Bazyar: Baskıcı sistemler var olduğu müddetçe mücadele de hep olacak
23.04.2017 10:20 BİRGÜN PAZAR
Bizler demokrasi, daha geniş özgürlükler ve basının özgür ifade hürriyeti gibi talepleri olan insanlarız. Temelinde insan haklarını savunmak her koşulda bir ülkeyi ve dünyayı sevmek için yeterli olabilir

BURAK ABATAY / @abatayburak

Shida Bazyar, 1988 yılında Almanya’da doğmuş ve İranlı köklere sahip bir yazar. Bazyar, geçtiğimiz yıl Almanca olarak kaleme aldığı ve Almanya’da yayımladığı ilk romanı Geceleri Sessizdir Tahran (Nachts ist es leise in Teheran) ile Alman edebiyatçı Ulla Hahn adına verilen Ulla Hahn Edebiyat ödülünü kazandı. Yazar, bu ödül ile birlikte Almanya’da çok konuşulan konulardan birisi olan mülteci sorunu için de konunun daha iyi anlaşılması adına bir anahtar bıraktı ortaya.

1979 yılında İran’da İslam Devrimi ile sonuçlanan sürecin içerisindeki sosyalist devrimci bir karakterin çevresinde yaşananları anlatan roman, ülkesini terk etmek zorunda kalan bir yurtsever ailenin hikayesini konu ediniyor. Anayurdu olmayan insanların, nesilleriyle bir ülkede kökleşmesi üzerine iyi anlatılara sahip olan roman, çok fazla yerinde ‘Türkiye’ olarak bile okunabilir. Öte yandan kitabın belki de övgüyü en çok hak eden noktası, sahip olduğu estetik duruşu. Bazyar büyük bir yükün altından kalkarak, siyasi bir dönemi, ele aldığı koşullar altında, bireyler üzerinden büyük bir incelikle anlatıyor.

Bir vesileyle İstanbul’a gelen Bazyar ile Beyoğlu’nda buluştuk, kitabı ve Bazyar’ın yazın hayatını konuştuk. Bazyar’a söylediğim ilk şey, kitabı yazdığından farklı dile çevrilmiş bir yazar olarak kendisini şanslı hissetmesi gerektiğiydi. Gül Gürtunca‘nın Türkçe’ye kazandırdığı kitap hem Bazyar için, hem de Türkçe okurlar için bir şans.

» Bu romanı yazmaya başlamanız nasıl oldu? Fikir nasıl gelişti?

Başlangıçta 1979 İran Devrimi hakkında bir roman yazmak istiyordum. Ama sadece devrim hakkında bir roman yazma fikri, sonraki dönemlerde o kadar da sıcak bir fikir olarak gözükmedi. Ve bunu yapmak için nasıl bir karakter yaratmam gerekliliği konusunda çeşitli denemelerde bulundum. Arkadaşlarını ve ailelerini bu süreçte idamda ya da çatışmalarda kaybetmiş insanları araştırdım. O insanlarla röportajlar yaparak böyle bir kitabı ortaya çıkardım. Yalnızca bir ailenin yaşadıkları üzerinden 1979 yılından, 2009 yılına kadar uzanan 30 yıllık süreyi bir yere odaklanarak anlatabilmiş oldum. Bir kişinin 30 yıllık hikayesi değil; birden fazla kişinin 10’ar yıllık hikayeleri.

» Sizin kişisel hikayenize baktığımızda benzer bir hikayeye tanık oluyoruz. Bu sizin otobiyografiniz diyebilir miyiz?

Bu denmemeli. Çünkü, kitaptaki herhangi bir karakter ne benim gibi, ne de ailem gibi. Bu karakterleri fantezi dünyamda yaratmak, benzer bir durumun içinde olup, bunu en doğal haliyle yaratmak kadar benim için önemliydi. İran’da o dönemde büyük şeyler oldu. Olup bitenin ortasında ülkeden kaçmak zorunda kalan komünist devrimci insanlar vardı. Ve bu insanlar Almanya’ya kaçıyorlar. Çocukları oluyor. Kabul ediyorum, buraya kadar benim biyografime ya da aile fertlerimin hikâyelerine benziyor. Ama bütünlüklü olarak baktığımızda içinde yaşadığım hayatları anlatan bir hayal gücü.

» Kitabın satır aralarında şu soru aklımdaydı: Anayurt dediğimiz yer neresi?

Öyle tahmin ediyorum ki bu sorunun cevabı nesillere ya da sahip olduğunuz yaşanmışlıklara göre değişiklik gösterecektir. Benim için ve de kitaptaki büyük kardeş için durum bu yüzden biraz farklı. O, henüz çocukken Almanya’ya geliyor. Dolayısıyla hali hazırda her şeyin farkına varabiliyor. Burada hem onun için, hem de benim için bu soruyu ayrı ayrı tekrardan sormak gerekiyor. Benim için Almanya’da her şey yolundaydı. Almanya’da doğdum ve İran geleneğini de, Almanya geleneğini de bir biçimde sürdürebiliyorum. Bu yüzden memleket neresi gibi bir soruyu sormuyorum. Ama durum eski nesiller için aynı olmasa gerek. Çünkü bu insanlar anayurdunda bir şeyler bırakıp başka bir ülkeye gelmiş insanlar. Onlar muhtemelen bir özlem içerisindedirler. Önemli olan anayurdu kimin, neden terk ettiği.

bazyar-baskici-sistemler-var-oldugu-muddetce-mucadele-de-hep-olacak-277122-1.

» Romanda, “Kimse devrimden sonra ne olacağını sormadı” diye bir cümle var. Bu ne anlama geliyor?

