Bertolt Brecht ve sosyal medyanın eleştirisi
03.12.2017 10:47 BİRGÜN PAZAR
Birey yoksunlukları karşısında mücadele ve ötesinde düzen dışı bir alternatife tutunmak yerine, endüstriyel kültürün kıskacı altında egemen sınıfın yaşamına öykünebilir; öykünmesi sağlanabilir. Birey, öykündüğü ama ulaşamadığı bir yaşamı, ne kadar mümkünse, endüstriyel kültürün sınırlarını çizdiği bir profilin içine sığdırmaya çalışır

Önder Kulak - Dr., Felsefe

Bugün sosyal medya ortamlarında oluşturulan profillerin büyük kısmının birer kurgudan ibaret olduğunu söylemeye gerek var mı? Her biri aslında var olmayan bir yaşantılar seçkisinin sunumu değil mi? Bunların kötü bir tiyatro oyunundan öte ne anlamları var ki?

Hadi bir Instagram hashtag'ında dolaştığımızı düşünelim. Bu hashtag misalen #Kitap olabilir. Burada ilgi çeken bir fotoğrafın vesile olmasıyla öylece bir profile tıklamak mümkün. Profilin az önce vesile olana benzer başka fotoğraflar da içermesi muhtemeldir. Fotoğraflar arasında dolaşırken kişinin yaşantılarına dair bir seçkiyle karşılaşılır. Bu seçkinin sunduğu ipuçları, doğrudan ya da dolaylı olarak, profilin sahibine ilişkin birtakım bilgiler verir. Başka bir deyişle, bireyin sınıfsal varlığından dâhil olduğu kimliklere ve gündelik yaşamına kadar birçok konuda bir fikir verir. Fakat söz konusu fikrin ardında bir kurgunun mu yoksa gerçeğin mi bulunduğu öyle kolayca yanıtlanabilecek bir soru değildir.

Profil yaşamlar
Birey emeğiyle edindiği maaşının sınırları dâhilinde, hâlihazırda birçok tüketim metasından ve etkinlikten yoksundur. Bunun nedenlerini ve yoksunluk karşısında neler yapabileceğini sorgulamasının önüne geçen birçok yanılsama örüntüsünden bahsedilebilir. Bunlardan biri de, çoğunlukla ince ya da kaba bir kurmacanın parçalarını oluşturan söz konusu fotoğrafların da hâlihazırda içerildiği endüstriyel kültürdür. Bu noktada sosyal medyanın da tıpkı diğer iletişim araçları gibi büyük oranda bir endüstriyel kültür ürününe dönüşmüş olduğu belirtilebilir. Burada da birey, üründe içerilen kurgusal yaşantılarla bir özdeşlik kurarak, sorunlarının çözümü pahasına, o kurgusal yaşantılar içinde kendi gündelik yaşamında sahip olamadıklarına ulaşır ve yapamadığı fiilleri gerçekleştirir.1 Bu gibi bir örneğin diğer birçok kültürel ürüne nazaran farklı olması, başrolün kurgusal karakterler yerine doğrudan bireyin kendisine verilmiş olmasından kaynaklanır.

Birey yoksunlukları karşısında mücadele ve ötesinde düzen dışı bir alternatife tutunmak yerine, endüstriyel kültürün kıskacı altında egemen sınıfın yaşamına öykünebilir; öykünmesi sağlanabilir. Birey, öykündüğü ama ulaşamadığı bir yaşamı, ne kadar mümkünse, endüstriyel kültürün sınırlarını çizdiği bir profilin içine sığdırmaya çalışır. Örneğin tesadüfen karşılaştığı bir antika arabanın kapısına yaslanarak, içeriğinden bir haber olduğu romanı okuyormuş gibi yaparken çekildiği bir fotoğrafı, hakkında hiçbir fikrinin olmadığı bir kimsenin ifadeleri eşliğinde profiline ekleyebilir. Bu, benzeri ve diğerlerini bütünleyen fotoğrafların yan yana dizilmesi, esasen var olmayan bir kimsenin sosyal medya profilinde kurgusal bir karakter oluşturmasına neden olur.

