Baskın Günü: Amerikan soslu Paris aksiyonu
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
Amerikalıların Fransa polis teşkilatındaki kirli adamları temizleyerek kahramanlık destanı yazmaları her ne kadar abartılı olsa da, aksiyonu iyi işleyen film bu saçmalığı umursamamamızı sağlıyor

İngiliz yönetmen James Watkins, Eden Lake (Kan Gölü) The Woman in Black (Siyahlı Kadın) isimli gerilim filmlerinden sonra bir Paris aksiyonu ile karşımızda. Bastille Day (Baskın Günü) sıradan fakat keyifli vakit geçirten bir film. Yakın zamanlardaki Paris olaylarından sonra, içinde teröristlerin ve bombaların bulunduğu Paris’te geçen bir film her ne kadar izleyicide karışık duygular uyandırsa da filmin ana teması başka bir yöne doğru kayınca ve aksiyona odaklanınca, bu karışık duygular da geçiyor.

Kovalamaca sahneleri
baskin-gunu-amerikan-soslu-paris-aksiyonu-133289-1.

Yönetmen, filmde Paris şehrini oldukça güzel kullanmış. Özellikle Paris evlerinin çatılarındaki kovalamaca sahnesi gerçekçiliği ve estetiği ile filmin en beğenilesi sahnelerinden biri. Aksiyon filmlerin kovalamaca sahnelerinde herkesin birdenbire süper kahramana dönüşmüşçesine hiç aksamadan koşturmaları, düz duvarlara tırmanmaları, binalar arası atlamaları gibi abartılı sahneler yerine, insanların insani performansla koşup, düşe kalka ilerlediklerini ve hatta dövüşlerde mantık çerçevesinde ustalık sergilediklerini görmek güzeldi. Ayrıca, sokağa dökülen binlerce maskeli direnişçinin polise karşı durduğu sahnede polis kalkanına atılan tekme filmin en yüksek anlarındandı. Hatta Jay-Z & Kanye West ‘in No Church in the Wild müzik klibindeki tekme sahnesi kadar etkileyiciydi.

Bir dakikası boş değil

Bir dakikasını bile boş geçirmeyen filmin başrollerinde CIA ajanı rolünde Idris Elba ve Amerikalı kapkaççı rolünde Richard Madden bulunuyor. Bu iki zıt karakterden doğan espriler oldukça lezzetli olmuş. Amerikalıların Fransa polis teşkilatındaki kirli adamları temizleyerek kahramanlık destanı yazmaları her ne kadar abartılı olsa da, aksiyonu iyi işleyen film bu saçmalığı umursamamamızı sağlıyor. Siz de bu aksiyona odaklanır ve olan biteni çok sorgulamazsanız iyi vakit geçirebilirsiniz.

***

Hakikat öznel, gerçek nesneldir

Bazı meslekler tarafsızlığını yitirdiği anda işe yaramaz. Sinema yazarlığı da tarafsız olunması gereken bir meslektir. Bir sinema yazarı yönetmenler, yapımcılar ve oyuncularla arasına nezaket çerçevesinde bir mesafe çizmelidir. Aksi halde yaptığı işin hakkını veremez ve inandırıcılığını yitirir.

İlla söyleyelim o zaman

Kürtlerin, Türkiye Sineması'nda uzun süre baskılardan dolayı yer bulamadığı ortada. Siyasetin, toplumsal hayatın pek çok alanında vuku bulan ayrımcılığın sinemaya da sirayet etmiş olmasında şaşacak bir şey yok. Yılmaz Güney sineması haricinde, ‘Işıklar Sönmesin (1996)’, ‘Güneşe Yolculuk (1999)’ , ‘Büyük Adam Küçük Aşk (2001)’, ‘İki Dil Bir Bavul (2008)’ gibi başarılı filmler sayesinde Türkiye'de Kürt kimliği, Kürtçe kendini gösterebilir oldu. Bu insanlık vicdanı olan herkes gibi, benim için de kutlanan ve ‘Oh be!’ dedirten bir durum. Fakat bu sevindirici hal demek değil ki, Türkiye’de Kürt olmanın zorluklarıyla ilgilenen her film iyi sinema örneğidir.

Sinema yazarının işi

Dünyanın büyük felaketlerinden olan kentsel dönüşüm, Türkiye'de kadın olmak, işçi olmak, Kürt olmak işlenerek harika filmler çekmek elbette ki mümkün. Ancak bu meseleler iyi bir yönetmen gözüyle, iyi bir hikaye anlatımıyla sinemada işlenmeli. Her ne kadar bu meselelerin sinemada yer bulmasına sevinsem de, bu filmler iyi değilse ve bunu açıktan söylemezsem sinema yazarı olarak işimi, bir sinemasever ve sinemacı olarak da yapmaya alıştığım ve içimden gelen şeyi yapmamış olurum. Sadece konusu için ödüllendirilen kötü sinema örneklerinin bitmesi, estetik ve sinemanın arasındaki mesafenin kapanması ve Türkiye Sineması’nın bu zor günleri bir an önce atlatması umuduyla!

Hata

Kıro kelimesini kullanmam maalesef büyük talihsizlik oldu. Kıro kelimesinin Kürtçe ‘de 'erkek çocuk' demek olduğunu biliyorum. 60lar 70ler Türkiye’si ve köyden kente göç akımıyla bu kelime ülkenin batı bölgelerinde 'cahil' ‘kaba’ benzeri anlamlara gelen bir hakaret kelimesi olarak Türkçe’de kendine yer buldu. Bu kelimeyi kullandığım cümledeki kastım, farklı sektörlerden kaptığı karlara kar eklemeye çalışan cingöz girişimcilerdi. Yani ırkçı anlamıyla kullanmadım. Bu kötü kelime tercihinden ötürü özür diler, attırdığım tepenin tası var ise onlara seslenir ve bunun bir hata olduğunu belirtmek isterim.