Anasayfa YEŞİL BİRGÜN Bilirkişi kim?

Bilirkişi kim?

Cerattepe’deki sorunlu maden projesinde keşif günü geldi geçti. Rize İdare Mahkemesi tarafından oluşturulan bilirkişi heyeti üç gün önce maden sahasını inceledi. Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde 751 gerçek ve tüzelkişinin müdahil olduğu, 61 avukatın sahip çıktığı ÇED iptal davası kapsamında bilirkişi raporu önemli bir yer tutuyor. Bu rapor mahkemenin kararında belirleyici olacak.

Buraya kadar her şey normal gözükebilir ama değil çünkü bir süredir ülkemiz ‘normal’ değil. Öyle olsaydı, Artvinliler gece gündüz eylem yapmaya devam etmez, evinde oturur mahkemenin sonucunu beklerdi.
‘Normal’ bir ülkede yaşasaydık 2014 yılında Rize İdare Mahkemesi’nde kazanılan dava sonucunda maden projesi çoktan sonlandırılırdı. Olmadı, şirketin bu karara ettiği itiraz Danıştay’dan dönünce proje biterdi. Hukuk bu ülkede normal bir şekilde yürüseydi, daha iki yıl önce iptal edilmiş ÇED raporunu göre göre, yeni bir ÇED raporuyla kapıyı çalan şirkete güle güle denirdi. Cengiz evine döner, Artvinli ormanda kutlama yapardı.

Türkiye’de her şey akla, fikre, demokrasiye uygun olsaydı 25 yıldır madeni istemediğini söyleyen bir halkın isteği, her türlü çıkarın üstünde tutulurdu. Orada yaşayan halka rağmen, bir şirketin cebini dolduracağı projeye yeşil ışık yakılmaz, hepimizin vergileriyle çalışan asker, polis hakkını arayan halkın değil, hukuku tanımayan, mahkeme kararı beklenmeden alana yerleşmeye çalışan şirketin önünde dururdu. O şirketin bu cesareti nereden aldığı araştırılırdı.

Bu ülkede insanlar Başbakan’a, mevcut hükümete, hukuka, bilirkişiye güvenini yitirmemiş olsaydı, bilirkişi heyetini yollara dizilerek, ellerinde ‘madene hayır’ atkılarıyla karşılamazdı. Halk oylamasında altın madenine yüzde 100’e yakın hayır diyen Bergama’da maden açılmasa, televizyonlar ve gazetelerin hemen hemen hepsi iktidarın propaganda bültenine dönmese, taraflar buralarda tartışabilse 92 yaşındaki Erzade Yakıntaş, gaz yemeyi göze alarak toprağını savunmak için yollara dökülmezdi.


Bu ülkede tarım arazilerine binalar dikilmesin diye kamu spotları hazırlayanlar, tarım arazilerini eşdost şirketlere peşkeş çekmese kimse Artvin’de, Gerze’de, Yırca’da günlerce nöbet tutmazdı. Öyleyse doğru soruyu soralım, bu ülke neden böyle? Son 14 yılda bu ülkede ne değişti de insanlar hakkını aramak için belki de 1980 Darbesi’nden bu yana hiç olmadığı kadar sokağa çıkmaya başladı?

Hukuk hiçbir zaman tarafsız değildi; kabul. Şirketler her zaman iktidar tarafından kollanırdı; ona da kabul. Medya da hep reklam vereni maça 1-0 önde başlatırdı. Bunu da biliyoruz ama bugün durum eskisiyle kıyaslanamayacak derecede farklı. Hukuk hükümetin, şirketlerin aleyhine karar verdiğinde ülkeyi yönetenler çıkıp, “o kararı tanımıyorum” demezdi. Şirketler her zaman iktidara yakın olmaya çalışırdı ama iktidarın projelerinin adeta bir parçası, ortağı olmazdı. Medya reklam verene iki sütun yer veriyorsa bir sütun da karşısındakine söz verirdi. Açık oturum olduğunda, muhalefetin söz hakkı vardı. Çamur atmak, yalan söylemek birkaç istisna dışında gazetecilerin(!) işi değildi.

Anayasa’nın 56. maddesi, ‘Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir’ diyor ama bu ülkede Anayasa’nın bağlayıcılığı en üst düzeyden tartışılıyor. Siz bu durumda Artvin’deki çevreciye hukuka, hükümete ve devlete güvenmediği için kızabilir misiniz? Kızamazsınız. Bugün Anayasa’nın 56. maddesi’ne dayanarak çevreyi koruyan bu ülkenin yurttaşları, 56. madde’yi görmezden gelenler ise bu ülkenin yönetenleridir. Halihazırda kanun koyucu da, bilirkişi de, hâkim de, savcı da toprağına sahip çıkandır. Bu insanlara terörist, bozguncu yakıştırmaları yaparak çevre hareketini baltalamaya çalışanlar, güçleri yetiyorsa, kamu düzenini gerçekten bozanları, yasaları tanımayanları, mahkeme süreci bitmeden inşaata başlayanları yaptıkları haberlerde ifşa etsinler.

Sokaklar, her demokratik ülkede hak aramanın, soruna işaret etmenin adresidir kimse bunu engelleyemez. Türkiye’deki sorun, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle bilimin, hukukun hakkını aramak, bağımsızlığını sağlamak için halkın sokağa çıkmak zorunda kalmasıdır. Devletle halkın uyuşmazlığında başvurulacak bağımsız hukuk ve bilimin olmaması da bu ülkeyi yönetenlerin suçudur.

- Reklam -

SON HABERLER

Galatasaray 22’nci defa şampiyon: Tarih tekerrürden ibaret!

Seyrantepe'de final günü... Bir tarafta 22. şampiyonluğunu kovalayan Galatasaray, öbür yanda bir...

Hakkari’de yıldırım düştü: 13 hayvan yaşamını yitirdi

Hakkari’de yıldırım düşmesi sonucu yayladaki 13 hayvan yaşamını yitirdi. Olay, Bay köyünden...

Fenerbahçe üçüncülük maçını kaybetti

Türk Hava Yolları (THY) Avrupa Ligi Dörtlü Final turnuvası üçüncülük maçında, Fenerbahçe...

CHP’den 100. Yıl Bildirgesi

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) 100. Yıl Bildirgesi'nde, "CHP olarak Mustafa Kemal...

Roma Açık’ta şampiyon Nadal

Roma Açık Tenis Turnuvası'nın tek erkekler finalinde Sırp Novak Djokovic'i 2-1 yenen...

Şampiyon Galatasaray

Spor Toto Süper Lig'in 33'üncü haftasında sahasında Medipol Başakşehir'i 2-1 mağlup eden...

Kılıçdaroğlu: Ayın 23’ünde tatil yok, bir yerlere gitmek yok

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Toplantısı, Atatürk'ün Milli Mücadele'yi başlatmasının 100. yılı...

Sarıkamış’ta arazi kavgası: 6 ölü, 7 yaralı

Kars'ın Sarıkamış ilçesine bağlı Çamyazı köyünde arazi anlaşmazlığı nedeniyle husumetli iki ailenin...

Üsküdar’da yol çöktü

Üsküdar, Libadiye Caddesi'nde yol çöktü. Çökme nedeniyle trafikte aksamalar meydana gelirken, çöken...

İmamoğlu’ndan Binali Yıldırım’ın iddialarına güldüren yanıt

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) seçilmiş Başkanı Ekrem İmamoğlu, Atakum sahilinde halkla buluştuktan...

Sonraki haber