Birey, antika arabalarla iç içe olan bir kimse görüntüsü verir. Oysa birey ne mülk ne de kullanım bakımından böylesi koşullara sahip değildir. Her fotoğrafın arkasında münferit bir hikâye vardır. Buna sürekli elde tutulan o söz konusu kitapların da aslında hiç ya da hakkıyla okunmadığı gerçeği eklenebilir. Onlar ise sadece “kültürlü” görünmek için kullanılan birer dekordan ibarettirler.

Instagram bünyesinde karşılaşılan bu profil yaşamdan, diğer sosyal medya ortamlarıyla iç içe geçmesi ve tutarlı bir bütünlük oluşturması beklenir. Örneğin burada Facebook profilinde antika araba ve ünlü roman paylaşımlarına ve Twitter’da TT olmuş hashtaglara dâhil edilen ilişkili tweetlere rastlamak mümkündür.
Bütün bu kurgu öğeleri, profil hakkında fikir edinen kimsenin bireyin gerçek haline ulaşmasını engeller. Bu kurgusal karakterin ötesine geçmek ve endüstriyel kültürün etkisini kırmak ise ancak zihnin bir karşı-bilinçle yapılandırılmasına bağlıdır. Bu noktada Brecht’in yabancılaşma efekti (y-efekti) kavramından katkı alınabilir.

Y-efekti
Brecht, birey ve eser arasında kurulan ilişki bakımından, olası bir özdeşleşme haline karşı çıkar.2 Bu özdeşleşme hali, bireyin gündelik yaşamıyla arasına belirli bir mesafe koyarak, eserde karşılaştığı yaşantılar ve kendi beni arasında bir özdeşlik kurmasını içerir. Böylesi bir örnek kapsamında birey, sahnede sergilenen bir tiyatro oyununu seyrederken, kendi yaşamından bir süre uzaklaşır ve karşılaştığı karakterlerin yaşantılarıyla kendisini özdeş kılar. Böylece birey, kendini bu karakterlerin yerine koyarak, onların yaşantılarını anlayabilme ve kendisine düşünce ve eylem örnekleri katabilme olanağını elde eder. Bu durum bireyin bir eser karşısındaki ilk refleksi olarak alınabilir. Brecht de bunun akla yatkın olduğunu belirtir. Ne var ki, Brecht’in önemli bir itirazı vardır.
Brecht’e göre, birey bir özdeşlik hali kurarak, kendisini söz konusu kurgusal karakterlerin deneyimleriyle sınırlar. Bunun bir sonucu olarak birey, kendi yaşamı ve karakterlerin yaşantıları arasında bir karşılaştırma yapabilme olanağını da yitirir. Bu noktada Brecht’in önerisi, özdeşleşme halinin bozulması amacıyla oyunun yapısına aykırı birtakım öğelerin bilinçli şekilde oyuna yerleştirilmeleridir. Bunlar y-efektleridir.

Brecht y-efektleri sayesinde, bireyin karşılaştığı karakterler karşısında da kendisi ve değişen kendisi olarak kalmasını bekler. Bu durumda bireye, örneğin sahnedeki kimselerin birer oyuncu, salondaki kimselerin ve elbette kendisinin de bir seyirci olduğu anımsatılır. Burada birey, gündelik yaşamıyla bırakalım bir mesafe oluşturmayı, onunla temasını asla yitirmemelidir.

Bireyin oyun sayesinde edinmesi amaçlanan farkındalık, gündelik yaşam ve kurgusal yaşantılar arasındaki bir karşılaştırma sonucunda daha etkili bir içerik kazanır. Böylece, değişim için bilinç ve dolayısıyla eylem bakımından birçok hareket noktası belirir. Bu noktada gündelik yaşamına dönen bireyden, değişen bilincini koruması ve toplumsal değişim için eyleme dayanan katkılar sunması beklenir.

