Bilim toplumla buluşunca: Çiğdem Kağıtçıbaşı’yı anarken
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
Kültürel ve sosyal psikoloji alanının dünyadaki öncülerinden olan Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın bilimsel çalışmalarını topluma eriştiren AÇEV, çeyrek yüzyılı aşkın bir zamandır sosyal adaletsizliğin ve eşitsizliğin değişik biçimlerinin özellikle çocuklar ve anne-babaları üzerinde etkilerini azaltacak ya da dengeleyecek toplum temelli eğitim programları geliştirip uygulamakta

AÇEV’in geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı anısına düzenlediği #bilimtoplumlabuluşuyor toplantısında özellikle sosyal bilimlerin toplumun hayatına etkisinin nasıl gerçekleşeceği sorusunu fizik, uluslararası ilişkiler, sosyoloji gibi alanlardan akademisyenlerin ve bir iş dünyası temsilcisinin katıldığı bir panelde yer aldım (8.3.2018).


Toplantının #bilimtoplumlabuluşuyor teması Çiğdem Hoca’nın ürettiği bilgiyi topluma geri döndürme idealiyle uyumluydu. Kültürel ve sosyal psikoloji alanının dünyadaki öncülerinden olan Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın bilimsel çalışmalarını topluma eriştiren AÇEV çeyrek yüzyılı aşkın bir zamandır sosyal adaletsizliğin ve eşitsizliğin değişik biçimlerinin özellikle çocuklar ve anne-babaları üzerinde etkilerini azaltacak ya da dengeleyecek toplum temelli eğitim programları geliştirip uygulamakta.

AÇEV’in programlarının temelini oluşturan Kağıtçıbaşı ve arkadaşlarının araştırmalarıyla ulaştıkları fikirlerini kısaca hatırlatayım. Çocuğun benliğinin gelişimi modeli, kültürler arasında önemli değişkenlikler gösterir. Batı’ya özgü sayılan özerkliğin ağır bastığı ile Doğu’ya özgü sayılan (başta aileye) güçlü bağlılığın ön planda olduğu benlik gelişimi modellerinin yanı sıra özerk-ilişkisel diye tanımlanabilecek bir model ile topluma dönük insan gelişimini destekleyici aile temelli çalışmalara ilham vermiş olan Kağıtçıbaşı’nın çalışmaları son yıllarda benlik gelişiminin bir başka kritik evresi olan ergenliği kapsamıştır.

AÇEV’in odağı da anneler ve çocukların yanı sıra babaların eğitimini, yetişkin okuryazarlık çalışmalarını, cinsiyetçiliğe karşı aktiviteleri de içerecek şekilde genişlemiştir. Çalışmaların amaçladığı sonuç gerçekleştiğinde çocuğunun özerkliğine temel oluşturabilecek bilişsel becerileri kazandırabilecek yetkinliğe kavuşup özerkleşmiş kadın, çocuğuyla, onun özerkliğini destekleyebilecek, ayrılmasına imkan verecek bir ilişkiyi güçlendirir. Ayrılsa, özerkleşse bile kopmayacağına inandığı bir bağ kurabilir. Anne-baba eğitimlerinde ailenin bağlılık, yakınlık ve çocuğun iyiliğini isteme gibi özelliklerinden yararlanılmış olması toplumun geniş kesimlerine ulaşılmasına imkân vermiştir.

Çalışmalara katılanlar “aile boyu” kazanımlarının başında birbirlerini anlamaya, dinlemeye başladıklarını, kendilerine ve birbirilerine anlayış ve güvenin arttığını bildirirler. Belki kazanımlar en iyi şekilde bir katılımcının AÇEV kurucusu Ayşen Özyeğin’e söylemiş olduğu şu cümlede özetlenebilir: “Yuvamıza sulh geldi”.

Bu cümle yüreğimizi etkilediyse boşuna değildir. Çünkü “barış, şiddetin görünür görünmez yanlarıyla hayatın bir parçası olduğu bir dünyada bir çoğumuzu birleştiren bir hedef ve arayış”, ve bir ihtiyaç ise, bu ihtiyacı en çok hisseden “çocukların, barışı bir anlığına, kısa süreliğine ve belki bir odanın duvarları arasında da olsa sağlayabildikleri tek yer “yuva”larıdır”.1
Zira “iyi yetişen, sağlıklı çocuklar sağlam bağlar ve ilişkiler kurabilirler; iyi gelişmiş sosyal becerilere, akıl yürütme ve iletişim kapasitesine sahip olurlar. Empati, başkalarına saygı, adillik ve güvene dayalı ilişkiler geliştiren çocukların ve ailelerin barışçıl bir hayatı evlerinde olsun yaşamalarını sağlamak bir ölçüde anne-babaların elindedir (...) Ailede barış içinde büyümek barışçı bireyler olmanın ön şartları olan empatik, saygılı ve hakça davranabilmeye olanak verir. Bu özellikler sadece uyumlu, huzurlu ilişkileri doğurmaz. Barışçı bir mizaca sahip olmak herkes için eşitlik, güvenlik ve iyilik sağlayacak şekilde düşünebilmeyi ve davranabilmeyi de sağlar.”2

Tıp ve hekimlik alanından gelen birisi olarak panelde başka neler söyledim, merak eden okurlar için bir sonraki yazımda toparlayacağım.

1 Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın çalışma arkadaşlarından Diane Sunar ile 2015’te beraber kaleme aldığımız “Yuvada Sulh, Yurtta Sulh: Erken Çocukluktan Barışa Giden Bir Yol Var mı? kitapçığından.
2 2014’te Leckman, Panter-Brick ve Salah’ın editörlüğünde MIT Press tarafından yayımlanmış olan Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın katkıcılarından ve AÇEV çalışmalarının ilham kaynağı olduğu Barışa Giden Yollar: Çocuklar ve Ailelerin Dönüştürücü Gücü kitabından)

***

Hayata hayretle bakarak öğrenmek: Engin Geçtan

Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Engin Geçtan’ın 80’li yıllarda mesleki gelişimimde etkisi olmuştu. Doğrudan bir şey öğretme ya da anlatma çabası hiç olmayan bir ustaydı. Kendisinden öğrenmenin de adeta çaba göstermeksizin, doğal bir kolaylıkla olduğunu söyleyebilirim. Bir çocuk gibi, büyük bir dikkatle bazen hayretle ama çok az gayretle bakıp izlediğinizde öğrenivermek gibi. Engin Geçtan’ın hayata hep çocuksu bir hayretle bakışını, yeni bir bilgiye veya yaşantıya ardına kadar açıklığını bir öğrenme modeli olarak bellememek mümkün değildi.

Sonraki yıllarda bu modelin ana çizgilerini kitaplarında, yazdıklarında hissettim. Okurlarının birçoğunun kendilerini Engin Bey’in öğrencisi ya da çırağı saymalarının nedeni biraz da onun kendisini ve düşüncelerini apaçık, olduğu gibi ve dünya karşısındaki çocuksu hayretini hiç gizlemeden yazmasında buluyorum. Hem bir akademisyen psikiyatr hem bir yazar olarak Engin Geçtan öğretmeye çalışmayan, çırağın onunla yaşadıklarından ondan gördüklerinden çabasızca öğrenmesine izin veren, hemen çırağı oluverdiğiniz bir ustaydı. Ömür boyu çırağı kalınası bir usta…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız