Basra hepimizi endişelendirmeli
10.09.2018 08:30 DÜNYA
Irak hükümetleri iyi zamanlarında bile bu tür krizlerle başa çıkmakta iyi olmamıştır.

PATRICK COCKBURN / ÇEVİRİ

Irak’ta şu an yaşanan protestolar ülkede yıllardır eşi görülmemiş cinsten. Tüm bunlar, dünyanın en büyük petrol yataklarından birinin üzerinde yaşanıyor. Basra’daki hükümet binasıyla birlikte, yerel nüfus tarafından perişan yaşam koşullarının sorumlusu olarak görülen partilerin ve milislerin ofisleri de ateşe verildi. Ülkeye tahıl ve birçok diğer ürünün girişi için kullanılan Um Kasr Limanı işgal edildi. Bağdat’taki yeşil bölgede yıllardır ilk defa havan topları patladı. Ayaklanmaları bastırmak için güvenlik güçlerinin açtığı ateşte en az on kişi öldü.

Bu eylemler 2011’deki Arap Baharı esnasında yaşansa tüm dünyada manşet haber olurdu. Şu an ise uluslararası medyada hemen hiç yer bulamıyorlar. Dünya Irak’ta ne olduğundan ziyade, İdlib’de neler olabileceğiyle ilgileniyor.

Ülkenin tamamında istikrarı bozabilecek bir kriz yaşanırken, Irak bir kez daha medya radarının dışına çıkıyor. Uluslararası hükümetlerin ve medya kuruluşların ilgisizliği, IŞİD beş yıl önce Musul’a ilerlerken gösterdikleri ilgisizlik ile hayli benzeşiyor. Hatta dönemin ABD Devlet Başkanı Obama, IŞİD’i “boyundan büyük işlere kalkışan amatör küme takımına” benzetmiş, bu sözleri ettiğinde sonraları pişman olmuştu.

Eylemlerin gerekçeleri malum: Irak şu an kleptoman siyasetçiler tarafından yönetiliyor ve bu siyasetçiler devlet kurumlarını yağmalıyor. Petrol ve doğal kaynaklar açısından zengin ülkelerde yolsuzluk sık görülür ve siyasi bağlantıları olanlar inanılmaz zenginleşir. Kazanç ne kadar büyük olursa olsun, yine de ülkede bir şeyler inşa edilir.

Irak’ta işler öyle yürümüyor. Yolsuzluğun en öfkeli kurbanları, topyekûn hırsızlığa 15 yıldır birebir şahitlik eden 2 milyon Basra sakinlerinden oluşuyor. Bir zamanlar Körfez’in Venedik’i olarak anılan kentin suları açık kanalizasyona dönüştü ve su kaynakları öyle kirlendi ki resmen zehirli.

Protestolar bu senenin başında elektrik, su, iş ve diğer temel devlet hizmetlerin yokluğuyla patlak verdi. Adaletsizlik bilhassa çarpıcıydı çünkü Basra’daki petrol şirketlerinin ham petrol tüm zamanların zirvesindeydi. Ağustos ayında günde 4 milyar varile ulaşmıştı. Devlete aylık getirisi 7.7 milyar dolardı.

Irak Devleti’nin başarısızlığını sanırım en iyi şu anlatıyor; ülkedeki petrol refahına rağmen Basra kolera salgını tehdidiyle karşı karşıya. Basra’daki hastanelere son iki haftada kirli su içen 17 bin 500 kişi kronik ishal ve mide rahatsızlığı şikayetleriyle başvurdu. İçme suyuna tuzlu su karışıyor ve kolera bakterisini normal şartlarda öldürmesi gereken klorun etkisini azaltıyor. Su altyapısı 30 yıldır bakım görmediği için kırık kanalizasyon borularından sızan atık su, içme suyuna karışıyor ve her taraf bakteri dolu.

