“Başka” türlü bir kıyamet!
Murat Meriç Murat Meriç

Memleket enteresan memleket. Gün geçtikçe karşımıza çıkan tuhaf ve bizi şaşırtan şeylerin artması, bir şeylere alâmet ama kim bilir neye? Kıyamet olabilir mi mesela? Çocukluğumuzdan beri titrememize sebep şeyleri hatırlayalım: Cennete gidememe korkusu, sırat köprüsünden geçerken cehennemin alevlerinde kendimizi bulma riski ve ötesi… “Tabağında lokma bırakma, köprüden geçerken sırtına biner”dan “kediye köpeğe vurma, köprüde ayağına dolanır”a uzanan rivayetlerle büyütüldük. İyi insan olmamıza katkısı vardır belki ama bugün, kedi – köpek (ve diğer bütün hayvanları) seviyorsam, sebebi sıratta ayağıma dolanacak olması değil. En azından bunu biliyorum artık.

Sırat meselesini düşünmeyi, aklım baliğ olduğu an itibariyle bıraktım. Bu saatten sonra toparlamam güç. Toparlamak istemem elbette ama yine de gözümün ucuyla olana bitene bakıyorum. (Son cümleye zorunlu zeyl: Bunu, “bak ‘erecek’, hazırlık yapıyor” olarak yorumlayacak insanlar olduğunu biliyorum ama sakin olun, düşündüğünüz gibi değil.) Son zamanlarda gördüğüm bir kısım şeyler, öğretilen kıyamet alâmetlerini çağrıştırdı; hafıza tazeleyeyim dedim ve ansiklopediye baktım. Elbette en ehil olanına.

Kozmolojik düzenin bozulması…

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayımlanan İslâm Ansiklopedisi, kıyamet alametleri meselesinde şunu buyuruyor: “Kozmolojik düzenin bozulmasından önce meydana gelecek olan ve bu sürecin jeolojik zaman ölçüsüyle yaklaştığına işaret eden belirtiler.” Tefsire gerek yok, ne olduğu açık. Tuhaf şeyler olacak ve sonrasında kıyamet kopacak. Peki neler bunlar? Ansiklopedi, alâmetleri şöyle duyuruyor: “İlmin ortadan kalkıp cehaletin yerleşmesi, sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması, zinanın alenî hale gelmesi, elli kadına bir erkek düşecek şekilde kadın nüfusunun artması, depremlerin sıklaşması, güneşin batıdan doğması…” Özetleyerek aldım.

Kadın meselesi karışık. Sadece nüfusunun artması değil, kadınların “sosyal konum açısından ön plana çıkartılacak” olması da dert. Boşuna demiyorlar, “en az üç çocuk” diye. Çocukluğumuzda bize öğretilen “Küçük Asker – Küçük Ayşe” şarkısındaki Ayşe gibi, bütün kadınların evde oturup bebek bakması ve yemek yapması isteniyor. Yazık ki öyle. Çalışan, ekonomik özgürlüğünü kazanan kadın, saltanatlarını salladığı için tehlikeli. Alâmetlerin bir kısmının kadınlarla alakalı olması, tesadüf değil.

İlmin ortadan kalkması fena ama bir diğer alâmet şöyle: “Kitapların sayısı artacak”. Peki ilim nasıl korunacak? Soruyu şöyle de sorabiliriz: “İlim”den kasıt ne? Sadece kitaplar değil, “yağmurlar ve yıldırımlar”ın çoğalması, “oyun ve çalgı aletlerinin ortaya çıkması” da birer alâmet. Oyun faslı bir yana kitap, yağmur ve çalgı sever bir insan olarak ne durumda olduğumu düşünmek bile istemiyorum.

baska-turlu-bir-kiyamet-153676-1.

Kıyamet, esasen bir başarısızlık hadisesi zira en büyük alametlerden biri, “yeryüzünde Allah veya lâ ilâhe illallah diyen bir kimse”nin kalmayacak oluşu. Dahası da var: “Kur’an’ın önemi insanlar tarafından unutulacak, namaz kılınmayacak, kader inkâr edilecek” ve sıkı durun “yıldız falına inanılacak”. Son alâmet hariç, diğerleri en azından bir süre daha kıyametin kopmayacağını gösteriyor. Gerçi yakınlaştığına dair alâmetler daha fazla. Mesela, “çobanların zenginleşerek bina yapmakta yarışması” bir alâmet. Çoban, Aysun Kayacı’nın ettiği bir lafla literatüre girdi, yakın zamanda Erol Evgin buna benzer bir şeyler söyledi –ki Erol Evgin’in siyasete bulaşması bile başlı başına kıyamet alâmeti!

