Anasayfa ARŞİV Biçimin politik cehennemi

Biçimin politik cehennemi

Ezelden beri tartışılır durur: Biçim mi, yoksa öz yani içerik mi? Daha önce söyleyenler de olmuştu da ben de bir kez daha söyleyeyim: ne biçim, ne de içerik, ama biçim ile içeriğin diyalektik birlikteliği, uyumu, iç içe geçmişliği. Bu konuyu niye yeniden tartışmaya açıyoruz? Şundan: Entelektüel, gerçek anlamda içeriği olan tartışmalardan maalesef yoksun olan ülkemizin edebiyat ve sanat ortamı, kendi tembelliğinden de kaynaklandığı üzere, ayrıca kendine ve dünyaya karşı eleştirel bir bakış da geliştiremediğinden, hatta böyle bir derdi de olmadığı için, çağının koşullarını deşifre ederek çağın kendisine dayattığı sınırlamaları aşamıyor da ondan.  Kim kime dum duma. Öyle bir curcuna ki insanın hüzünle gülesi geliyor. Yazarlar ve şairler ve dahi belki sanatçılar sanki bir boş zaman işi gibi yapıyorlar işlerini; adanmışlık yok, bir araya gelişleri de ev kadınlarının altın günlerine benziyor: Bak ben şunu yaptın, sen ne yaptın? vs vs. Böyle bir görüntü karşısında öfkeye kapılmamak mümkün değil. Hadi, neyse, kendi kendilerine oyalansınlar diyemiyor insan, çünkü bu sözünü ettiğim cinste sanatçılar, belki de sanatçı yokluğundan, ne de olsa toplum ve sosyete dekoratif amaçlarla da olsa sanatçıya ihtiyaç duyduğundan, sanatsal ortamı etkileyip kirletiyorlar, gerçek sanatın ve sanatçıların önünü kapatıyorlar. Ama nasılsa bir gün bir koçbaşı gelip korunaklı duvarlarını… HER ŞEY BİR ÖRNEK Mİ? Şunu açıkça hemen, hiç de gocunmadan çok rahatlıkla söyleyebilirim: Sanat ve edebiyat tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar işlevsizleştirilmiştir bugün. Adorno yıllar önce söylemişti: Kültür endüstrisi sanatı (ve hatta edebiyatı) metalaştırıp kendi hizmetine koştu. Popüler kültür dediğimiz egemen liberal küresel kapitalizmin yönlendirip belirlediği kültürün her yanda egemenliğini ilan ettiği, sanki dünyada her şey bir örnekmiş gibi Doğu ile Batı’yı, Kuzey ile Güney’i, Okyanusya ile Kutuplar’ı aynılaştırmayı kafasına koyduğu, sanki örneğin Batı’daki sorunlarla Doğu’nun sorunları aynıymış gibi gösterdiği, böylelikle de ezilenlerin ıstırabının üzerini kendi ‘cool’ örtüsüyle örttüğü bir dünyadayız artık. (Bir ara Hint ya da Uzakdoğulu yazarların Avrupa ve Amerika’da ne denli gündeme gelip popülerleştirildiğini, ilginç bir nesne haline getirildiklerini düşünürseniz bunu çok daha iyi anlarsınız, ben de anlarım.  Onların yazdıkları artık refahın yarattığı tekdüzelik içinde kendilerine yeni ilginç şeyler arayan Batılılar için ilginç ve meraklı ve hatta belki de inanılması güç fantastik gerçeklikler olarak görülebilirdi ancak. Buna Afgan yazar Hanif Kureishi gibi duruma seve seve boyun eğen çok-satar yazarları düşündüğünüzde hayıflanmamak mümkün değil.) Peki böyle bir durumda, her şeyin aynılaştırıldığı bir cehennemde kendi yaşadıklarının, başına gelenlerin hakikiliğine inanan, kendini yaşamının kendisine getirdiklerine hilafsız adayan hakiki olduklarını önceden kabullenmekten başka çare bulamadığımız yazarların durumu ne olacak? Artık kimse kendi otantik yaşantısını, kader diye bellediğini, çektiği ıstırabı, popüler kültürün ve edebiyat sektörünün kendisine dayattığı üslubun ve var olma biçimlerinin dışına çıkarak dışa vuramayacak mı? Elbette ki, yazı bir yerden patlar ve kurulu ve verili düzeni darmaduman eder. Eder de bu şu anda dünya tarihinde hiçbir zaman olmadığı kadar büyük bir sıkıntı ve baskıyla karşı karşıya olunduğu gerçeğini değiştirmez. Şu an dediği şimdide karşı karşıya olduğumuz en büyük sıkıntı her yazarın kendisi demek olması gerek ve bir zamanlar öyle de olan üslubun aynılaştırılmasıdır. Daha önce de birçok yazımda belirtmiştim: Kapitalizmin meta sanatı olan moda ve medya, sanatsal biçim ve üslupların neredeyse hepsini kapsadı, içselleştirip kendi hizmetine koştu. Artık moda ve medya, neredeyse sanatın merkez üssü oldu. Ama hangi sanatın? Kapitalizm tarafından kapılmış-sanatın.  Sanat kendini kapitalizme ve tüketim sistemine maalesef kaptırdı. Kaptırılan şey lirik sanatın neredeyse mızmızlığa varan duyarlığı, ya da zekice buluşlara dayanan zekâsı değil sadece, aynı zamanda sanatın olmazsa olmaz var oluş koşulu olan biçimi ve hatta yapısı da kaptırıldı. Sanat bunu asla kabullenmez ve bu durumu aşmanın, kapitalizmin kafasını karıştırmanın bir yolunu mutlaka bulacaktır. Bunu yapan sanata da işte o zaman devrimci sanat denecektir. Bu sanat devrimci sanatın kendisi olacaktır. 80 SONRASI TÜRK ŞİİRİ Bu devrimci sanat da ancak ve ancak uyanık bir eleştirel bakışın süzgecinden geçmiş biçim-içerik diyalektiğinin uyanıklığından fışkıracaktır. Peki şu an dediğimiz şimdi de böyle bir fışkırmanın emarelerini görebiliyor muyuz? Kesin olarak hayır. Peki görür müyüz? Kesin olarak evet. Zira kapatılmaya, engellenmeye, kıstırılmaya her zaman başkaldıran insanın yegâne kendini ifade etme biçimi olan sanat kendisini saran bu buz gibi soğuk duvarları yakıp yıkacaktır. Şunu bir kez daha söyleyeyim: Biçim yeni olmaya çabalarken içerik eskiyse, ya da içerik yeni olmaya çabalarken biçimin vadesi dolmuş ve deşifre edilmiş ele geçirilmişse yeni ve devrimci bir sanat yapılamaz. Sadece ülkemizin değil bütün bir dünyanın sorunu olan sanatta kıstırılmış olma duygusu ancak ve ancak çok uyanık ve hatta kurnazca bir eleştirel bakışı gerektirmektedir. Bu da ancak içinde yaşadığımız çağı, dünyayı ve toplumu çok iyi analiz etmek ve onu ilmeğini sökmekle olur. Bu bizim ülkemizde çoğu zaman yapılamadı, bugün hiç yapılamıyor; Batı’da Dada ve Gerçeküstücülük gibi 20. yüzyıl başı sanat akımlarıyla yapılmıştı, ama bugün orada da yapılamıyor. Eğer sanatınızın içinde yaşadığınız toplumun koşullarıyla organik bir bağı yoksa, ondan etkilenmiyor ya da ona karşı bir tepkiden doğmuyorsa bu sanat yapay olmaya mahkûmdur. Tıpkı 80 sonrası Türk şiiri gibi. (Bunu gelecek yazımda ayrıntılarıyla anlatacağım. Hilmi Yavuz’un muhafazakâr ve hatta gerici biçiminin nasıl gerici ve kopuk bir şiire yol açtığına dikkatinizi çekmekle yetineyim şimdilik.) Üzerinde ayrıntılarıyla konuşulması, çözümlenmesi ve mahkûm edilmesi gereken bir dönemdir 80’li yıllar ve onun sanatı. Günümüzde yeni şiiri hedefleyen girişimler görülüyor mu peki? Evet. Ama şimdilik sadece bir kişi tarafından. O da Ahmet Güntan şiiridir. Ahmet Güntan sadece Türkiye sınırları içinde anlamını ve bağlamını bulan bir şiir yazmıyor, onun şiiri dünya çapında bir öneridir. (Üzerinde ayrıntılarıyla duracağım.) Heves, Ücra gibi biçimi devrimci bir bakış açısıyla ele almaya çalışan (Ücra’yı henüz pek anlayamıyorum) girişimler de olmuyor değil. Ama bunların da ince elenip sık dokunması gerekiyor. Yazının sonuna geldik, ama biçimin politikası üzerine birkaç sözden fazlasını söyleyemedik. Ama şunu net olarak belirteyim: Biçim devrimci olacak ki ona uygun öz kendini görünür kılabilsin. Haftaya devam edeceğim.

