Ben sana mecburum
ERAY ÖZER ERAY ÖZER
Bir kulübü niye seversiniz? Dikkat edin, takımı değil kulübü... Sıklıkla ‘takım’dan, yani futbol takımından bahsetsek de aslında kulüptür sevdiğimiz. Hiç ilginiz olmasa bile bir hentbol maçına sadece sevdiğiniz kulübün ismi nedeniyle takılmanız, kulübünüzün sporcusu genç bir yüzücünün başarılarına göz dikmeniz bundandır. Hatta, ne bileyim, mesela Almanya ikinci ligini takip ederken veya televizyonda rastgele bir maça denk geldiğinizde ismini cismini pek bilmediğiniz bir takıma, sadece renkleri taraftarı olduğunuz kulübe benziyor diye gönül indirdiğiniz çoktur. Siyah-beyaz, sarı-lacivert, sarı-kırmızı flörtlerinizi hatırlayın.

Takım değil kulüp tutanlardansanız koşulsuz bir aşka yelken açmışsınız demektir. Ve karşılıksız... Bugün içinde bulunduğumuz futbol ortamı (tıpkı içinde bulunduğumuz diğer ortamlar gibi) başarıya aşık olmayı dayatsa bile, bakmayın siz, ‘renklere aşık’ adamın aşkının karşılığı asla başarı değildir. Kulübünüz başarısız olsa da onu seveceksiniz, yapacak başka bir şey yok. Borsada işlem yaparken işleri kötü giden şirketten vazgeçebilirsiniz. Bir zamanlar çok sevdiğiniz ama uzun süredir sürekli tartıştığınız, birbirinize zarar verdiğiniz eşinizden vazgeçebilirsiniz. Favori mekanınızdan, eşinizden dostunuzdan, arabanızdan... Hepsinden vazgeçebilirsiniz. Ama takımınızdan vazgeçemezsiniz.

Hatırlayın, birkaç sezon önce işler kötü  giderken yahut hoşlanmadığınız bir yönetim kulübün başındayken kendinize söz vermiştiniz. Bir daha bu kulüp için üzülmemeye and içmiştiniz. Ne oldu? Kısa süre sonra dönüverdiniz. Kalbiniz yumuşadı, en azından göz ucuyla skor tabelasını kontrol etmeye başladınız... Ve evet... Yine başladığınız yerdesiniz.

Aslında derinde bir yerde siz de gayet iyi biliyorsunuz: Bu öyle günümüz aşklarına pek benzemiyor, siz bu kulübe mecbursunuz!

***

Evet, biz Beşiktaş’a mecburuz. Tüm Beşiktaşlılar olarak. Aşkın karşılığı ille de başarı olmadığı için 34 haftanın 34’ünü de malubiyetle geçsek, ikinci, üçüncü, amatör liglerde gün de saysak biz bu kulübe mecburuz.

Tam da bu nedenle ne yaparsanız yapın Beşiktaş’ı yok edemezsiniz, edemezler. Batıramazsınız. Borcu 500 değil 1.500 de olsa, kapısındaki alacaklılar kulübün parke taşlarını da söküp götürse Beşiktaş’ı ortadan kaldıramazsınız. Çünkü üzerine siyah-beyaz formayı geçirip mahallenin toprak sahasında Beşiktaş adıyla top peşine düşecek küçük çocukların bile peşine düşecek milyonlarca insan var bu ülkede. Beşiktaş’ın sadece adı var olsa bile yıllarca takip edecek milyonlar...

***
 
Spor kulüpleri ancak renklerine gönül veren kalmadığında yok olurlar. Borçları yüzlerce milyon dolara ulaştığında değil. Fakat biz, yani taraftarlar, yani renklere gönül verenler bu kulüpleri yöneticilere istedikleri gibi at koştursunlar, kişisel basiretsizliklerini kulübün üstüne boca etsinler, kulübü ortada olmayan paralarla yönetsinler diye emanet etmiyoruz. Her taraftar şampiyon olmak ister, ama ister inanın ister inanmayın taraftar kulübü yöneticilere şampiyon yapsınlar diye emanet etmez.

Çıkıp sokakta soralım, neredeyse taraftarların tamamı kulübünün, takımının sahada kendisini utandırmamasını ister sadece.

***

Utanmak çok göreceli bir kavram.

Milyon dolarlık yıldızlarla Anadolu’nun altyapısı güçlü bir takımına yenilmek zaman zaman utandırabilir örneğin. Ama o utanç yenilgiden değildir. İmkanları geniş bir kulübün hovardalığına öfkelenir, bu vurdumduymazlıktan utanır taraftar. Skor tabelasından değil.

Yoksa paranız, 11 tane gencecik adamı sahaya sürersiniz, yenseniz de yenilseniz de sahada terinizin son damlasına kadar mücadele edersiniz.

Ve taraftarınızı utandırmazsınız.

Hiç kimse de çıkıp ağzını açmaz.

***

Ama yok, kulübü 500 milyon dolar borca sokup, üstüne de sahada sadece gezinen bir takım ruhlardan oluşan bir kadro kurmuşsanız...

Kulübün bütün özkaynağını kurutmuşsanız...

Kulübü kendinize borçlandırmışsanız...

Kendi işinizi benzer şekilde yönetseniz anında kapıya konulacak hale gelmişseniz...

***

Bütün bunları yapmışsanız...

Başınıza kötü bir şey gelir sandınız değil mi?

Yok yok... Merak etmeyin.

Tüm bunları layığıyla yerine getirmişseniz...
 
Bize bu ettiğin yetmedi deyip...

Ülke futbolunu da size emanet ederler!