Beşiktaş’ın şampiyonluğu ile Totti’nin vedası
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

İlginç bir hafta sonuydu!

Beşiktaş’ın şampiyon olması ile Frencesko Totti’nin vedasının aynı zaman dilimine gelmesi, birtakım değerlerin önemini bize hatırlatması ve yüzleşmemiz açısından çok önemliydi.

Beşiktaş’ın şampiyonluğu camia açısından çok önemli.

Beşiktaş’ın şampiyonluğu benim için taraftarı açısından çok büyük saygınlık içeriyor. Saha içinde verilen emeği küçümsemek ile ilgili bir çabam yok, ama saha içindeki emeğin karşılığı fazlasıyla verilmektedir. Hiçbir futbolcu, asgari ücretle çalışıp takımını desteklemekten hiçbir koşulda vazgeçmeyen taraftarın emeğinden fazlasını vermemiştir. Şenol Güneş de buna dahildir. Taraftarın sadakatinin devamı bir ömür boyudur. Çünkü Güneş ve futbolcular belki birkaç sene sonra başka formaları ve bayrakları öpeceklerdir!

Kulübün tarihsel aklını kaybetmesi, oyuncu ve antrenör yapısının da farklılaşmasına neden oldu. Bu kaybın karşılığında, futbolcu ve antrenörler de maddi beklentiden başka bir şey bulamamışlardır. Maalesef takıma ait aidiyet duygusunu sağlamak artık sezonluk hale gelmiştir.

Kulübü borç batağına sokup, geleceğini ipotek altına sokan başkan ve yönetimin sadakati ve emeği ciddi bir tartışma konusudur. Bunların tartışılmasını hiçbir şampiyonluk engelleyemez. Çünkü dernek olan kulübü borç batağına sokma sorumsuzluğunun karşılığı sadakat ve emek ile açıklanamaz.

Eğer sadakat ve emeği tartışacaksak, Roma Olimpiyat Stadı’ndaki Totti’nin veda seremonisine bakmak lazım.

1993’te formasını giymeye başlayıp, 2017’de veda eden Totti’nin veda seremonisi vardı. Ellerinde 10 numara ve Totti yazan afiş, üzerlerinde Totti isimli formayla 80 bin kişi tribünlerdeydi.

Efsane olmayı hak eden futbolcunun, kazandığı değerlerinin ve emeğinin son anında, kimse onu yalnız bırakmadı. Bir takımın şampiyonluk kutlamasından daha fazlası saha içinde ve tribünlerde mevcuttu. Gözyaşları, herkesin takım tutma duygusunun karşılığının fazlasıyla bulduğu bir oyuncunun vedasının karşılığıydı.

Bunların hepsi sadakatin ta kendisiydi.

Totti’nin takımına karşı olan sadakati ve ahlaki sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirmesi, onun aynı karşılığı bulmasına neden olmuştur.

Bir kulübün antrenörü, futbolcusu, başkanı olmak ona bir takım tarihsel sorumluluklar ile ahlaki yükümlülükleri de beraberinde verir. O kulüpte olmanın içeriği ve sürekliliği, ona verilen katkılar ile o kişiye birçok anlamları da beraberinde yükler. Ya efsane olma sürecinin karşılığıyla değer bulursunuz ya da bir riyakâr olma değersizliğiyle yok olursunuz.

Totti oynadığı süre içinde Roma takımı sadece bir kere İtalya şampiyonu oldu. Bu çok önemli bir ayrıntı.

Çünkü ortaya bir gerçek çıkıyor; efsane olmak ya da çok değerli bir anlam ve misyon yüklenmek için illa da takımı şampiyon yapmak gerekmiyor. Saha içinde verilen emek ve kazanma isteği, oynanması gereken futbolun karşılığını vermek ile ahlaki duruş çerçevesindeki sadakat her zaman anlamlı karşılık bulmaktadır.

80 bin kişinin gözyaşlarının nedeni bu olsa gerek.

Futbolun tüm değerlerinin korunması, şehre mal olacak bir duruşun saha içinde benimsenmesi, şut atarken, penaltı atarken, frikik atarken, pas verirken hep aynı kazanma inancıyla topu kullanmasının skor değeri yanında, tribünlerde bir inanç ve saygının karşılığının oluşmasını sağladı.

Tek bir insanın bunu sağlamasının, tüm bir takımın şampiyon olmasından daha fazla anlam içerdiği bir gerçektir.

Armayı öpmek keşke ona gerçek anlamı yükleyebilse? Her şey bu kadar kolay değil.

Armanın oluşum süreci ile o armanın şekillenmesinin arkasındaki felsefeyi bilmek, takımın ve şehrin beklentilerini ve tüm değerlerini bilmek demektir. Tüm bunların maddi karşılığı yoktur.

Dünyanın en iyi futbolcusu olduğu zaman diliminde Totti ne ise, futbolu bıraktığı 40 yaşında da Totti oydu. Ne bir standart kayması yaşadı, ne de bir zafiyet.
Kişisel çıkarları, egoları üzerinden kulübe zarar verme gibi bir saplantı içine olmaya asla izin vermedi. Kulübün ve şehrin çıkarlarını her şeyin üstünde tuttu. Kulübün şampiyon olması için anlamsız yönetim ve maddi yanlışlıkların içine girmesine asla istemedi.

İşte efsane olmanın karşılıkları bunlardır.

Sadece Türkiye’de lig şampiyonu olmak ile beraber yaratılan sanal imparatorluklar, her zaman şaibeyi ve riyakârlığı içerisinde bir zaaf olarak barındırmaktadır.
Kulübün içinde bulunduğu batak ve ödenen ve alınan paralar bunların belgesidir. Türkiye şampiyonu olmak için bu kadar büyük vebalin altına girmek, sadece bir haftalık sevincin ve rekabet koşullarındaki sanal çekişme açısından üstünlük olarak görülebilinir. Ama uzun vadedeki kayıplar, sadece kulübe ve taraftara yük olarak kalmaktadır.

Bu anlamlı (!) zayiatın karşılığında bir efsane çıkarmak mümkün olamaz. Çıksa çıksa çok zenginleşmiş insanlar çıkar.