Bedelli askerlik
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ

Birkaç haftadır posta kutum bedelli askerlik için köşe yazarları ve gazetecilerden destek isteyen mesajlarla dolup taşıyor. Sanki ortada böyle bir tartışma varmış ve hükümet bu konuda yakında bir karar verecekmiş gibi bir aciliyeti var gelen mesajların.

155. Madde’nin gazabını bilen biri olarak peşinen belirtelim öyle halkı askerlikten falan soğutmaya çalışmıyoruz. Bunu zaten 15 Temmuz 2016’dan bu yana darbeciler ve devlet erkanı el birliğiyle bol miktarda yapıyor. Derdimiz olsa olsa devleti askerlikten soğutmak olabilir. 27 yaş üzeri olanlara bedelli askerlik imkânı veren 2014 düzenlemesi haklı olarak adaletsizlik duygusu yaratmış. Memlekette adaletsizlik duygusu yaratmayan pek bir şey kaldı mı ondan da pek emin değilim.

Bize yazanlar her türlü gerekçeyi saymışlar. Acıklı olanlar var, kendini acındıranlar var, dik başlı olanlar var, kendinden emin olanlar var. Bir tanesi diyor ki “VALLAHİ biz bedelli askerlik bekleyenler vatan haini değiliz.” Bunlar ailevi ve psikolojik sorunları olup gitmek istemeyenler.

Kimisi 1 Ocak 1988 kriterine takılmış gün hesabı yapıyor ve adaletsizlikten dem vuruyor. 7 aylık bebeğine ve 86 yaşındaki dedesine bakmak için yeni bedelli askerlik kanunu çıksın istiyor.

Kimisi zenginin çocuğuna bedelli fakire ölüm vurgusu yapıyor. Kimisi profesyonel ordu lazım biz kredi çekip bedelini öderiz diyor. Bu arada şehit olanları da anmadan geçmiyor.

Askere gitmemek için gerekçeler listesi uzun: “Askerlik vatani görevimiz. Hiçbirimiz bundan kaçmıyoruz. Kimimizin hastası,kimimizin yaşlı ana babası, kimimizin yeni kurduğu işi, kimimizin yeni kurduğu yuvası, kimimizin başka başka dertleri var. Biz gençler vatanımıza kurduğumuz işte istihdam sağlayıp yüce devletimize vergi ödeyerek, bakmakla yükümlü olduklarımızı sokaklarda biçare bırakmayarak daha faydalı oluruz.”

Bunun yanında aba altından sopa da gösteren var. Askere gider cinnet geçiririz ve hiç uğruna şehit oluruz diyor. Teşvik vermek isteyen ise “ekonomiye can suyu olur” diye vurguluyor.

“3 milyon genç bunalımda” demiş birisi. Büyük ihtimal realite bu. Her yıl askerlik çağına gelen nüfus yaklaşık 800 bin dolayında olmalı. Bunun yanına “yüksek öğrenime kapağı atıp” uzatanları ve bir şekilde uzun süre ertelemiş olanları eklerseniz 3-5 milyon sayısı karşınıza çıkar.

2014’te 611 bin 880 kişiyi kapsayan bedelli askerlik fırsatından 200 bin kişi faydalanmış. Biliyorsunuz bu ilk kanun değildi. Daha önce de çeşitli vesilelerle bedelli askerlik kanunu çıkarıldı ve yüzbinlerce insan faydalandı. Bunun yanında yurtdışında çalışanlara özel bedelli askerlik imkânı da var.

Özetle memlekette askerlik yapmak isteyen pek yok. Tamamen kaçmanın risklerini de bilen vatandaş bedelliye razı olmuş durumda. Kredi çeker öderim ve yırtarım diyor. Sırf bedelli kanunu çıkar diye okulunu bitirmeye korkan bir sürü insan var.

Türkiye askerlik derdinin olduğu tek ülke değil elbette. Hemen her ülkede benzer bir yapı mevcut. Ancak gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamında askerlik yapmak gönüllülük esasına bağlı. Pek çoğunda da askeri olmayan hizmetler görerek yapmak mümkün. Yine AB ülkeleri ve pek çok diğer ülke vicdani red hakkını tanıyor.

Belli ki askerliği “hak ve ödev” diye adlandırınca durum değişmiyor ve asla vatan haini olmayan milyonlarca vatansever bu haklarından vazgeçmeye dünden razı. Askerliğin nasıl düzenleneceği, asker sayısının günümüz dünyasındaki anlamı, iç ve dış mihraklar, bu işin devlete maliyeti ve benzeri konuları bir kenara bırakalım. İnsanlara yapmak istemedikleri bir şeyi yaptırmanın, hem de 6 ay veya 12 ay yaptırmanın ne olduğunu düşünelim. Düşünün cumhurbaşkanı değil başkan olmak istiyorsunuz ve sizi 5 yıl belki 10 yıl cumhurbaşkanlığı yapmak zorunda bırakıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi?

İyi haftalar ve bol şanslar.