Bina meselesi de önemli. Şu anda yapılan tek şey bu zira. Biliyorsunuz, “inşaat ya Resulallah” dedi birileri, ortalık kum doldu. Türkiye artık koca bir şantiye ve Menderes – Demirel – Özal üçlüsünü takip eden iktidar, inşaatlarıyla övünüyor.

İnşaat demişken, her yana kondurulan camileri unutmayalım. Alâmetlerden birinin altını çizeyim: “Mescitler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek.” Bol bol “büyük” caminin dikildiği şu zamanda, “ibadet”ten anlaşılan, baştaki insanla aynı camiye gidip namaz kılmak. Orada onunla görününce “ibadet” tamamlanmış oluyor. “Baş” bahsinde, şu alâmetleri de art arda sıralayayım: “Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak, yöneticiler insanlara zulmedecek, şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek…” Şunu da ekleyeyim hatta: “Toplumlar geçmişlerine lânet okuyacak.” Bizim lânetimiz, yakın geçmişe. Menderes dönemi hariç, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yaşananlar “zulüm” olarak kabul ediliyor.

Taksim’in göbeğine Topçu Kışlası’nı “yeniden” yapmak için inat eden iktidar, İstanbul’un en eski kışlalarından birini yok edebiliyor. Kasımpaşa’daki Kalyoncular Kışlası’ndan söz ediyorum. 2012’den beri restorasyonda olan bu şahane kışla, artık yok. Bahaneleri hazır: “Eskiydi, güçlüsünü yapacağız.” Oysa binalar yıkılmadan güçlendirilebiliyor. “Tarihe saygı gösteriyorum” derken tarihî binaları yok etmeleri, anlaşılmaz. Ankara’nın belediye başkanı, kentin en eski yapılarından biri olan Augustus Tapınağı’nın duvarını yıkıyor. “İnsanların başına taş düşebilir” gibi saçma sapan bir gerekçeyle üstelik. Görevi o taşın düşmesini engellemek olan, bunu beceremeyince, “kaza” ihtimalini kökten ortadan kaldırıyor.

Kıyamet alâmetleri bahsi uzar. Bu ara kıyameti kopartacak iki şey varsa, biri, Bülent Ersoy’un (hem de Trans Onur Yürüyüşü’nün yasaklandığı gece) cumhurbaşkanı ile yemek yemesi. 12 Eylül döneminde sahneye çıkması yasaklanan Ersoy, bugün, o dönemin uzantılarıyla yan yana gelmeyi marifet sayıyor. İnsanlar değişiyor, yapılabilecek bir şey yok.

İkinci alâmet, Ümit Besen’in rock albümü çıkartması. Yanlış olmasın, bu gibi “deneme”lere karşı değilim. Bilakis albümü sevdim. Yine de Ümit Besen bu topa girmeseydi, iyiydi. Müslüm Gürses’in ehlileştirilmesi kimsenin işine yaramadı. Ümit Besen mevzuunda da bu böyle. Bırakınız kendi gibi kalsın. İnanın böylesi daha iyi. Ha, Feridun Düzağaç’la “Okul Yolunda” söylemesi elbette şahane ama ne yaparsanız yapın Ümit Besen’den bir rock’çu çıkmaz. Bu albüm, olsa olsa onun ne kadar iyi bir yorumcu olduğunu kanıtlar –ki bu da tartışılır.

Besen, KadıköySahne’den Jolly Joker’e bir sürü mekanda elinde gitarıyla sahneye çıkarken bizi buna hazırlıyordu aslında. Kıyamet, böyle önceden haber vermeyecek; “ansızın” kopacak! Öyle ki, “bu sırada alışveriş yapanlar işlerini bitiremeden, yemek yiyenler lokmasını ağzına götüremeden, havuz yaptıran kişi havuzuna giremeden ve devesinin sütünü sağan kimse bunu misafirine ikram edemeden” olup bitecek her şey. Ansiklopedi, öyle diyor.

Alâmetler, tuhaf. Kimi inanılır gibi değil. İslâm Ansiklopedisi’ni hazırlayanlar bile, buna pek riayet etmemiş ve alâmetlerin çoğunun “zayıf ve uydurma” olduğunu bilhassa söylemek gereğini duymuş. Maddeyi yazan Yusuf Şevki Yavuz yapmış bunu.

Kıyamet belli ki yakın değil. Yine de alâmetleri ıskalamayalım. Hem kim bilir, belki de yakınımızdadır onu kopartacak olan?