Başka şehirlerden futbol hikâyeleri...
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Ülkemdeydim bir süredir, doğup büyüdüğüm güzel ama bir türlü huzuru bulamayan topraklarda... Sahillerinde eller havaya eşliğinde Serdar Ortaç şarkıları, dağlarında kurşun sesleri, öylesine tezatlarla dolu, öylesine çaresiz, öylesine yorgun... Sonra, dönüş yollarında şairin dizeleri geldi aklıma:

“Çoktan kaybolmuş bir şeyi/arayan biri gibi ısrarla/mekik dokuyorum kaç yıldır/Londra'yla İstanbul arasında/Kavafis'in şehri gibi oysa...”

İki farklı coğrafyada, iki farklı yaşam...

Öylesine farklı ki, adına futbol dediğimiz o güzel oyuna bakış bile bir başka bu diyarlarda. Anlatayım…

İstanbul’dan uçağa bindiğim saatlerde, Fenerbahçe’nin son haftalardaki kötü görüntüsünden sorumlu tutulan teknik direktörü yerden yere vuruyordu ülke basını. Düne kadar, ‘kocaman’ olan sevda, şimdi kocaman sıkıntıya dönüşmüştü. İki yenilgide ters yüz olmuştu her şey, iki yenilgide ortalık toz duman...

Sonra, üç saatlik yolculuğun bitiminde, farklı bir futbol hikâyesi karşıladı beni. Ada basınında; kuruluşu 1892 senesine dayanan, tarihi boyunca 38 teknik direktörle çalışmış Newcastle Unıted’ın, teknik direktörü Alan Pardew, yardımcıları John Carver, Steve Stone ve Andy Woodman ile olan sözleşmesini 2020 senesine kadar uzattığı yazılıyordu. 1969 senesindeki dandik kupadan bu yana kupa yüzü görmemiş bir kulübün, 2010 senesinden bu yana takımın başında olan 51 yaşındaki hocasına duyduğu güvendi uzak şehirlerde nicedir unutulmuş olan. Öyle olmasaydı, “Severek ayrılalım...” cümlesi taşınır mıydı bizim gazetelerin spor sayfalarının manşetlerine? Öyle olmasaydı, “Zamanı gelince severek ayrılırız!” cümlesini kullanır mıydı teknik direktör, o kötü basın toplantısında? 1907 senesinde kurulmuş olan, tarihi boyunca çalıştığı teknik direktör sayısı yüze yaklaşan bir kulübün bunca huzursuzluğu, ülkenin futbola bakışını anlatıyordu aslında. Alex-Yıldırım-Kocaman üçgeninde rotasını kaybetmiş gemi misali sürükleniyordu 105 yıllık Fenerbahçe…

Siz bakmayın iki maç kazanınca suların durulduğuna, zaman en büyük yargıçtır, yazın bir kenara...

***

Bilir misiniz, 6 Nisan 1986’da “Kırmızı Şeytanlar”ın teknik direktörlüğüne getirilen Sir Alex Ferguson, ilk Premier Lig şampiyonluğunu 1992-1993 sezonunda, yani göreve geldikten yedi sene sonra yaşadı. İlk sezonunda ligi 11. sırada tamamlayan takım, 1997-1998 sezonunu Liverpool’un 9 puan gerisinde 2. sırada kapatıyordu. Ama sonraki sezon işler beklendiği gibi gitmedi. 1989-1990 sezonunda, United  hayal kırıklığı yaratıyor, transfer sezonunda büyük paralar karşılığı kadroya dahil edilmiş Neil Webb, Mike Phelan, Paul Ince, Gary Pallister, Danny Wallace bekleneni veremiyordu. 1989 senesinin Eylül’ünde, kapı komşusu Manchester City karşısında alınan 5-1 lik yenilgi, taraftarların sabrını taşırmış, Old Trafford tribünlerinde açılan, “Three years of excuses and it's still crap...ta-ra Fergie." (“Üç senedir hep mazeret ve takım yine b**tan. Elveda Fergie”) pankartı taraftarın ruh halini açık bir biçimde anlatıyordu. United o sezon güç bela kümede kalırken, Ada basını, “Ferguson için yolun sonu” başlıklarını atıyordu.

1990-1991 sezonunda toparlanmış gibi görünse de, ligi ancak 6. sırada bitirebildi Ferguson’un takımı. O sezon 17 yaşındaki Ryan Giggs takımla ilk maçına çıkıyor, ancak Anfield Stadı’nda Liverpool karşısında dört farklı yenilgiden kurtulamıyordu. 1992-1993 sezonunda ise Alex Ferguson ile şampiyonluk kupasını kaldıran United, 26 seneden sonra gelen şampiyonluğu kutluyordu.

