Beşiktaş’ı doğru algılamalı
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Beşiktaş’ın elde ettiği başarıyı taktir etmemek mümkün değil. Gerçekten çok önemli. Bununla birlikte, bunun sürdürülebilir ve istikrarlı bir Avrupa takımı olması için sahip olduğu koşulları ve eksikliklerini tartışmanın şu anda bile yararlı olacağı kanısındayım.

Beşiktaş, stadının bitmesiyle beraber, seyircisinin etkili desteğini kullanmaya başlamasıyla ve kadrosunu olması gerekene biraz daha yaklaştırarak belirli bir ivme kazanmıştır. İki senelik şampiyonluk ve şu an takımın Şampiyonlar Ligindeki başarısı bunların bütününe bağlıdır.

Şenol Güneş’in etkisini ise kadrosundaki isimlerin bütünlüğü göze alındığında ve Avrupa koşullarındaki rekabet argümanları göz önüne alındığında eksikliklerin yaşandığını düşünüyorum. Ve bu eksikliklerin varlığı kırılgan bir sistemin özelliklerini taşıyor.

Bu tabii ki kimileri tarafından öfke ve kızgınlıkla karşılanabilinir, fakat Şampiyonlar Ligi bütünlüğüne bakıldığında, çeyrek ve yarı final için olması gerekene yakın taktiksel bütünlüğe sahip olmadığı açıktır. Şu anda elde edilen başarı ise ara hedeftir ve önemlidir.

Biraz daha açık anlatmak gerekirse;

Şampiyonlar Ligindeki takımlar bana göre üç kategoride oluşuyor.

Birincisi; A kategori: Real, Bayern, Barcelona, M Cıty, M United, Chelsea, Paris, Juventus.

İkinci; A rezerv kategori: Totenham, Napoli, Dortmund, Atletico, Arsenal (olmasa da), Roma, Liverpool.

Üçüncü; B kategori: Beşiktaş, Porto, Benfica, Laipzig, Sevilla, CSKA Moskova, Basel, Sporting olarak belirtebiliriz.

Takımların kategori olarak ayırmadaki etkiyi, sadece yıllık veya gruptaki başarının etkisi olarak tek başına alamayız. Burada sürdürülebilir başarının ve oyun istikrarının uzun vadeli bir kurumsal yapıya sahip olması olarak değerlendirmek gerekir. Tüm oynanan maçlardaki taktiksel bütünlük ve değişkenlikleri başarıyla uygulamak ana kriterdir. Futbol için en temel husus; hem taktiksel bütünlüğü sağlamak ki burada uygulanan sistematik kurguya ilk on bir ile kulübedeki oyuncu donanımlarının adaptasyonu ve uyumu çok önemlidir.

Çünkü doğru transfer ve sisteme kaliteli uyum, maddi göstergeler üzerinde yönetimin de kurumsal olarak kalitesini ortaya koyar. Bunun göstergesi parasal girdiler ve bilançolardır. Burada Beşiktaş’ın yönetim zaaflarını da incelemek gerekir.

Öncelikle Şenol Güneş’in tek bir oyun anlayışı var: bloklar arasını kapamak ve set oyunu içerisinde pozisyon bulmaktır. Buradaki güvencesi ise öndeki dört oyuncunun yetenekleridir. Ve bunu kendine yeterli görüyor ki tehlike buradadır.

Yeterli görmesinin sebebi; üçüncü bölge savunma ve hücum oyununu içeren taktiksel bir kurguyu bir türlü oturtamadı veya oturtmadı ya da gerek görmedi. Bunu bir risk olarak görüyor sanırım. Bunu da savunmadaki ve kaledeki zaaflardan dolayı düşünebilir.

Birçok sıkıştığı maçlarda, takımın kendiliğinden birinci bölgeye çekilip, alanı daraltarak savunma yapmasına ses çıkartmadığı gibi, o kurgudan alınan sonuçlar açısından da memnun. Tosiç ve Fabricio gibi hatlı yönü fazla olan oyuncuların, arkada, sadece savunma oyunu ile katkılarının fazla olma avantajını kullanmak da işine geliyor olabilir. Ama A kategorisi takımlara karşı oynanacak maçlarda, sadece birinci bölgede kalarak oynamak ve üçüncü bölgeye kontra oyun ile çıkmak ne kadar getirisi olur, sıkıntılı bir beklenti olabilir. Taktiksel zenginlik bu takımlara karşı önemlidir.

Kaleci, stoper, sağ bek ve ön libero takviyesinin olmaması, Negredo ve Lens’in katkılarının maç seviyesine ve doksan dakikaya çıkartılamaması da diğer bir sorun. Öndeki oyunculardan, özellikle Quaresma’nın katkısı çok büyük, onu ve Babel’i uzun süreli kullanmak zaman içinde düşmelerine sebep olabilir ki; bunun yanında rakipler taktiksel önlem de alabilirler ve şu an Beşiktaş’ta bunun telafi karşılığı yok!

Taktiksel kurgunun yanında Beşiktaş’ın Şampiyonlar Liginden kazancının büyüklüğüne rağmen, maç hasılatları ve TV gelirlerindeki çok büyük artışlara rağmen sürekli borçlarının artmasını anlamak da mümkün değil.

Totenham’ın üç senede geldiği noktaya bakın ve takımın maddi getirisine bakın. Bir de Beşiktaş’a bakın, bu kadar büyük çelişkinin izahı yok!

Bu, çok açık bir şekilde toplam değerlerin rakamsal karşılığında belirginleşiyor. Total takım değerine bakıldığında Beşiktaş’ın değeri 114,10 milyon avroyken, Totenham’ın geçen seneki değeri 427,5 milyon avro iken şu anda 551 milyon avroya çıkmıştır. 161,63 milyon avro takıma artı değer katılmıştır.

Totenham için çok önemli dört futbolcuyu ele alalım:

Harry Kane, 24 yaşında, Christian Dannemann Eriksen, 25 yaşında, Dell Alli, 21 yaşında, Edgar Dier, 23 yaşında. Totenham’ın bu dört oyuncu için harcadığı bedel 29,63 milyon avro. Şu andaki değer toplamları 220 milyon avro. Yani harcadığının 7,3 katını kazanmıştır. Kâr fayda analizine bakıldığı zaman, reel anlamda, Totenham’ın hem oyunculara katkısı hem de kulübün kendine katkısı Beşiktaş’ın çok çok önündedir.

Bu değerleri ortaya çıkaran takım antrenörü Mauricio Pochettino’dur.

Şenol Güneş, takımın geleceğine ve finansal yapısına katkı bakımından değerler yaratamıyor.

Beşiktaş için aynı koşullarda sadece Cenk Tosun isminden başka isim ortaya koyulamaz. Yani üretim yok! Ama borç var?

Beşiktaş sadece Şampiyonlar Liginden 78,2 milyon avroyu bir senede kazanmıştır. 102 milyon TL lig şampiyonluk primi almıştır. Bu iki kalemin getirisine rağmen, borç bir yılda 361 milyon TL artmış ve 1,885 milyon TL olmuştur.

Şimdi bu başarının getirisi kime yarıyor? Beşiktaş’a mı? Şahıslara mı?