Bedava olan en pahalı olandır
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Cumhuriyetle yaşıt olan rahmetli ninemin televizyonun ve dahi videonun iyice yaygınlaştığı 80’li yıllarda en büyük şaşkınlığı, insanların hâlâ sinemaya gidiyor olmasaydı. Onun mantığına göre sinema, televizyonun her evde olmadığı yıllarda işlevseldi. Oysa şimdi evimizde televizyon, altında video, her caddede video kaset kiralama dükkanı vardı. Televizyonda yayın bedavaydı. Peki neden hâlâ sinemaya gidiyorduk? Gerçi o dönem sinema sektörü de televizyonun etkisiyle sarsılmıştı, bir kısmı porno gösterimine dönerek ayakta kalmaya çabalıyordu, yetmezmiş gibi video filmi diye bir garabet ortaya çıkmıştı. Neyse ki hâlâ inatla ayakta olan sinemalar ve sinemaya gidenler vardı. Sinemadaki içeriğin yeni olması, yaşattığı deneyim gibi konular ninemin algısının dışındaydı. Sonraki 25-30 yılda sinema salonları dönüştü, sinema deneyimi teknolojiyle iyice desteklendi, içerik arttı derken bugün sinemalar her AVM’nin olmazsa olmazı haline geldi.

Gazeteciliğin şu anki durumunun tam da 80’lerde televizyonun her eve girmesiyle sinema sektörünün “ne yapacağız şimdi biz?” döneminde olduğunu ve bu dönüşümü zamanla tamamlayacağını düşünüyorum. İnternetle birlikte haber içeriğine bedava ulaşıyor olmak ve dijital reklam gelirlerinin gazeteciliğin giderini karşılayamaması nedeniyle bir tıkanmışlık gözlense de bunu aşmak için pek çok proje gündemde. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun meselesi hem bu hem de “iyi gazeteciliğe neden para ödemeliyiz sorusu?”

Ödeme duvarı

İnternetteki içeriği belli bir ücret karşılığında okura / izleyiciye sunma sistemine İngilizce paywall’dan çeviriyle ödeme duvarı deniyor. Duvar kelimesi biraz soğuk ama para da sıcak ikisi birbirini dengeler diye tahmin ediyorum. Şaka bir yana da bu sistemi kullanmak açıkçası biraz yürek istiyor. Birincisi; internetteki içeriğe para ödemeye hazırlıklı bir potansiyel olması ikincisi; gerçekten insanların para ödemeye değer bulacağı bir içeriğiniz olması gerek. Bu sistemi kontrollü kullanan yapılar da var. Örneğin; beş makaleden sonra para istemek gibi. Açıkçası; Türkiye’deki hiçbir haber kuruluşunun şu anda “ödeme duvarı” sistemine geçmeye cesaret edebileceğini düşünmüyorum. Ne öyle bir okur potansiyeli görünüyor ne de öyle bir içerik kalitesi. Maalesef yumurta ile tavuk gibi bir paradoksu var bu işin. Belki içerik kalitesi daha yükselse potansiyel yaratacak ama içerik kalitesinin yükselmesi de bir maliyet.

“Bize sahip çıkın” eşiği

Gazetemiz BirGün’ün abonelik sistemi gibi sistemler bu geçiş aşamasında makul çözümler. Gazeteciliğe sahip çıkmaya hazırlıklı okura sesleniyor ve bir yere kadar işliyor. Dünyada da örnekleri bolca var. Ayrıca The Guardian’ın internet edisyonunu okuyanlar her haberin altında özetle şöyle bir nota rastlıyor: The Guardian’ı her zamankinden çok kişi okuyor ancak reklam gelirleri hızla düşüyor. Biz de bir ödeme duvarı hazırlayabilirdik ama tercih etmedik. Çünkü demokratik olan medyanın herkese açık olmasıdır. Ancak perspektifimizi ve gazeteciliğimizi korumak için sizden “küçük bir yardım talep ediyoruz” diyor. Sonra kısa bir işlemle 1 sterlin gibi küçük bir yardım yapabiliyorsunuz. Yani işi okurun vicdanına bırakmışlar. Açıkçası; sert kapitalizm şartlarında riskli bir model.

Fantastik bir çözüm

Geçen hafta BBC’nin haberiydi. ABD merkezli Salon adlı internet sitesi “reklam önleyici” yazılım kullanan okurlarına ya bu yazılımı kapatmalarını ya da Bitcoin benzeri Monero adlı kripto para üretimi için bilgisayarlarının işlemcisini arka planda Salon’un kullanımına sunmalarını istemiş. Deneysel bir çaba ama bu da sürdürülebilir değil.

İyi gazeteciliğe neden para ödemeliyiz?

Kaliteli gazetecilik arayışları şu an Batı’da bir trend. Facebook bile algoritmasını bu yönde düzenlemek için adımlar atıyor ki böyle büyük kuruluşlar insanların kara kaşına kara gözüne bakarak bu arayışlara girmez. Şu artık açıkça görülüyor, gazetecilik bedavaysa ya iktidar tarafından yanlı olması için finanse ediliyordur, ya hit artırmak ve reklam almak için ucuz içeriğe yönelmiştir ya da bir yerlerden fonlanıyordur. Üçü de gazetecilik için çıkmaz yol. Ayrıca okura uzun vadede çok pahalıya patlayacak bir yol. Kaldı ki, reklamcılar da kalitesiz içeriğe verdikleri reklamın dönmediğini fark edip kendileri içerik üretmeye kadar vardırdılar işi. Sürekli okurdan yardım isteyip ayakta kalmak da sürdürülebilir değil. İnternetteki gazeteciliğe para ödeme konusundaki önyargıları yavaş yavaş kırmamız lazım. Bu işin içerik kalitesinin artması için okura düşen bu. Bir kez akış sağlansın, eğer kalite artmazsa o zaman külâhları değişiriz ama iyi gazeteciliğe bir şans vermemiz gerek. BirGün’e abone olarak bir adımı atmak mümkün.