Bilgi çağında çakılmak
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Her üç yılda bir yapılan, Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na (OECD) üye ülkelerden 15 yaşındaki yüz binlerce öğrencinin katıldığı uluslararası eğitim değerlendirme testinin (PISA) 2015 sonuçlarına göre Türkiye bilim, matematik ve okumada OECD ortalamasının altında kalarak son sıralara yerleşti. Fen konusunda Singapur’da her 4 öğrenciden 1’i en yüksek sonuca ulaşırken, bu oran Türkiye’de sadece 0,3! Matematik alanındaki başarı seviyemiz Birleşik Arap Emirliği ve Tobago ile yarışıyor. İş okuduğunu anlamaya geldiğinde tablo yine değişmiyor ve Singapur, Hong Kong, Kanada, Finlandiya gibi ülkeler liste başına yerleşirken Türkiyeli çocuklar Meksikalı kardeşleriyle birlikte sona kalıyor. Fen, matematik ve okuduğunu anlamanın en az birinde ileri seviyede performans gösteren öğrenci oranı OECD ülkelerinde yüzde 15,3 iken, bu oran Türkiye’de 1,6! Fen alanında en üst seviyede hiç öğrencimiz yok. OECD ülkeleri genelinde düşük seviye performans gösteren öğrencilerin oranı yüzde 13, Türkiye’de bu oran 31,2!

•••

1’den 6’ya kadar puan vererek sıralanan beceri seviyesinde yerimiz 2’nin altında. Bu da öğrencilerin dört işlem, okuma yazma gibi temel becerilerle sınırlı kaldığını gösteriyor. Ezbere dayalı eğitim sistemimiz içinde yapılan değerlendirme testlerinde tam puan alan öğrenci sayısındaki artışla; becerinin, okuduğunu anlamanın ve öğrenilen bilginin kullanılabilirliğinin test edildiği uluslararası değerlendirmelerde yüksek başarı gösteren öğrenci sayısındaki düşüş sistemdeki büyük sorunun önemli bir göstergesi. Yapay zekanın insan zekasını yenip yenemeyeceğinin tartışıldığı, uzayda yeni yaşam alanlarının arandığı, siber savaşların bildiğimiz türden savaşların yerine geçeceğine dair tespitlerin yapıldığı 2017 dünyasında, bilim alanında üst seviyede öğrenci sayısı sıfır olan Türkiye’nin geleceğin bilim insanlarını yetiştirebileceğine dair bir umut beslemek maalesef çok zor. Son yıllarda gösterdiği başarıyla dikkat çeken Finlandiya’da, kız öğrencilerin bilimde erkek öğrencilerden daha başarılı olduğunu da buraya iliştireyim.

•••

Son PISA sınavının yapıldığı 2015 yılında, Eğitim Sen, kız çocuklarının eğitimdeki durumuna dair çarpıcı bir rapor açıkladı. AKP’nin mucidi olduğu 4+4+4 sisteminin hayata geçişiyle, orta okuldan sonra 36 bin 400 kız çocuğunun açık liseler de dahil olmak üzere hiçbir kuruma kayıt yaptırmadığını duyurdu. Bu sistemin örgün eğitime devam eden kız çocuklarının sayısını düşüreceği ve erken yaşta evlilikleri arttıracağı konusunda uyarıda bulunan uzmanlar haklı çıktı. Dünyanın rekabette bilimi öne koyduğu bir yüzyılda, kız çocuklarımız böylece eğitim sisteminin dışına itildi. AKP’nin bir diğer eğitim atağı da ‘proje okullar’ oldu. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2014’te çıkarılan bir yasayla, aralarında İstanbul Erkek, Vefa, Kabataş, Kadıköy Anadolu, İzmir Bornova Anadolu ve Ankara Atatürk gibi Türkiye’nin en gözde 170 lisesini ‘proje okul’ ilan etti. Bu okullara yapılacak öğretmen atamaları ve yönetici görevlendirmelerini doğrudan bakanlığa bağlandı. Kapısına TOMA dayanan okullarından göz yaşlarıyla hocalarını uğurlayan öğrenciler, atanan müdürlere de sırtını döndü. Kabataş Erkek Lisesi müdür yardımcısı Şakir Voyvot’un “bütün okullarımızın imam hatip lisesi gibi olmasının zamanı geldi” diyerek özetlediği ‘proje okul’ fenomeninin amacını MEB Başkanı İsmet Yılmaz da şöyle açıklamıştı: “15 Temmuz olduğunda, sağına soluna bakmadan sokağa bayrakla çıkabilecek, yeni bir nesil yetiştirmek istiyoruz.”

•••

Sadece işini geri isteyen iki eğitimcinin, Nuriye ve Semih’in zindanlarda göz göre göre ölüme terk edildiği ve demokratik itiraz hakkını kullanmak için sokağa çıkanın polis tarafından kolunun kırılıp saçının yolunduğu bir ülkede yaşıyoruz. Geleceğin hakim, savcı ve avukatları linçi destekleyen ‘hukuk’ hocalarından adaleti öğreniyor. 50 yıl önce aya ayak basma meselesini halledenler bugün evrende yeni yıldız sistemi keşfetmekle meşgul. Teknoloji denince başı çeken dünyanın en kalabalık ülkelerinden Hindistan’dan, gayri safi milli hasılası Türkiye’nin yüzde onu kadar bile olmayan eğitimin yükselen yıldızı Estonya’ya kadar bilgi çağını idrak etmiş ülkeler yeni nesle yatırımlarını buna göre yapıyor. MEB ise bir yandan değerler eğitimini, iki öğretmeni ve bir yöneticisi çocuklara cinsel istismar ve tecavüzden hüküm giymiş Ensar Vakfı ve Nurcu Hizmet Vakfı’na bırakırken, diğer yandan evrim teorisini kaldırdığı müfredata cihadı zorunlu ders olarak koyarak, eğitimin laik ve bilimsel temelini dinamitliyor. Minicik Estonya’yı onlarca ülke arasından başarıya taşıyan şey, ülkedeki bütün çocukların, zengin-fakir ayırt etmeden, eşit şartlarda eğitim almasını sağlamak ve eğitimi başlı başına çok önemli bir değer olarak görmek... Laik ve bilimsel eğitim Türkiye’yi gelişen dünyaya bağlayacak yegane sermaye iken, biz çarçur ettiğimiz bu zamanı cahiliye devrine övgüyle harcıyoruz. Koca bir neslin kayboluşuna bakıp duracak değiliz.