Y-efekti ve sosyal medya
Brecht’in fikirleri Marksist sanat teorisi içindeki başlıca anlayışlardan biridir. Brecht de tıpkı diğer anlayışlar gibi, bireyden eser konusunda seçici olmasını, eser yerine ikame edilen kitschi ve bir biçimi olan kültürel ürünü daha baştan reddetmesini bekler.
bertolt-brecht-ve-sosyal-medyanin-elestirisi-394858-1.
(Brecht, birey ve eser arasında kurulan ilişki bakımından, olası bir özdeşleşme haline karşı çıkar. Bu özdeşleşme hali, bireyin gündelik yaşamıyla arasına belirli bir mesafe koyarak, eserde karşılaştığı yaşantılar ve kendi beni arasında bir özdeşlik kurmasını içerir.)

Bahsedildiği gibi kültürel ürün, olağan bir refleks olan özdeşleşme halini, karşı-bilincin aşındırılması ve zihnin mümkün olduğunca egemen fikirler tarafından işgal edilmesi için kullanır. Burada birey, ya karşıt fikirlerin bilincinde hâlihazırda etken olması sayesinde direnç gösterir, ya da aksi bir koşul sergiler ve karşı koyamadığı oranda egemen bilincin işgaline uğrar. Bu ikincisi bakımından, kültürel ürünün baştan reddedilmediği ya da reddedilemediği durumlarda, bireyin direncini destekleyecek kimi araçlar oluşturabilmek mümkündür. Bu gibi araçların eserle özdeşleşme hali öneren bir paydadan türetilmesi güçtür. Diğer yandan Brecht’in y-efekti kavramı burada düşünülebilir. Bu noktada nasıl bir aracın önerilebileceğini, sosyal medya ortamları üstünden örnekleyebilmek mümkündür.

Brecht y-efektinin esere oluşumu sırasında dâhil edilmesini önerir. Bu durumda y-efekti, eserin oluşturulmasında ya da düzenlenmesinde eklemlenebilecek bir öğe olarak belirir. Peki ama y-efekti neden bir eser ya da ürüne sonradan yerleştirilebilecek yabancı bir öğe olarak da düşünülmesin ki? Başka bir deyişle, y-efekti, düşman saflarına sızan sabotajcının elindeki bir araç misali tahayyül edilebilir de. Bu sabotajcı, örneğin verili ürünün içerisine sonradan yabancı bir öğe yerleştirerek onun işlerliğini bozabilir. Böylece bireyin kurgusal karakterler üstünden özdeşlik kurmasını engelleyebilir ve dahası bireyin yaşantılar arasında bir karşılaştırma olanağı elde etmesini ve sonrasında kültürel üründen uzaklaşmasını sağlayabilir.

Bu noktada başlıca amaç, örneğin bahsi geçen sosyal medya ortamındaki bireyin ya da takipçilerinin profilde bulunan kurgunun gerçek olmadığı konusunda bir farkındalık ya da en azından bir kabullenme haline ulaşabilmesini sağlamaktır. Kurgunun gerçeklik karşısındaki değillemesi burada sonuç almanın başlıca kilit noktasıdır. Bunun için y-efektinin hangi kurgu parçasını hedef alacağı iyi seçilmelidir. Bu ayrıntı, eldeki örneğin sürdürülmesiyle biraz daha açılabilir.

