Beynimizde çekirge sürüleri
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

‘Uygarlık tarihinin özetini yap’ deseler, çekirge istilalarının algılanış tarzındaki değişimi gösterirdim. Mesela bundan en fazla 150 yıl önce çekirge istilasına tanık olan insanlar bunun doğaüstü bir olay olduğunu düşünürdü; insanların yaptıklarına kızan tanrının gönderdiği gazap, deccalin gelişinin habercisi vs... Neyse ki 19. yüzyıldan itibaren bilimsel düşüncenin giderek toplumsal bir karakter kazanması sayesinde bugün bir çekirge istilasıyla karşılaştığımızda bunun çevresel etkenlerden kaynaklanan tümüyle doğal bir olay olduğunu biliyoruz. Yani, umarım biliyoruzdur. Kendi ülkem başta olmak üzere insanlığın dinsel inançları bilimsel bilgiye tercih etme konusundaki şehvetine bakılırsa, umut hâlâ fakirin ekmeği…

Bo Bennett 2012’de yayımladığı Logically Fallacious adlı kitapta tüm zamanların en çok kullanılan mantıksal safsatalarından biri olarak ‘inanca başvurmak’tan şöyle söz ediyor: “Genellikle bir argümanın akıl yoluyla çürütüldüğü tartışmalarda, karşı tarafı aklı terk edip inanca çağırmak. Burada iddia, argümanın düzenini anlamak için inanç sahibi -doğru inanç- olmak gerektiğidir. Buna göre akıl destekli argümanlar bile nihai olarak aklı terk edip inanmayı gerektirir. Mantıksal biçimi şöyledir: X doğrudur. Eğer inancın varsa bunu sen de görebilirsin.

Örnek 1- Jimmie: Nasıl oluyor da uysal İsa’yı ‘Oklarımı kanla sarhoş edeceğim, Kılıcım vurulanların, tutsakların kanıyla, Düşman önderlerinin başlarıyla Ve etle beslenecek.’ (Eski Ahit, Yasa’nın Tekrarı, 32;42) diyen bir tanrıyla eş tutabiliyorsun?’ Hollie: Sen bu sözcükleri kendi ölümlü zihninle yorumlamaya çalışıyorsun. Oysa bu sözleri inanç gözüyle okumalısın. Jimmie: Bu da ne demek şimdi?! Hollie: İnancın olsaydı anlardın.

Açıklaması: Bazı insanlar şuna inanır: ‘Öyle bazı şeyler vardır ki, akıl ve mantığın çok ötesindedir.’ Diyelim ki öyle, ama bunu kabul ettiğimiz an artık ortada aklın ötesindeki şeyin ne olduğunu ve niçin öyle olduğunu gösterecek herhangi bir objektif yöntem kalmayacağı için her şey söylenebilir hale gelecektir. Hiçbir şey açıklamadan her şey açıklanması durumu.

Örnek 2- Tina: Lütfen açıklar mısınız, ortada birbiriyle konuşan iki kişi olduğu halde İsa nasıl aynı zamanda Tanrı olabiliyor? Aziz Bingo: Ah çocuğum, bu sorunun cevabını ancak inancın gözünden bakarsan bulabilirsin.”

Hafta içinde Salem dizisinin üçüncü sezon bölümüne rastlayınca bu safsatanın gücünü tekrar hissettim. 1690larda Salem kasabasında yaşanan inanılmaz cadı avı üzerine kurulan dizinin 2014’te yayımlanan ilk bölümü, iki gencin zina suçlamasıyla vahşi biçimde cezalandırıldığı bir sahneyle açılmıştı. Bu bana umut verici bir senaryo çalışmasının göstereni gibi gelmişti çünkü belli ki yargı/ceza makamlarının cadılık gibi gerçekdışı dinsel korkuları istismar ederek toplumu terörle yönetmesine dair bir öykü izleyecektik. Ne yazık ki sadece birkaç dakika sonra dizinin söylemi değişti: Nikah dışı ilişkiden gebe kalan genç Mary’nin bir kürtaj operasyonu için ormana gittiği sahne izleyicilere cadılığın aslında gerçek olduğunu söylüyordu. Salem’de doğaüstü şeyler yapan cadılar vardı! Ve şimdi dizinin üçüncü sezonu yayımlanıyor...

Tüm okulların imam-hatibe dönüştürülmeye çalışıldığı, parti ya da cemaat şeklinde örgütlenmiş tüm iktidar ve baskı kurumlarının inanç taciri olduğu, ‘inanca başvurmak’ saçmalığının hayatın istisnasız her alanına uygulandığı (bkz. Diyanet’e ayrılan bütçe) bir ülkede yaşarken bu safsatayı çözümlemek için bir TV dizisine ihtiyaç yok tabii… Bu sadece dinsel aklın karanlığından çıkmanın bedelini fazlasıyla ödemiş bir uygarlık tarihinin şu son durağında hâlâ bu tür kültürel üstyapı ürünleriyle karşılaşıyor olmanın sıkıntısı. Bu zorlu tarihin harcında 1692-’93 yıllarında cadı olduğu gerekçesiyle işkence gören ve öldürülen onlarca masum insanın kanı da var.

Mesele Batı’nın artık cadılık gibi şeylere inanmaması, bunları sadece fantastik anlatı malzemeleri olarak kullanması şeklinde indirgenebilirdi belki, ama 11 yaşındaki oğlumun cinlerden korktuğu için geceleri uyuyamayan arkadaşları olduğunu duyunca üzüntüyle anlıyorum ki böyle bir indirgeme yapma şansımız yok. Bu tarihselcilik karşıtı postmodernist anlatılar akıl tarlamıza dadanan çekirge sürüsünün sadece küçücük bir parçası. Ve bu sürünün herhangi bir doğaüstü kaynaktan gelmediğini bilmek beni daha fazla korkutuyor...