“Ben” egoya dönüşürse…
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN
Fotoğrafçı bir kişidir, doğru. Ancak yaptığı iş nedeniyle, ürününe yani fotoğrafa kolay ve çabuk ulaşılabildiği için diğer sanat disiplinlerinden farklı olarak egosu yüksek kişidir. Çünkü fotoğrafçılığını toplumda kendine yer edinmenin ve sosyalleşmenin aracı olarak kullandığını kendine itiraf etmez / edemez. Unvanı bellidir; Fotoğraf Sanatçısı! ( Şimdi bu girişle çok fotoğrafçının tepkisini çekeceğimi biliyorum. İstisnalar vardır, der çıkabilirim işin içinden ama o zaman da herkes kendini istisna yerine koyar. O yüzden bunu yapmayacağım.)

Çünkü çoğu “güzelleme” peşindedir. İktidar ise küstah ve acımasız.

Oysa biliyoruz ki; “Güzelleme” ile hiçbir şey değişmez. Fotoğrafta yalnızca güzellemeden bahsediyorsak o fotoğraf sizi çoğaltamıyordur. Yineliyorum, iktidar küstah ve acımasız. Popüler kültürde “ben” çürürken, kimlikler yozlaşır, egolar şişer. Fotoğrafçılar munis yaşamı terk etmedikçe ve fotoğrafları eylem giysisini giymedikçe cılız bir dil olmaktan öteye geçemeyecektir.

“Ben” eşsiz –biricik- olmayı imlediği gibi tarihsel olarak farkındalığı da imler. Topluluk olmaktan ayrışmayı içerdiği denli ortak yazgımızın köklerine inebilmeyi de içerir. “Ben” bir bilimkurguda bir sabah ansızın tepemizde beliren bir meteor olmadığı gibi, onun dili de köksüz değildir. Bu dilin öznesi kurulan bir öznedir. Bu anlamda kendiliğindenliği yoktur. “Ben” kendiliğinden değil, tarihsel bir üründür. (Taylan Asır, “Rüzgâr Bir Şaire Neyi Fısıldar ki?” başlıklı yazısı, BirGün)

Ötesi köleliktir. Köle anlamlar üretemez, en fazla sistemin sahipleri sayılan efendilerinin dünyasını cılız bir şekilde eleştirebilir, kendisine yapılanlara içerleyerek var olur. Daha çok, kamuoyunun değişip duran kanaatlerine tabi olan zamanımızın okumuş yazmış yeni orta sınıfı, artık sistemden pay almaktadır. Bu yeni orta sınıf, eski orta sınıfa oranla daha yüksek eğitim seviyesi olmasına ve teknolojiyi çok daha iyi kullanmasına karşın, eleştirel düşünme ve entelektüel bilgi birikimi açısından zayıftır.

Postmodernist fotoğrafta anlak ve anlam dışlanmıştır, hiçleştirilmiştir. Öteki ile empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da izleyici ile iletişim kuramayan izleyicinin alımlamasını önemsemeyen fotoğrafçının içsel şımarıklıklarının dışavurumundan öteye gitmeyen bencil ve şımarık bir anlatıdır. Fotoğraflarında insan yalnızca plastik bir malzemedir. Yaşayan, umutları, kaygıları, dertleri, sevinçleri olan insan yoktur bu fotoğraflarda. Yalnızca fotoğrafçı / öznenin kendisi ağırlık merkezidir.

 Bir başkasını değil de kendini popüler kültür imgelerinin yerine konumlandırmıştır?

 Günümüz insanının en büyük sıkıntısı artık zaman ve zamanın kullanımı olmuştur. Artık insanlar uzun uzun yazmak ve okumak yerine çekmek ve göstermek üzerine bir hayat kurmaktadır. Dünyayı yorumlamak ve değiştirmek değil de sorgulayıcı olmayı yansıtıcılık düzlemine çekerek, iktidar tarafından kurgulanmış hayatın aksettirilmesinden başka işe yaramamasına yol açılmaktadır. Oysaki müdahaleci ve değiştirici olmak; bilgi, birikim ve sorgulama üzerine kurulabilir.

 Kapitalizmin, şu iletişim devrimiyle aynı zamanda çıkışı rastlantısal değildir ve bugün devasa büyüyen iletişim cenneti, neredeyse ironiktir. Notos Dergisi’nin son sayısında Semih Gümüş, yaptığı söyleşinin bir yerinde konuyu “Aldanma” üzerine çekerek sözü Küçük İskender’e bırakır. İskender’in, “İletişim çağındayız güya; oysa iletişim, güdüleri örgütleyerek bundan kazanç sağlayan metacı bilinçlerin illüzyonu. İletişim diye bir şey yok, asla da olmadı. Organizmanın sosyalleşme tezahürüymüş bu; hangi başvuru kaynağından hareketle bu sonuca ulaşıldı? Her şeyi ama her şeyi korku sağlıyor: Yalnız kalma korkusu, soyunun tükenmesi korkusu, korunamama-öldürülme korkusu, aç kalma korkusu, libidonun boşa gitmesi korkusu gibi. Din, devlet, kurumlar, sanat, bilim sırf bu korkulardan besleniyor. Aldanma derken, barış kendinle ve ruhunla konuş anlamındadır o deyişim,” demesi “ben”e gönderme gibi durmuyor mu?

Küçük İskender’e buradan selam çakayım ve sözü, “Fotoğraf itirazın dilini yakalayamadıkça en çok iktidarın diline yakındır…” diyerek bitireyim.

1 Mayıs İşçi ve Emekçi bayramımız kutlu olsun.