Irak hükümetleri iyi zamanlarında bile bu tür krizlerle başa çıkmakta iyi olmamıştır ve şu an zamanlama çok kötü çünkü ülkedeki iki büyük siyasi cephe, 12 Mayıs’ta yapılan seçimlerden sonra koalisyon hükümeti kurmayı bir türlü beceremedi. Yeni parlamento ilk defa bu hafta toplandı ve hükümet sözcüsü seçmeyi başaramadıktan sonra tekrar 10 gün tatil edildi. Ancak şimdi Basra’daki olayları görüşmek için acil toplantı yapacak.

Yeni hükümet mevcut Başbakan Haydar el-İbadi liderliğinde mi kurulacak, yoksa başka biri mi olacak, pek fark etmiyor. Partiden şaşırtıcı derecede lider çıkan parti, Mukteda es-Sadr liderliğindeki milliyetçi popülistlerdi. Seçim için Irak Komünist Partisi’yle ittifak kurmuş, dolayısıyla laik, mezhep-dışı, yenilikçi politikalarla ön plana çıkmışlardı. Diğer yandan eleştirel sesler geçmişteki “Sadrist” bakanların diğer partililer gibi yolsuzluklara bulaştığını söylüyor. Problem bireysel yolsuzluklarda değil, siyaset mekanizmasının tamamında. Bakanlıklar partiler arasında paylaşılıp “gelir kapısı” olarak kullanılıyor. Abadi’ye finansal danışmanlık yapan Muder Salih bana bu sistemi senenin başında açıklamış, “siyasal sistem değişmediği sürece yolsuzluğu yenmek imkansız” demişti.

Bireysel liyakat ya da profesyonel niteliğe bakılmaksızın insanların işe alınması sıradan Iraklılar için kötü sonuçlar doğuruyor. Son 15 senede saadet zincirine katılanların birçoğu, isteseler de işleri iyileştiremeyecek vaziyette. Basra’nın eski belediye başkanlarından birinin şehir bütçesinin büyük bölümünü iade ettiği, “çünkü harcayacak bir şey düşünemediği” söylentiler arasında.

Peki eylemler neden şimdi yaşanıyor? ABD, İran ve birçok diğer müttefikin desteğini gören Irak hükümeti, Musul’u dokuz aylık kuşatmadan sonra IŞİD’den kurtararak büyük bir zafere imza attı. Bu da Iraklıların artık IŞİD korkusunu bir kenara bırakıp kendilerine ve ailelerine yoğunlaşabilecekleri anlamına geliyordu. Bunun yerine gözlerini ülkenin harap haline çevirdiler – yol yok, köprü yok, hastane yok, okul yok. Elektrik ve su kıtlığı var. Üstelik bu bölgede sıcaklık yazın 50 dereceyi bulabiliyor.
Birçok Iraklı köklü bir değişiklik, hatta devrim istediklerini dile getiriyor ancak mevcut durumu değiştirmek kolay olmayacak. Petrol gelirlerini sömüren yalnızca elitler değil. Dört buçuk milyon Iraklı devletten maaş alıyor ve tüm sıkıntılara rağmen işlerin olduğu gibi yürümesi onların çıkarına olabilir.

Irak muhtemelen zayıf ve işlevsiz bir hükümet tarafından yönetilmeye devam edecek ve çeşitli tehlikelere karşı savunmasız kalacak. IŞİD yenildi ama tamamen ortadan kaldırılmış değil. Kalan birliklerini belki farklı bir yapı altında toplayıp saldırılar başlatabilir. Şii cemaati içindeki ayrımlar derinleşiyor ve diğer partilerin aksine ofisleri saldırılara hedef olmayan Sadristlerin etkisi artarken kutuplaşma ve kin yükseliyor.

Siyasi kriz patlak verirse Irak sınırları dışına taşacaktır. ABD liderliğindeki 2003 istilasından sonra dünya dersini almalıydı. Irak’taki rakip siyasi partiler çıkarına hizmet edebilecek yabancı destekçilere daima açık. Ülke halihazırda ABD-İran karşılaşmasına sahne olma tehlikesi altında. Irak’ta yaşanan krizler, aynı Basra’daki kolera salgını gibi hızla yayılma ve tüm bölgeyi etki altına alma eğilimindedir.

Independent’dan çeviren Fatih Kıyman