Baskın seçim ve yasa tanımazlık
22.04.2018 09:02 BİRGÜN PAZAR
Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin kurallar yasalaşmadan, yasa ile belirlenmeden Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmasının yasal olanağı bulunmamaktadır. Buna rağmen seçimin yapılması ise yasa tanımazlıktır

Mustafa Karadağ - Hukukçu

OHAL’de seçim olur mu? Neticede OHAL de anayasal bir kurum haklara saygı gösterilmeli, özgürlükler bu kadar hoyratça zedelenmemeli, Türkiye Anayasası’nda yazılı olduğu üzere demokratik bir hukuk devletidir gibi naif konuşmalar yaparken baskın seçim kapımızı yumruklayarak girdi gündemimize.

AKP’nin artık sonu dahi tükettiğini söyleyerek, 1 Kasım 2015 seçiminde olduğu gibi terörize edilmiş bir ortamda ve her şeyi baskılayarak en uygun buldukları zamanda seçime gideceklerine dair öngörülerimiz vardı ama her seferinde devleti yönetenler yalan söylememelidirler ilkesi gereğince seçimlerin 2019 Kasımı’ndan önce yapılmayacağına, erken seçim vatana ihanettir sözlerine inanmamayı düşünmemiştik.

Şu andan itibaren meğer tüm söylenenlerin yalan olduğunun tartışılmasında gerçek anlamda bir yarar yok. Yalan söyleyenleri ahlak(sızlık)ları ile baş başa bırakarak yapılmak istenen baskın seçime dair neler söylenebilir bu konuya geçelim.

Öncelikle belirtmek gerekir ki 16 Nisan 2017 tarihli şaibeli referandumu ile kabul edilen Anayasa değişiklikleri henüz yürürlüğe girmemiştir. Bu nedenle baskın seçimde değişiklik hükümleri uygulanmayacaktır. Uygulanacak olan Anayasa hükümleri bakımından ise aşağıdaki değerlendirmeleri yapmak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Birincisi, erken seçim kararı alma yetkisi Anayasa’nın77/2. maddesi ile TBMM’ye verilmiştir. Yani seçimlerin yenilenmesine, başka bir deyişle erken seçim yapılmasına ancak TBMM karar verebilir. Aynı zamanda iktidar partisi Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı’nın seçimlerle ilgili bir karar alma yetkisi yoktur. Anılan Anayasa hükmüne aykırı olarak böyle bir kararı alıp TBMM’ye zorla onaylatması Anayasa’nın 2. maddesinin açık ihlalidir. Yürütmenin yasamaya tahakkümü, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılmasıdır. Bundan sonra olacakların da habercisidir. Bu davranış aynı zamanda, son dönemlerin siyasetin kişiliksizleştirilmesi ve ülkenin anayasasızlaştırılmasının bir ifadesi olmuştur.

Ayrıca belirtmek gerekir ki 77. madde hükmü sadece TBMM üyelerinin yenilenmesine ilişkindir ve Cumhurbaşkanlığı seçimine uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bununla birlikte 21.01.2017 tarih 6771 Sayılı Yasa ile Anayasa’ya eklenen geçici 21/A maddesi uyarınca TBMM’nin seçim kararı alması halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de birlikte yapılacaktır. TBMM halen seçim kararı almamıştır, fakat eylemli tek adam rejiminde AKP ve MHP gruplarından farklı bir ses çıkma olasılığı da bulunmamaktadır.

İkincisi, 16 Nisan değişiklikleri bakımından olursak yürürlük maddesine göre TBMM üyelerinin seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin 75, 77, 101 ve 102. madde değişiklikleri birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte yürürlüğe girecektir. Bununla beraber 101. madde uyarınca yapılması gereken yasal düzenlemelerin 6771 Sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile Anayasa’ya eklenen geçici 21/B maddesi uyarınca 6 ay içerisinde çıkarılması gerekirken Cumhurbaşkanlığı seçimine dair yasa henüz çıkarılmamıştır. Anayasaya uygun biçimde, Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin kurallar yasalaşmadan, yasa ile belirlenmeden Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmasının yasal olanağı bulunmamaktadır. Buna rağmen seçimin yapılması ise yasa tanımazlıktır.

