Başvuruyu reddeden AYM'den 'Ramazan davulu' notu: Teknolojik şartlara göre gerekli değil
28.07.2018 08:34 GÜNCEL
Bir yurttaşın ramazan davulu başvurusunu değerlendiren AYM, gürültüyü hak ihlali saymadı. Kararın ek gerekçesinde ise “Günümüzün teknolojik şartları dikkate alındığında çok da gerekli olmadığı rahatlıkla öne sürülebilir” dendi

İzmir’de yaşayan inşaat mühendisi D.Ö., 2008 yılında Ramazan ayında davul çalınarak özel hayatına ve aile hayatına müdahale olduğu gerekçesiyle İdare Mahkemesi’nde dava açtı. İzmir İdare Mahkemesi’nin davayı reddetmesi üzerine dava Danıştay 10’uncu Dairesi’ne taşınmasına rağmen yerel mahkemenin kararı onaylanınca, başvurucu 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

AYM de ramazan ayında gece vakti davul çalınmasının özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddiasını kabul etmeyerek, başvuruyu reddetti.

Günümüze uygun değil…

AYM, karara sunduğu ek gerekçede ise ilginç ifadeler kullandı.

“Ramazan ayında davul çalma ülkemizde oruç tutan vatandaşları sahura kaldırmak amacıyla yapıldığı belirtilen yaygın bir faaliyettir” denilen gerekçede şöyle dendi:

“Bu amaca dönük olarak davul çalınmasının günümüzün teknolojik şartları dikkate alındığında çok da gerekli olmadığı rahatlıkla öne sürülebilir. Bununla beraber bir gelenek olarak bu uygulama sürdürülmektedir. Vatandaşların bir kısmı en geniş anlamıyla dini bir faaliyet bağlamında gerçekleşmesinden dolayı bu geleneğin devam ettirilmesinden dolayı maruz kaldıkları gürültüyü hoş görülebilir ve kabul edilebilir bulurken, bazı yurttaşlar tam tersini düşünerek özel hayatına veya aile hayatına ölçüsüz bir müdahalede bulunulduğu ve ibadet yapmaya zorlandıkları hissine kapılabilirler. Mahkememiz somut başvuruyu Anayasa’nın 20. Maddesi kapsamındaki güvenceler çerçevesinde değerlendirerek oybirliğiyle açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulmuştur. Davul çalma faaliyetinin İslam dinince kutsal sayılan bir zaman diliminde gerçekleştirildiğini ve arka planında bir ibadetin yerine getirilmesinin amaçlandığını düşünürsek Anayasanın 24. Maddesi’ndeki din ve vicdan hürriyeti kapsamında da bir kabul edilebilirlik değerlendirmesinin yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.”

***

Avukat kısıtlaması hak ihlali

AYM, yanlarında müdafi olmadan ifadeleri alınan Hasan Demir, Fazıl Ahmet Tamer ve Erol Kalan’ın başvurularını da değerlendirdi.

AYM, müdafisiz olarak ifade alınmasını, ‘hakkaniyete aykırı yargılama’ ve ‘masumiyet karinesinin ihlal’i saydı. AYM kararı doğrultusunda Demir, Tamer ve Kalan’a dava dosyası masrafları ödenecek ve dosyanın bir örneği Adalet Bakanlığı’na gönderilecek.

AYM tarafından verilen kararın gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: “Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa’dır, bu durumda kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı olarak avukata erişimin kısıtlaması yönündeki uygulamanın Anayasa’ya uygun olduğu anlamına gelmez. Müdafi yardımdan yararlanma hakkının Anayasa’nın 36. Maddesi’ni ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü içinde soyut davanın kendine özgü koşulları ele alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik mahkemelerinin görev alınana giren suçlar yönünden müdafi yardımından faydalandırılmamasının mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş ancak müdafiden yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal kararı vermiştir.”