmızı et tüketiminin had safhada olduğu ve “asado” adı verilen et pişirme tekniğinin günlük aktiviteye dönüştüğü bir ülke. Sokak satıcıları büyük ızgaraların üzerinde hazırladıkları etleri sandviç olarak müşterilerine satarken; Mercado del Puerto adı verilen, birden fazla restoranın toplandığı markette porsiyon halinde müşterilere veriliyor. Bu mekânı Haydarpaşa Garı’nın içerisine kurulmuş Çiçek Pasajı gibi düşünebilirsiniz. Tabii bu markette ızgaralar devasa boyutta. Mercado del Puerto, Ciudad Vieja’da yer alıyor ve öğle yemeği zamanında ziyaret ederseniz kalabalıktan sıyrılabileceğiniz bir damak tadı tecrübesi. Zaten her gün saat 18:00’de kapılarını kapatıyor. Yol üzerinde hediyelik eşyalar ve arşivlik malzemeler satan tezgahlara uğramayı da ihmal etmeyin.

4-Estadio Centenario: Uruguay ilk dünya kupası finalinin yapıldığı ülke ve finalde Arjantin’i mağlup ettikleri Estadio Centenario 13 yıl sonra asrı devirecek bir mabed olarak dimdik ayakta. Şehir merkezine uzak olsa da eğer Montevideo ziyaretini ülkenin en büyük iki takımından birisi olan Penarol’un iç saha maçlarından birisine denk getirebilirseniz hele hele bu Montevideo derbisi Penarol-Nacional olursa hiç unutamayacağınız bir tecrübe yaşayabilirsiniz.

5- La Feria Tristán Narvaja Bit Pazarı: Pazar günleri Tristan Narvaja Caddesi’ne kurulan bu bit pazarı mutfak malzemesinden, antikalara, kıyafetten, yiyeceklere kadar her şeyi bulabileceğiniz 200 metrelik uzunluğunda bir pazar ve Uruguay dönüşünde birkaç hatırayı yanına almak isteyenler için ideal. Tabii oldukça yavaş ilerleyen bir kalabalığı göz önüne almanızı hatırlatalım.

baska-bir-uruguay-256530-1.

6- Bonus-Dulce de Leche: Nutella’nın Güney Amerika versiyonu diyerek basitleştirmemek lazım ama süt ve şekerin uzun süre ve ağır ateşte pişirilmesi sonucunda elde edilen bu yoğun krema ya kahvaltıda ekmekle tüketiliyor ya da kek, kurabiye gibi hamur işlerine katılıyor. Bir nevi süt reçeli de diyebiliriz ve en azından dönüş yolculuğunda bavulunuza küçük bir kutu yerleştirebilirsiniz.

***

“İDEAL” DEMEK ZOR...

Yazının bu bölümünde de Urugay hakkında başta bahsettiğimiz kulaktan dolma bazı bilgilere değinelim. Uruguay, çok değil son 100 yıl içinde özgürlükler açısından oldukça sıkıntılı dönemler geçirmiş, Güney Amerika’da bu özgürlükleri olabilecek en üst düzeyde güvence altına almış ve hayatla mücadeleden çok onunla iyi geçinmeyi hedefleyen insanların ülkesi. Tabii ortada yoksulluğun, eşitsizliklerin olmadığı bir ülkeden bahsedemeyiz. Montevideo ile Colonia arasında gidiş dönüş otobüs yolculuğu sırasında şehrin hemen dışındaki mahalleleri yakından görme şansımız oldu ve gecekondu bölgelerindeki zor yaşam koşullarına yakından tanık olduk. Pepe Mujica da, Uruguay’ın tatil beldesi Punda del Este’de senede sadece 20 gün kullanılan yazlık evler varken, Montevideo’da altında ısınacak bir çatısı olmayan evsizlerin bulunmasından şikâyet ediyordu zaman zaman. Bu yüzden bu küçük ülke için “ideal” kelimesini kullanmak zor olabilir, ancak kış mevsiminde dahi sıcak olan iklimi, komşu Arjantin’e göre daha uygun fiyatları ve birkaç kez tekrarladığımız o sakinlik Uruguay’ı mutlu bir hayat sürmek için önemli alternatiflerden birisi yapıyor.