Üçüncüsü, 3.10.2001 tarih 4709 Sayılı Yasa ile değişik Anayasanın 67/6 maddesi uyarınca seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz. Her ne kadar Anayasa’nın geçici 21/H maddesine göre 67/6. maddesi hükmünün ilk yapılacak TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde uygulanmayacağı hüküm altına alınmış ise de bundan muradın tamamıyla Anayasa değişikliğine uygun şekilde milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin birlikte yapılmasına olanak tanıyacak seçim yasalarının hayata geçirilebilir olması gerekir. Yani bu geçici Anayasa hükmünü sınırlı olarak yorumlamak şart. Kanaatimizce ittifak yasası olarak bilinen yasa değişiklikleri bu kapsamda değerlendirilemez. Özellikle de mühürsüz zarf ve oy pusulaları, sandık ve seçim çevresi, güvenliği gibi konuların zinhar bu kapsamda değerlendirilmesi mümkün değildir.

Dördüncüsü, daha Cumhurbaşkanı’nın baskın seçim açıklamasının mürekkebi dahi kurumadan YÖK/ÖSYM’nin üniversite sınavlarının 30 Haziran-1 Temmuz tarihine ertelendiğinin açıklanması tam bir madrabazlık örneğidir. Ne var ki yaranma gayreti ve şevkiyle Cumhurbaşkanlığı seçiminin büyük olasılıkla ikinci tura kalacağını ve ikinci turun 8 Temmuz’da yapılacağını hesap edememişlerdir. Bu ülke siyasi iktidar ve her biri talimatsever bürokrasisi bu memleketi o kadar gözden çıkarmışlardır ki gençlerinin eğitimine dair bu önemli sınavı şahsi ikbal ve istikballerine heba edebilmişlerdir.

Beşincisi ve en önemlisi Yüksek Seçim Kurulu seçim takvimini nasıl yürütecektir. YSK Başkanı’nın da Cumhurbaşkanı’nın açıklamasından hemen sonra seçimlere hazırız açıklaması, 16 Nisan Referandumu’nu şaibeye bulaştıran kararından sonra şüpheyle karşılanmıştır. Özellikle üçüncü olarak saydığımız hususlarda YSK’nin uygulaması seçim için belirleyici olacaktır. YSK’nin kaçınması gereken ilk yaklaşım işgüzarlıktan uzak olması ve seçim güvenliği ile seçmenin serbest iradesinin sandığa yansımasına engel olacak baskıcı tutum ve davranışların seçim bölgesinde ülke sathında önlenmesi olacaktır. YSK’nin 16 Nisan’daki kirli referandumundan ders alarak zarf ve oy pusulalarının mühürlü olma(ma)sına, sandık ve seçim bölgesinin yeniden tanımlanmasına, sandık seçmen listesinin düzenlenmesine ilişkin yasa değişikliklerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile yükümlenilen ilkelere uygun şekilde yorumlayarak kendisini güvenilir bir kurum haline getirmesi, seçimlerin de dürüstlük kuralları çerçevesinde ve güven içinde yapıldığı kanaati bakımından önemlidir.

Seçim ittifakının yapılmasına dair düzenleme de yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde Anayasa’nın geçici 21/H maddesi kapsamanda kalan ve uygulanması gereken değişiklikler cümlesinden değildir. OHAL koşullarında yapılacak, (1 Kasım 2015 seçimi ortamının bir daha yaşanmayacağını umduğumuz ama ne yazık ki güvenemediğimiz) seçimlerde YSK’nin belirleyeceği tavır aynı zamanda kendisini aklamaya da vesile olacaktır.

Mademki Türkiye Cumhuriyeti halen demokratik, laik bir hukuk devletidir, siyasi iktidar ve ortakları ile başta YSK olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar hukuka uygun bir şekilde adaletli davranmak zorundadırlar.