Burada antika araba ve ünlü roman paylaşımları sayesinde bireyin sosyal medyada bir fenomen olduğunu ve sıkça muhalif paylaşımlarda bulunduğunu düşünelim. Bu paylaşımlar elindeki Yaşar Kemal, Sabahattin Ali ve nice yazarın kitaplarıyla da uyum içerisindedir. Birey, takipçi sayısının sağladığı özgüven sayesinde, paylaşımlarını adeta bir kanaat önderi edasıyla yapmaktadır. Bu bağlamda örneğin halkın olası bir gündem karşısında sokağa çıkmaması için bir telkinde bulunabileceğine ve hatta bir oranda etkili dahi olabileceğine rastlanabilir. Oysa tıpkı antika arabalar ve ünlü romanlar bağlamında olduğu gibi, bireyin siyasetle olan ilişkisi de profilindeki kurgunun bir parçasıdır. Birey siyaseten herhangi bir yetkinlik haline sahip olmamasına karşın, kalabalıkları etkilemeyi kendi nazarında bir hak olarak görmektedir. Bu nokta y-efektinin eklemlenmesi için doğru bir noktadır. Öyle ki, bireyin olmadığı bir kimse gibi hareket etmesi, olumsuz bir toplumsal etkilenim oluşturmaktadır.

Bu koşullar altında sosyal medyanın bir kitle iletişim aracı olarak değil bir endüstriyel kültür ürünü olarak bulunduğu anımsanmalıdır. Bu durumda ortada gerçek yerine bir kurgu olması, nesnel bir tartışma ortamının da olmadığı anlamına gelir. Burada yapılacak olan şey, karşı-bilincin fikirlerini sıralayabileceği uygun bir zemin oluşturmaktır. Bu da y-efektiyle mümkün kılınabilir.

Bireye ve takipçilerine öncelikle kurgunun ötesi gösterilmeli ya da gerçek dışılığı kabullenmeleri sağlanmalıdır. Bunun için başlıca dayanak noktası, sergilenen kurgunun içerisine yorum, paylaşım gibi olanaklar aracılığıyla dışarıdan eklemlenen ve doğrudan gündelik yaşamın kendisine referans veren aykırı unsurlardır. Bunların yazı, ses, fotoğraf, video gibi formlar altında olmalarından çok, gündelik yaşamı temel almaları ve profilin sokağa çıkmamak gibi örnekler yerine önerdiği edilgenlik halini, sosyal medya ortamının dijital duvarları arasında kalma istemini, profilin ardındaki kimsenin kurgusal ve gündelik yaşamı arasındaki uyumsuzluğu teşhir etmeleri önemlidir. Bu kıstaslara sahip bir öğenin ortaya koyulması, kötü bir tiyatro oyununun ortasında “Bu kötü bir tiyatro oyunudur” diye bağırmaktan farklı değildir.

Diğer endüstriyel kültür ürünlerinden farklı olarak, sosyal medya, tüketicilerinin katkısına açıktır. Bu durum endüstriyel kültürün yararına birçok koşul sağlarken, karşı-bilincin saldırılarına da birçok açık kapı bırakır. Bu saldırılarda kullanılabilecek bir araç olarak y-efekti, sosyal medyanın endüstriyel kültürün bir parçası olduğu, ortada bir iletişim ve dolayısıyla tartışma ortamı değil de bir sahnenin bulunduğu, gerçeğin yerine kurgunun dayatıldığı bir koşullar bütünü dâhilinde, karşı-bilincin savunulmasını ve egemen bilince karşı saldırıda bulunulmasını sağlayan bir araç olarak kullanılabilir.

1 Bu noktaya dair bkz. Önder Kulak, Theodor Adorno: Kültür Endüstrisinin Kıskacında Kültür, İstanbul: İthaki Yayınları, 2017, ss. 88-103.
2 Brecht’in çalışma kapsamında geçen fikirleri için bkz. Bertolt Brecht, “György Lukacs’a Karşı”, Estetik ve Politika, çev. Ünsal Oskay, İstanbul: Alkım Yayınevi, 2006, ss. 137-171; “Tiyatro İçin Küçük Organon”, Sanat Üzerine Yazılar, çev. Kamuran Şipal, İstanbul: Cem Yayınevi, 1997, 22. kısım, 23. kısım, 43. kısım ve 46. kısım.