Sir Alex Ferguson’un görevde bulunduğu sürede, Fenerbahçe 31 teknik direktörle çalıştı...

***

1996 senesinin Ağustos ayında, kuzey Londra’nın başarıya hasret takımı Arsenal, teknik direktör Bruce Rioch ile yollarını ayırıyor, Johan Cruyff’un takımın başına geçmesi beklenirken, 30 Eylül 1996 tarihinde anı sanı duyulmamış bir Fransız teknik direktör, Japonya’nın “Nagoya Grampus Eight” takımından ayrılıp göreve geliyordu. Ertesi gün, Londra’nın en bilindik gazetesi “The Evening Standard” bu beklenmedik gelişme için “Arsene Who?” (Arsene de kim?) cümlesini taşımıştı manşetlerine...

Wenger’le geçirdiği Ilk 9 sezonda ligi 2. sıranın altında bitirmeyen Arsenal, 1997–1998, 2001–2002, 2003–2004 sezonlarında Premier Lig şampiyonluğu yaşadı. En son kupasını 2004-2005 sezonunda (Federasyon Kupası) kaldıran kuzey Londra takımı, Wenger’in yıldızlaştırdığı futbolcuların birer ikişer takımdan ayrılması sonucu düşüşe geçerken, şampiyonluğa oynamasa da her sezonu ilk 4 içinde bitirerek Şampiyonlar Lig’ine gitmeye hak kazandı. Wenger’in döneminde 60 bin kişilik Emirates Stadı’na taşınan Arsenal bilhassa son sezonlarda parlatıp sattığı futbolcular sayesinde stadın yapımından doğan borcun büyük bölümünü kapattı...

Arsene Wenger’in görevde bulunduğu sürede Fenerbahçe 18 teknik direktörle çalıştı...

***

25 Nisan 1963 doğumlu İskoç teknik direktör David William Moyes, 2002 senesinin Mart ayında Liverpool şehrinin mavili takımının teknik direktörlüğune getirildiğine, 3. Lig takımı Preston’la şampiyonluk yaşamış futbol adamının tecrübesinin Premier Lig için yeterli olup olmadığı tartışılıyordu. Takım ilk sezonunu 7. sırada bitirirken, 2003-2004 sezonunu 39 puanla 17. sırada, küme düşen takımların hemen üzerinde bitirip, tarihinde en az puan topladığı o berbat sezona rağmen teknik direktörü ile devam etme kararı alıyordu. Ada futbolunun en köklü takımlarından Everton’da en iyi lig derecesi dördüncülük olan, görevde bulunduğu 10 senede hiç kupa kazanamayan David Moyes, (2009-2010 sezonunda sekizinci, 2010-2011 ve 2011-2012 sezonlarında yedinci) bir sezon daha takımının başında...

David Moyes’un görevde bulunduğu sürede Fenerbahçe 8 teknik direktörle çalıştı...

***

Geçenlerde “Türk insanının mutluluk anketi” adı altında yapılan bir araştırmaya denk geldim. İşini soran anketöre, asgari ücret karşılığında çalıştığını açıklıyordu orta yaşlardaki adam. “Eviniz kira mı?” sorusunu “Evet” olarak, borcu olup olmadığı sorusunu ise “Kredi kartına borç çok!” diye cevaplıyordu. İşte o anda ülkenin fotoğrafını çeken soruyu sordu anketör: “Mutlu musunuz?”

Gülümsedi asgari ücretle çalıştığını, kirada oturduğunu ve kredi kartı borcunun çok olduğunu anlatan adam. Tek sözcükten oluşan “Mutluyum!” cümlesi döküldü dudaklarından. Tamahkârlıkla biat etme arasında sıkışmışlar diyarında mutlu olmaktan başka çaresi yoktu belki, kim bilir belki de aykırılık gibi görünmesin diye...

Böyle bir mutluluk anketini Fenerbahçeli taraftarlar arasında gerçekleştirsek, ortaya nasıl bir sonuç çıkardı acaba, merak ederim...

Söyle Samet söyle, herkes duysun, kamuoyu duysun! Bu profilden kurumsallık, dünya kulübü çıkar mı?

Doğru mu Samet? Söyle, yazdıklarım doğru mu?