Bu cümle ve arkasındaki cevaplar, kitapla ilgili araştırmamdaki en büyük kısımlardan birisiydi sanırım. Mücadele veren çok fazla insan, şaha karşı mücadelelerinde bir devrim sabahına uyanmanın düşüyle ikna edildi. Bu tabii sürecin birinci adımıydı. Önce mücadele etmek. Birinci adımda, ‘devrim için mücadele veririz’ diyenler, ikinci adımı yani ‘devrimden sonra ne yaparız?’ kısmı için ‘Sonra düşünürüz’ dediler. Ama bu sürecin ikinci adımı olmadı da. Sürecin sonlanmasına dair kimse bir plan yapmadı. İran’ın içinde olduğu durumun sebebi de belki bu. Ama anlamak lazım, çok sert bir mücadeleydi ve bunu düşünmemek doğal olabilir. O jenerasyondan, dönemin mücadelesi içerisinde yer almış bazı insanlar tanıyorum. Onlar, bütünen bir plan yapmamanın büyük bir hata olduğunu düşünüyor. Ama öyle bir mücadelenin içerisinde bütünen bir plan yapılamayacağını, yapılsa da çok kolay olmayacağını, elbette ki ben de biliyorum.

» Kitapta yer alan başka bir cümle de bence ‘yurtseverlik’ noktasında önemli. Sosyalist devrimci bir karakter olan Behsad, şah yönetimi için ‘Onlar ülkelerini seviyor’ diyor ve de ekliyor, ‘Biz de seviyoruz.’ Sizin için ne ifade ediyor bu cümle?

Ben bir milliyetçi değilim. Böyle düşünen, milliyetçi bir tanıdığım da yok çevremde. Ama bildiğim şey şu ki, bir ulusu sevmek bir ülkeyi sevmek demek değildir. Bu her zaman bir arada işlemez.

» Ne işler böyle bir durumda?

Bizler demokrasi, daha geniş özgürlükler ve basının özgür ifade hürriyeti gibi talepleri olan insanlarız. Temelinde insan haklarını savunmak her koşulda bir ülkeyi ve dünyayı sevmek için yeterli olabilir.

» Bu kitapta aradığınız yegâne şey belki de umut. Kitaptaki her ufak çocuğun, her yetişkinin bahsini ettiği ortak ifade umut. Peki sizin için umut nerede?

Benim hala umudum var. Daima umudum var. Umut daim değil, bunu bazen tarih gösteriyor. Ama baskıcı sistemler var olduğu müddetçe umut da hep var!

» Bu sizin ilk romanınız. Yazın hayatınızda neler yaptınız?

Küçüklüğümden beri yazıyorum. Yaratıcı yazarlık okudum üniversitede de. Uzunca bir süredir kısa hikayeler yazıyordum ve aklımda da hep daha uzun soluklu bir proje vardı. Öyle sanıyorum ki yazdığım kısa hikayeler, bu roman için bir hazırlık evresi gibiydi. O yüzden de bu romanı yazmaya kalkıştım.

» Nasıl bir hissiyat?

Harika bir duygu. Kitap ilk olarak Almanya’da geçtiğimiz yıl yayımlandı. Ve ben bir yıldır kitabı kimlerin okuduğunu düşünüyorum. Bu sürprizlerle dolu. Ve bazen de insanlar benimle irtibata geçiyor. Hikâyede neyi beğendiklerini ya da beğenmediklerini söylüyorlar ve bunları birincil ağızdan duymak çok kıymetli.

» Bu kitabı Almanca yazdınız ve ilk olarak da Almanya’da yayımlandı. Almanlar, güncel bir İran hikayesini nasıl buldu?

Sanırım birçoğu mültecilerle kurulan ilişki noktasında kitabı önemsediler. Çünkü Almanya’da bir numaralı gündem çoğu zaman mülteciler. Ekseriyetle de bu sorulara doğru cevaplar bulma noktasında insanların büyük bir çoğunluğu şanslı değil. Almanlar da bu yüzden cevapları bulmak için işin bilenini işaret eder. Zannediyorum ki kitap da mülteci sorunlarını anlama noktasında okundu.

» Kitabınızla 2016 Ulla Hahn Ödülü’ne sahip oldunuz. Bu sizin için ne kadar önemli?

Çok büyük bir onur. Yazın kariyerinin başında birisi olarak bu ödülü almak büyük bir onur. Aynı zamanda kitaptaki karakterlere denk düşen yaşantılar için de güzel bir durum. Çünkü sahip olduğunuz böylesi bir ödülle daha fazla okurun hayal dünyasına girip, daha büyük kitlelere yolculuk edebiliyorsunuz.

» Türkiye ve İran arasındaki benzerlikleri ya da farklılıkları nasıl izliyorsun? İki kültür arasında neler var ya da neler yok?

Sıklıkla İran ve diğer ülkeler arasında bir ilişkinin olduğunu gözlemleyebiliyorum. Ama sistemler değişiyor ve insanlar arasındaki benzerlikleri görmek günden güne zorlaşıyor.

» Bir sonraki projeniz nedir? Yine bir roman mı?

Şu sıralar bir şey yazmıyorum. Epeyce seyahat ettim. Yazmak için çok vaktim olmadı. Yazdıklarımın politikadan bağımsız olmayacağını düşünüyorum. O yüzden bir sonraki roman da muhtemelen politik unsurlar içerecektir. Gördüğüm ve hissettiğim bazı şeyler kafamda hala sonlanmış değil bu kitap hakkında. Bu sebeple yine İran Devrimi üzerine bir kitap olabilir.