Başkanın adamları
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Başlık çok tanıdık geliyordur sanırım.

Spor kulüplerinde, seçimle göreve gelen (!) başkanların hepsinin hiçbir sorumluluğu olmadığı halde süper yetkileri vardır. Özellikle maddi konulardaki yetkileri ve yetkileri kullanmadaki cesaretlerine bayılıyorum.

En önemli özellikleri de, zorla geldiklerini iddia ettikleri görevden nedense hiçbir şekilde ayrılmak istememeleridir.

Neyse, bu onların ve genel kurulların pazarlık sorunları…

Türkiye’deki tüm kulüp başkanları krizden beslenerek strateji belirlerler. Çünkü işin sistematik yapısını düzenli bir şeklide yönetmek; kişilere yetki vermek, kontrol mekanizmasını kolektif hale getirmek anlamını taşır ki bu bizim doğamıza ters!

Kontrol mekanizmasını kolektif kılmak! İşte bütün sorun burada…

Mümkün değil!

O, egoları tavan yaptığı anları yaşatmamak başkana ihanet olur.

Hiçbir başkan, yönetime kendi aldığı en yakın ilişkideki kişi ve bir alt kategoride çalışan sırdaşı dışında kimseyle bir şey paylaşmaz ve renk vermez. İşte süreç budur.

Hangi süreç mi? Tabii ki başkanın adamları süreci…

Artık, gizli gündemleriyle strateji belirleyen başkan kaygıları paranoyaya ulaşır ve kendisi için bir kontrol mekanizması kurar. İlk grup, başkanın sağında ve solunda kalan bir alt katmandaki görevlilerdir ki bunlar en alt katmanlara göre amir durumundadır. İspiyonculuğun da bir hiyerarşisi var!

Bunlar, başkanın tüm işlerini bilirler ve tüm resmi evrak işleri bunlardadır. Özel görüşmelerle süreç işlenir ve aslında kulübü reel anlamda bu yapı, yani başkan ve adamları yönetir. Yönetim Kurulu prosedürden öteye geçmez. Haliyle yönetim kurulu toplantılarında başkanın dediği olur her zaman.

Bir de, bunun dışında, kulüplerde sırdaş menajerler vardır. Kazı kazan oynarlar genelde hep beraber! Çantacı cin abilerdir…

Başkan, kaygılarından dolayı teknik ekip içine, takımın içine, muhasebe ve finans biriminin içine, idari işlere, reklam medya birimine, tribünlere, amigoların içine ve tüm alt katmanların içine kendi adamlarını yerleştirir.

Bu kişiler, başkana günlük rapor ve ispiyonlarını içeren adeta bilgi ağacı yollarlar. Hele hele akıllı cep telefonlarından sonra bunları tut tutabilirsen.

Bunlarda, yani başkanın adamlarında özgüven üst düzeydedir ve kendilerine inanılmaz emin görünürler ki; bilgi olarak negatif olsalar ve hatta IQ’ları ayakkabı numaralarından küçük olsa bile…

Ben futbol oynadığım dönemde de, üniversitede çalıştığım dönemde de bu adamlardan nasibimi fazlasıyla aldım.

Burada açığa çıkan başka sorun ise başkanın adamları ile kulüp için çalışan idealistler arasındaki çatışmadır. Çalıştığı kurumun çıkarlarını her şeyin önüne koyan idealist insanlar, başkanın adamları tarafından sürekli taciz edilerek, pasifleştirilmeye, hatta istifaya kadar zorlanır.

Tabii bu yapı tüm hızıyla devam ediyor, hatta daha da sistematik bir şekilde devam ediyor. Çünkü karanlık her zaman dürüstlüğü imha ettiği gibi çıkarları da içinde saklar.

Kaybeden sadece ve sadece kulüp olur. Tüm tarihsel değerleri, tüm hikâyeleri, tüm başarıları yerle bir olur.

Başarı diye sunulacak şeylerin içi artık şişirilmiş balonlardan başka bir şey değildir. Tüm değerlerin yok edilmesi, aynı zamanda kulüplerin de yok edilmesi anlamını taşır. Büyük borç batakları, tek adam zihniyeti ve değersizleştirilmiş yönetim anlayışının açtığı zararın karşılanması, mümkün olmayan bir zaman dilimine doğru sürüklenir.

İşin komik yanı her başarısızlıkta başkan muhakkak bir suçlu ve günah keçisi bulur. Hatta başkana gerek kalmadan, kendi adamları sahibinin sesi olarak suçluyu ilan ederler. Aslında, bu davranış ile bu ispiyoncu tayfası kendi yetersizliklerini kurtarmak için böyle bir hamlede bulunurlar.

Başkan, an gelir çıkış yolu bulamaz, tıkanır!

İşte o zaman siyasi erkin sığınmacısı haline gelir ve tüm ideallerini, tüm geçmiş değerlerini, ayaklarının altına alarak siyasi erkten siyasi sığınma talep eder.

Acı olan; idealist insanların kulüp içindeki emeklerinin yok edilmesi ve doğru olanın önemsizleştirilerek, bir çıkar örgütlenmesi kisvesi altında, değerli olan ne varsa ve idealist ne kadar insan varsa değersizleştirerek sitemin dışına atılmasıdır.

Zaten kulüp de, spor da, ülke de ve insanlık da burada bitiyor. Artık bu saatten sonra zaman ve hayat anlamsızlaşıyor.

Her şey, bir azınlığın çıkarları için gelip gidiyor.

Çünkü her şey yalan.

Yalan…