Batıdakiler mülteci Doğudakiler sığınmacı
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Küçük Aylan’ın sahile vuran cansız bedeni aysbergin görünen kısmı. Ege’de, Akdeniz’de, Güney Çin Denizi’nde her gün yüzlerce Aylan vakası yaşanıyor. Avrupa İkinci Dünya Savaşı sonrası en büyük mülteci akınlarından biriyle karşı karşıya. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki çatışmalar adeta bir Kavimler Göçü’ne sahne oluyor. On binler bir kıtadan diğerine, bir ülkeden ötekine yürüyerek geçiyor, daha iyi, daha güvenli bir yaşam uğruna.

• • •

Bir şekilde Avrupa’ya ulaşanlar şanslı. Uluslararası Göç Örgütü’nün verilerine göre sadece son sekiz ayda Ege ve Akdeniz’i geçmeye çalışırken üç bine yakın mülteci yaşamını yitirdi. Bir önceki yılın rakamı 3 bin 500’den fazla. Ölüm istatistiklerine her gün yenileri ekleniyor. Ülkelerindeki iç savaştan, çatışmalardan, yoksulluktan kaçan göçmenler akın akın yollara düşüyor. Ocak ayından ağustosa kadar geçen sürede kendilerini Avrupa’ya atan mültecilerin sayısı 400 bin civarında.

• • •

Mültecilerin kullandığı en yaygın rotalardan birisi Türkiye. Türkiye üzerinden kara ve deniz yoluyla Yunanistan’a giden mülteciler Bulgaristan, Makedonya, Sırbistan üzerinden Macaristan’a ulaşmaya çalışıyor. Ezici çoğunluğun hedefi yıl sonuna dek 800 bin sığınmacı alacağını duyuran Almanya ve sonrasında İskandinavya yarımadası. Büyük çoğunluğu Suriyeli on binlerce mültecinin akın ettiği Balkanlar’dan, Orta Avrupa’dan dramatik görüntüler yansıyor.

• • •

Alman Bild gazetesinin “Sadece bir fotoğraf dünyayı değiştirebilir mi?” diye manşete taşıdığı Aylan’ın o iç burkan fotoğrafı çoktan vicdan yıkama malzemesi yapıldı. Savaşın en büyük kundakçılarından siyasal İslamcılar ideolojik ve mezhepsel hırslarıyla körükledikleri çatışmaların yerinden yurdundan ettiği mağdurları üzerinden prim toplama yarışına girdi. Bunu yaparlarken de sorumluluğu ‘başkalarına’, özellikle de Batı’ya yıkma gayretkeşliği yüz kızartacak türden. Ülkeye sığınan Suriyelileri Şam rejimi ve Batı’ya karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanan, komşu bir ülkedeki çatışmaları alevlendiren AKP iktidarından başkası değilmiş gibi…

• • •

Aylan bebek Türkiye’nin iki yüzlü, ayrımcı mülteciler politikasını da bir kez daha deşifre etmiş oldu. İki milyon Suriyeli’ye ev sahipliği yaptığını söyleyen Türkiye, mültecilere ilişkin 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin imzacılarından olmasına rağmen, dünyada yine sözleşmenin uygulanabilmesi önüne engel çıkaran birkaç ülkeden biri. Sözleşmenin 1967 tarihli protokolüne koyduğu “coğrafi” sınırlama nedeniyle sadece batısından yani Avrupa’dan gelenleri mülteci olarak kabul ediyor, doğusundan gelenlere bu statü verilmiyor. Suriyeliler, Bangladeşliler, Sudanlılar, Iraklılar, Afrikalılar ancak sığınmacı olabilirler mülteci olamazlar.

• • •

Daha vahimi ise Ankara ve Brüksel arasında 16 Aralık 2013’te imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nda. 26 Haziran 2014’te parlamentolarda onaylanarak yürürlüğe giren anlaşmaya göre “yasadışı” şekilde Türkiye’den Avrupa Birliği ülkelerine geçen bir kişi, Türkiye’ye iade edilecek. Türkiye de bu kişiyi, giriş yaptığı üçüncü ülkeye iade edecek. Özetle Türkiye Batı Avrupa’nın doğu sınırındaki mülteci karakolu olacak.

• • •

Bu ayrımcılık nedeniyle Türkiye sığınmacılar açısından Avrupa ülkelerine geçiş için bir “atlama tahtası.” Doğu’dan gelenler mülteci statüsü elde edemedikleri için bir yolunu bulup Avrupa kıtasına geçmeye çalışıyor. Mülteci statüsü verilmeyen kişiler insan tacirlerinin eline düşüp Ege Denizi’nde ölüme terk ediliyor, tüm dünyada mültecilerin sahip olduğu haklardan yoksun başta İstanbul’un kenar semtleri olmak üzere en kötü şartlarda yaşayıp kaçak çalışmak zorunda bırakılıyorlar.

• • •

Hükümetin sığınmacılarla ilgili izlediği politika ise evlere şenlik. Kampların Birleşmiş Milletler’in denetimine girmesine izin vermeyen hükümet milletvekilleri ya da insan hakları kuruluşlarının ziyaretlerine izin vermiyor. Kamplarda ne olup bittiğiyle ilgili kimseler bilgi sahibi değil.

• • •

Avrupalı egemenler ve kuzey yarımküredeki gelişmiş Batılı ülkeler sınırlarının çok uzağındaki coğrafyalarda izlediği emperyalist siyasetin bedelini “insan akınına” uğrayarak ödüyor. Neo-Osmanlıcı zihniyetin içeride ve dışarıda savaşa sürüklediği Türkiye ise komşu bir ülkede “ekilmesinde büyük katkısı olan yangını biçiyor.”