Beytocan’ın rüyası!
ŞEYHMUS DİKEN ŞEYHMUS DİKEN


 

“Beytocan im can bêmal e

 

  Qeder kor e felek lal e

 

  Dil secde bû ev çi hal e

  Ma ne bes e yar, ma ne bes e yar…”

Arada bir arar beni İsveç’ten, sevgili arkadaşım Beytullah Güneri, ya da sanat adıyla Beytocan. Bir keresinde demişti ki; “Bir projem var. Madem hâla ülkeme, ata dede topraklarıma dönemiyor, gelemiyorum. O halde musikinin diliyle dünyaya nam olacak bir işle geleyim ve ses vereyim. Dünyanın sayılı müzisyenlerini, bir orkestra ile uçağa toplayayım. Sonra uçak İsveç semalarından havalansın ve Türkiye’nin, Küsdistan’ın, Amed’in üzerinden geçerken uçakta bir konser yapalım.” Yapar mı yapar Beytocan. Dünyası, muhayyilesi geniş dünya sanatçıları gibi onun da ufku çok zengin. Hem zaten insan teki değil mi ki; sürgündeyken, yurdundan uzaktayken, kimilerine göre olmayacak rüyalar kurar, bazen bunlar yine kimilerine göre gülünç, acemi çocuksu rüyalar olsa da! Hatta kendine göre de böyle. Ama sürgünleri ayakta tutan, hayattan kopmamalarını sağlayan özlem ve bir gün yurduna, sevdiklerine kavuşma anıdır. Bu sebeple Beytocan’ın; “Ez di xewnê de hertim li Kurdîstanê me hevalno…” demesi boşuna olmasa gerek.

Beytocan bir müzik şahsiyeti; 12 Eylül sonrası Dîyarbekir 5 nolu mahpusundayken ve sonrasında o günleri “Dinya fanî, Agir ketîye dilê min, Hawar delal, Dîyarbekir mala min” gibi parçalarla ebedileştirmiş bir sanatçı.

Benim Cumhuriyet ilkokulundan arkadaşım. Dîyarbekir’in Silvan ilçesinden, ama Dîyarbekir’de büyüdü. Çocukluk ve öğrencilik yıllarında da sesi güzeldi ve her fırsatta okurdu. Hani şarkısında diyor ya; “Ez derwêşê eşqa te me, ma ne bese yar” onun gibi bir şey. Babası Silvan bölgesinden tanınan bir şeyh’ti. Duyardık, kızardı Beytullah’a “şarkıcı mı olacaksın” diye. Ama o hep söylerdi. Bazen babaların ve anaların inadına, kararlı olmak iyi sonuçlar doğruyor. Beytonunki bu kavilden.

“Ji dostêminê aziz Şexmus Diken re ji dil serkeftin dixwazim” diye yazıp yollamış uzak, soğuk ve sürgün diyarı İsveç’ten “Etuna Dilê Min” cd’sini.

Galiba Beytocan ve sesi için en başta şunu söylemek gerek. Sürgünlüğün ve özlemin olanca hüznü sesinin rengine sinmiş bir sanatçı. Eğer o ana kadar Beytocan’ı hiç dinlememişseniz daha ilk parçasını dinlediğinizde o seste bir kırılganlık, hüzün, özlemin yansıyan ruh halini hissedersiniz. Bu ses boşuna bu ahengi yakalamamış dediklerimizden hani.

İster bir aşk parçasını okuyor olsun. Mesela “Em mêwan in li wê dinê ezab nedin can û dilê / Bê te nabe ey yara min ma çi heye li wê dinê” derkenki gibi konuk olduğu dünyada insan tekinin bedenine ve yüreğine onca ıstırabı reva görmesinin garip haline karşılık gelen ve bu dünyadan yeri geldiğinde el-ayak çekmenin dervişlik haline gönderme yapan parçasında.

İsterse; bir tarih yazıcısı gibi Kürdün pek kıymet verdiği değerlerine reva görülenlere karşı kelamında dile getirdiği yürek yangını sözlerinde olsun. “Lı Amedê daleqandin / Sê roj û şev sekinandin / Wan şehîdan qewirandin / Stêrk helîya dilo yeman / Xwîna min kelîya dilo yeman / Dilê min şewitî agir pê ket” Hani şeyhimin bedeni ipin ucunda sallanıyor diyor ya şair, o bahisten. Dîyarbekir meydanında darağacına çekilen Şêx Saîdê Kurdî’nin ipte sallanan bedeninin üç gün üç gece bekletilişinin adeta gökyüzündeki yıldızların eriyip yokoluşlarına benzer ve sanatçının kanını donduran ruh halinde dile gelen sözlerinde olduğu gibi…

Beytocan’ın “Etuna Dilê Min” adını verdiği ve Mîr Müzik’ten çıkan cd’sinde; “Însan, Keçika Dîyarbekir, Etuna Dilê Min, Baxçê Gulan, Ma ne bes e yar, Dilo yeman, Hecî, Narê, Ez Koçerim, Dil bu ye çeqilmast” isimleriyle on parça var.

 

Keçika Dîyarbekir’de diyor ya; “Felek çima me dûr kir / Ji bo yî te bum Beytocan / Dîsa jî feyde nekir hey lê wey…”

Kahrolası zalım felek bizi uzak düşürdün. Bu sebepten oldum Beytocan, ama faydasız. Zemzem suyunu, kewser şarabını bile artık içmem. Kürt kanıyla sarhoş olan sultanlar hükmünü sürdürdükçe…

Galiba Beyto çok haklı. Kan akmaya devam ettikçe, yine Beytonun kelamınca “zeman xirab însan bêbext pir bêbext / Me difroşin êdî bes e nema wext…”