 

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

10,032AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

CHP’li Öztrak: Sandığa yapılan darbenin sorumluluğu iktidarın sırtınadır

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Faik Öztrak, YSK'nin İstanbul Büyükşehir Belediye...

Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin borcunu açıkladı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, "Büyükşehir Belediyemizin toplam borcu 9,5 milyar...

Akşener: YSK’nin açıkladığı şey gerekçeli karar değil darbe bildirisidir

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, YSK'nin İBB seçiminin iptaline ilişkin açıkladığı...

Nadal, Fransa Açık’ta rekor peşinde

Fransa Açık (Roland Garros) Turnuvası'nı 11 kez kazanan Rafael Nadal, Avustralya Açık'taki 11 şampiyonluğuyla...

AKP, 15 bin kişinin yaşadığı mahalleyi ‘terörist’ ilan etti

AKP Maltepe İlçe Başkanlığı tarafından Maltepe ilçe seçim merkezinin taşınması talebiyle hazırlanan...

AKP’li belediye 21 bin liraya tespih almış!

AKP’den 10 milyon 500 bin TL borçla Elazığ’ın Yazıkonak belde belediyesini devralan...

Fenerbahçe’den ‘UEFA’ açıklaması

Fenerbahçe Kulübünden yapılan açıklamada, "Kulübümüz Yargı Dairesine sevk edilirken, olası UEFA gelirlerinden kesilmek üzere...

Tunç Soyer: Ekrem İmamoğlu’nun her zaman yanında olacağız

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen ve...

YSK, kamu görevlisi olduğunu belirtti: 23 Haziran’da sandıklara imam başkan

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) İstanbul seçiminin iptaline ilişkin gerekçesi üzerindeki tartışmalar sürerken, imamların...

Mansur Yavaş’tan araç ve ihale genelgesi

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımına...

Sonraki haber