Bayram...
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

rkiye’nin “Katar diplomasisi”nin anahtar kavramı “bayram”. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da telaffuz etti, Erdoğan da. Manşetler attık; “Erdoğan, Katar krizi için süre verdi: Bayrama kadar çözülsün” diye.

30 günlük orucun ardından gelen bayram böyle bir şey; birbirine bomba atanların ateşkes ilan ettiği, düşmanlıkların bir kenara bırakılıp küslerin barıştığı…

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça bayrama neredeyse 110 günlük bir oruçla giriyor. Ölümüne bir oruçla… Ankara Barosu 106. günde yaptıkları ziyaretin ardından sağlık durumlarının çok ama çok kritikleştiğini, Gülmen’in ayağa kalkamadığını, görüşe tekerlekli sandalye ile gelen Özakça’nın konuşmakta zorlanacak kadar bitkin olduğunu açıkladı.

Katar krizini “bayram”la çözmeye kalkan iktidar, bir KHK ile, mahkeme kararı falan olmadan, işlerinden aşlarından edildikleri için, son çare olarak açlık grevine başlayan, açlık grevleri ölüm orucuna dönüşen iki vatandaşı için bayramı aklına getirmiyor.

İki insanın göz göre göre ölümüne engel olmak için çırpınanların karşısına “onlar şucu” “onlar bucu”dan bir duvar örüyor.

Hemen her şeyi dayandırdıkları inanç dünyaları içinden bir bayram kapısı aralamaktansa, çaresizliğe mecbur ediyor vatandaşlarını.

Ne güzel bir sözdür o; Çaresizseniz çare sizsiniz!

Gezi Parkı etrafından başlayıp memleketin dört bir yanına yayılan protestoları da gazla nefes alamaz hale getirerek, tekme ve copla kımıldayamaz hale getirerek, insanların Taksim’e çıkmasına izin vermeyerek zapturapt altına almaya kalktıklarında, bir adam çaresizliğe çare olmuş, Taksim metro çıkışında öylece durmuştu: Duran Adam!

Protesto hakkının yok edilip insanların çaresiz bırakılmalarına çare olmuştu “Duran Adam”. O kadar çok duran oldu ve durmak öyle rahatsız etti ki iktidarı, Taksim’de duranlara doğru koşturan polis amirinin “Sabit duranları alın!” emri duyuldu.

Masum, basit bir sivil eylem çaresizliğe yer değiştirtti!

Ankara’da İnsan Hakları Anıtı önünde iki insanı yaşatmak için toplananlar gazlanıp, coplanıp, tekmelenip tutuklanarak toplanamaz edilince, çaresizlikten çareler doğurmaya başladı birileri. Dikkat çekmek için Nuriye ve Semih’e, engel olabilmek için ölümlerine, mavi giyme çağrısı yaptılar.

Ankara’dan başlatılan “Adalet Yürüyüşü”nü terörize, kriminalize etmeye dönük iktidar çaba ve söylemlerine karşı, Kılıçdaroğlu da eylemlerinin sivilliğine, insan olarak doğmaktan gelen temel haklara işaret etti: “İnsanlar metroya, otobüse binerken, işyerine giderken yürüyorlar.”

CHP lideri eylemlerinin ve adalet arayışlarının bu yürüyüşle sınırlı olmadığını “sivil itaatsizlik” eylemleriyle devam edeceğini söyledi. Saat 18.00’de nerede olursanız 2 dakika durup adaleti düşünmek sanırım bizde ana muhalefet partisi tarafından yapılan ilk sivil itaatsizlik eylemi.

İşte Mersin’de insanlar, CHP’nin o iki dakika durup düşünme çağrısını “adalet için örme”ye dönüştürmüşler: “Örgü örmek sabır ister. Adaleti arama sürecimizi de ilmik ilmik öreceğiz. Sabırla, yılmadan, kazanana kadar. Bundan sonra her akşam saat 18.00’de Barış Meydanı’nda herkes için ADALET öreceğiz” diyorlar.

Bütün protesto yolları tıkanıp çaresiz bırakıldığında insanlar, durmaktan, örmekten çare üretiyorlar. Bunların yaygınlaşmasının iktidarı çok rahatsız edeceği, polis amirlerinin “Durup düşüneni alın!”, “Öreni alın” emirlerine yol açacağını tahmin etmek zor değil.

Sonunda, seçime katılmadığı halde atanmak, üniversitenin değil, atananın ve atayanların çaresizliği oluyor Boğaziçi’nde öğrenciler arkasını dönünce!

Bayram bir çare olabilirdi, iktidar bu toplumun dini, kültürel değerlerinden hareketle iki vatandaşının ölümünü engelleyip, yaşama bir kapı aralayabilirdi. Keşke!

Sonunda yaşamın kazanacağı, bayram olacağı kesin ama yeter ki çaresizliğe teslim olmayalım!

Düşünsenize; ramazan diye dondurma yiyen çocukları azarlayan cüppelilere, şort giyen kızları dolmuşta otobüste tekmeleyen zorbalara teslim olmuşsunuz... Ya da Akit kafasının iğrençliğinden, saldırılarından çaresizlik üretip ODTÜ’de öğrencilerinizin talep edip bölüm başkanlarınızın onayladığı “cinsiyetsiz tuvalet”e karşı çıkmışsınız… ODTÜ’yü Akit yönetir olmuş!

Yok, olmaz… En çaresiz zamanlarda bir çare bulunur ve bayram olur!