Başörtüsü ve inanç özgürlüğünü AKP’den korumak
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR
Başörtüsü tartışmaları, giderek Bizans düşerken papazlar meleklerin kanatları var mı, dişi mi erkek mi diye tartışıyorlardı efsanesine, dönmüş durumda

Başörtüsü tartışmaları, giderek Bizans düşerken papazlar meleklerin kanatları var mı, dişi mi erkek mi diye tartışıyorlardı efsanesine, dönmüş durumda. Tartışma bilgiye dayalı akıl yürütmelerle değil, kanaate dayalı inançlar üzerinden yürütülüyor.

İlkin AKP ve siyasal İslamcıların başörtüsü takıp takmamayı, neden 15 yaşından itibaren bireyin kendi seçimine bırakmayıp 9 yaşından başlayarak ebeveyn, akran ve okul zorlamasına/ insafına bırakmak istedikleri üzerine düşünmeli.

Bu sorunun yanıtı, inançlar ya da özgürlükler üzerinden verilemez. Kararın temel dayanağı insanın 15- 16 yaşına kadar (kimi zaman 18) zihinsel işleyişiyle, daha sonraki dönemdeki zihinsel işleyişinin farklı olmasında gizli. İnsan zihni bebeklikten erken gençliğe kadar ağırlıklı olarak somut düşünme kalıbına bağlı; soyutlama becerisinin düşünme sürecinde etkin olması ancak 15 yaşlarında başlıyor.

Bu farkın önemi ne?

Ağırlıklı olarak somut düşünme süreci olan bir çocuğa; örneğin başını örtmezsen Allah seni cehennemde yakar, denirse çocuk tıpkı sobada yanan odun gibi yanacağına ‘inanır’. Cehennemde yanmanın ‘öbür dünyada acı çekmeyi’ simgelediğini ‘kavrayamaz’. Tıpkı 6 yaşına kadar çocukların oyuncaklarının canlı olduklarını düşündükleri için onlarla konuşmaları, yürürken sehpaya çarptıklarında acıyan dizlerini tutarken ‘kötü masa canımı acıttın’ demeleri gibi. 15 yaşına kadar insan zihni Tanrıyı gerçekten gökyüzünde yaşayan, elleri, bacakları, gözleri, kulakları olan bir insan olarak kavrayabilir.

Somut düşünme özelliği çocuklara verilen dinle ilgili eğitimin temel olarak ‘korku’, ‘suçluluk’ gibi duygulara dayanmasını sağlar. Böylece inanç özgürlüğü değil inanç tahakkümü kolay kolay silinmeyecek şekilde zihne kazınır. İnananlar ellerini vicdanlarına koyup o yaşlarda dinle tanışmalarını hatırlarlarsa belleklerini kaplayan anıların temel duygusunun korku olduğunu hatırlayacaklardır.

Oysa 15- 16 yaşından itibaren din eğitimi alan bir insan dini, Tanrı inancını temel olarak ‘ahlaklı bir hayatın ve düzenin kuralları, varoluşun kaynağı için bir inanma tarzı’ olarak öğrenmeye başlama olanağını kazanabilir. İşte ancak o zaman ‘inancını kendi özgür aklıyla seçme’ özgürlüğüne ulaşmış olur. Gerçek inanç özgürlüğü özgür insanın aklını kullanma özgürlüğüyle mümkün. Ancak o zaman İslam ya da diğer dinlerin sevgi, adalet ve ahlak anlayışlarına, önerilerine özgürce katılır ya da katılmazlar.

AKP ve siyasal İslamcıların asıl ahlaksızlıkları akla ve bilime dayalı bu bilgiyi aklı ve özgürlüğü yok etmek için kullanmaları. Bilim ve aklın sağladığı bilgiyi, bilim ve aklı köleleştirmek için istismar ediyorlar.

Dinsel inancı özgür aklıyla seçen bir insanı din bezirgânlığıyla kandıramaz, onu din adına ölüme gönderemez, din adına kendinize biat ettiremezsiniz. Korkuyla ekilmiş, nefreti besleyen ‘Allah korkusu’ mu; akılla seçilmiş Allah sevgisi mi, belirlesin dindarlığı? AKP ve siyasal islamcıların nefreti yanıtı veriyor, değil mi?

Evet tabi ki kararın zamanlamasında gündem değiştirme, IŞİD’ de saldırmak ‘zorunda’ kalacakları gerçeğini örtme, Kürtleri IŞİD’e kırdırıp, IŞİD şantajıyla Esad’ı devirme stratejisi, halka bakın biz hala dindarız mavalını yutturma çabası, bunlar hep etken.

Ama AKP ve siyasal İslamcıların özellikle genç kuşağı din üzerinden kandırmakta giderek daha da zorlanmaları da çok önemli bir etken. Soma’da öldürülen, Mecidiyeköy’ de kemikleri kırılan işçiler için ‘kader, takdiri ilahi, fıtrat, şehit, cennete gittiler’ gibi abuklukları başları örtülü de açık da olsa artık gençlere yutturamıyorlar.

Başları örtülü kadınlar iktidarın kendi bedenlerini başörtüsü üzerinden cinsel bir nesneye çevirmesine her geçen gün daha fazla kızıyorlar. Bülent Arınçgillerin ‘o nasıl baş örtmek!’ hakaretlerine maruz kalmaya tahammül edemez olmaya başladılar. AKP ve siyasal İslamcılar başörtüsünü böyle sömürmeye devam ettikçe, başlarını örtenler amacın inanç özgürlüğü olmadığını daha çok fark ediyorlar.

Ama bu iyimser olmayı sağlamıyor. Türkiye’de iktidar kendi bekası için gözünü karartmış durumda ve derdi inanç özgürlüğü değil, zorba düzenini dine dayandırmaya çalışıyor. İnanç özgürlüğünden önce özgür akılla düşünme hakkı için mücadele etmek gerekiyor. Kendi aklını kullanma hakkına sahip insanlar inanç özgürlüğüne asıl o zaman sahip olabilecekler çünkü.