Bataklıktan girdaba…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Dünkü basın toplantısında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Suriye politikasının değişmediğini söylerken aslında ne kadar değiştiğine ve Şam’da namaz falan derken, gidip gidebileceğimiz yerin belki en fazla El Bab olduğuna da işaret etmiş oldu.

Türkiye, Suriye’de baştan beri söyleye geldiği IŞİD’le Esad’ı eşitleyen ve mutlaka Esad da gidecek diye dillendirdiği “kırmızıçizgi”sinden vaz mı geçti?

Bu soruyu yanıtlarken; “Bizim pozisyonumuz değişmedi” dese de, Kalın’ın anlattığı pozisyonun Esad konusunda baştan beri ilan edilen pozisyonla ilgisi yoktu: “Siyasi geçiş süreci denildiğinde, biz baştan beri çoğulcu meşru bir sistemin kurulmasıyla mümkün olabileceğini ifade ettik. Siyasi çözüm çoğulcu bir katılımla olur. Suriye’nin bütününü temsil eden bir yönetim kurulmadan bu savaş bitmez. Burada bütün taraflara sorumluluk düşüyor. Bizim yaklaşımımız bu. Rejim temsilcileriyle muhalefet temsilcileri görüşecek (Astana’da), biz de kolaylaştırıcı bir rol oynayacağız.”

Bu cevapta, “Esad Suriye’nin geleceğinde asla olmayacak, IŞİD neyse Esad da odur” eski söyleminin bir izini gören varsa beri gelsin.

Aynı basın toplantısının bir başka önemli noktası da; Türkiye’nin şimdi kilitlenmiş olduğu ve en son 500 komando daha gönderdiği El Bab operasyonuna uluslararası koalisyonun -ABD ve Batılı müttefikler - gerekli desteği vermediği, Türkiye’nin orada hava desteğinden yoksun mücadele ettiği vurgusuydu.

Hep eleştirdiğimiz Rusya ile beraber yürümeye başlarken, düne kadar birlikte yürüdüğümüz müttefiklere karşı mesafeli konuşlanmanın bir başka göstergesi…

Bütün bir Suriye denklemi içinde El Bab, yalnızca IŞİD’in sıkıştığı yer değil, Türkiye’yi de sürekli içine çeken bir girdaba dönüşme potansiyeli taşıyor.

El Bab etrafında yaşananlar Türkiye açısından çok şeyin değişmesine yol açtığı gibi, değiştirilebilmesinin de aracına dönüşebilir...

Değişenler ortada; El Bab operasyonunda kaybedilen askerler, askerlerimizin canlı canlı yakıldıkları iddiaları kamuoyuna yansıdıkça, halkın Suriye’ye ve Türkiye’deki Suriyelilere bakışı değişiyor.

İşin Suriyeli mültecilerle ilgili kısmı nefret ve düşmanlığa yol açacak nitelikte. Beş gün önce change.org’da açılan bir kampanyaya ikinci gününde 200 bin imza verilmiş, bu yazının yazıldığı sabah 212 bin olan imza sayısı birkaç saatte 250 bine ulaşmıştı. Siz bu yazıyı okurken imza sayısı çoktan talebin Genelkurmay Başkanlığı’na iletilmesi için hedeflenen 300 bine ulaşmıştır.

Talep de şu: Yaşları 18-45 arası Suriyeliler TSK tarafından temel askeri eğitime tabi tutulsun ve ülkelerini savunmak üzere Suriye’ye geri gönderilsin. O yaştaki Suriyeli erkeklerin mülteci olarak buraya gelmelerini “vatan hainliği” sayan yaklaşım, savaştan kaçan insanların en ağır ifadelerle hedefe konulmasından başka bir şey değil. Öyle bir talebin gerçekleştirilebilir bir yanı olmasa da, nefret söylemi ve yabancı/mülteci düşmanlığı ile beslenerek toplumdan geniş destek göreceği ortada.

Suriyeli mültecilerin hedef olması zeminini yaratan büyük ölçüde El Bab. Oradaki askeri kayıplar ve doğrudan bize dokunmaya başlayan IŞİD vahşeti...

El Bab Suriye’nin bir bataklık olduğunu somutluyor. Önceleri sadece ÖSO’ya destek verilerek yürütüleceği söylenen bir operasyon, her gün biraz daha fazla asker gönderilmesine, her gün Türkiye’nin biraz daha içeri çekilmesine yol açtı.

Suriye’nin Türkiye için bir bataklık olduğunu gözümüze sokan El Bab’ın kendisi bir tür girdaba dönüşebilir mi?

Malum, girdaplar cisimleri önce içine çeker, dibe kadar indirir ama sonunda yine yüzeye fırlatır ve dışarı atar. El Bab’a bu kadar yoğunlaşmak, her gün yeni güç kaydırarak içine çekilmek, eğer orada IŞİD’e karşı bir “zafer”i yeterli görürse, Türkiye’nin içine düştüğü bataklığa daha fazla gömülmemesini sağlayabilir.

Tabii, bataklığı girdaba dönüştürecek bir stratejik akıl devreye girebilirse; El Bab, Türkiye için, zararın bir noktasından, itibarını da daha fazla hırpalatmadan, dönebileceği yer olabilir.