Bin bir oda masalları
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

Evet efendim, ben de biliyorum, bin bir değil bin oda var AkSaray’da.

Ama “bin birinci” odayı merak ediyorum.

Siyaset diye masal-maval anlatılıyor artık. İyice şirazeden çıktılar. Malum Şahımız-Şahısımız Amerika’yı yeniden keşfediyor, “Amerika’yı Kolomb değil biz (Müslümanlar) keşfettik” diyor yahu!

Öyleyse, masal-maval bu ya uydur uydur yeniden yaz: Masala göre malum memlekette bir Malum Şah-Şahıs hüküm sürüyor. Şah-Şahıs Cemaatin kendisini aldattığını öğreniyor ve öfkeleniyor. Kendisine bağlı tüm cemaatçilerin nankör ve hain olduğuna inanmaya başlıyor. Önce cemaatin dinlediğinden kuşkulandığı Keçiören’deki evini terk ediyor. Her gece sonrasında paralel yatak odalarını, yine dinleniyordur kuşkusuyla, içindeki cemaatçilerle birlikte peş peşe yıktırıyor. Şah’ın veziri bakıyor ki bu yıkım bitmiyor, aslında vezirlik için yapılmış bin odalı AkSaray’ı Şah-Şahıs’a veriyor ve böylece Şah-Şahıs’ın cemaat korkusu olmadan her gece başka odada yatabilmesi mümkün oluyor. Çünkü Şahlık makamı o memlekette yatma yutma makamı… Ve bin odadan sonra yine yatmak ve yutmak için bininci odaya da giriyor ki, bir de ne görsün…

Ne gördüğünü, yazının sonunda söyleyeceğim. Çünkü önce şunları söylemeliyim:

Son marifetiniz AkSaray’ınızla övünüyorsunuz. Övünürken bir yandan da yaşam odalarını esirgediğiniz madencileri öldürüyorsunuz. Övünürken bir yandan da zeytinleri hâlâ üzerinde ağaçları kesiyorsunuz.

AkSaray maliyeti bin (belki de iki bin) yaşam odası maliyeti kadarmış. AkSaray’a bin oda yaptınız ve orada yaşıyorsunuz, oysa madenlerde yapılmamış her yaşam odası ölüm demek, AkSaray’ın her bir odasının bedeli kesinlikle ölüm demek… Ölüm odalarında yaşayabiliyor ve saltanat sürüyorsunuz.

Artık cümle âlem öğrendi:

Minareler değil gökdelenler süngünüz.

Kubbeler değil AkSaraylarınız miğfer.

Camiler değil AVM’ler kışlanız.

Peki ama neymiş?

Bu AkSaray TC’nin ilk “seçilmiş” cumhurbaşkanına pek yakışırmış. Hayır efendim, “ilk” seçilmiş değil ki! Çünkü aslında TC’nin iki “seçilmiş” cumhurbaşkanı var. Biri Evren biri Erdoğan ve 12 Eylül’dür (1980 ve 2010) ikisini de yaratan…

Yırca’daki Kolin şirketi aslında rejimin aynası. Şirket özel güvenlikçilerini derhal harcamadı mı? “Yeniden” faşizm rejimleri de cemaatçi genel güvenlikçilerini harcamıştı…

Kolin şirketi Yırca’da zeytin ağaçlarını kesmedi mi? “Yeniden” faşizm rejimleri de AkSaray için AOÇ’de çam ağaçlarını kesmişti…

Biz zeytini severiz, onlar zeytinyağı gibi üste çıkmayı severler.

Biz zeytini severiz, onlar hurmayı severler, zeytin yerine hurma yerler…

Ve bu yüzden AkSaray’daki bin birinci odada yatma-yutma erbabı Şah-Şahıs için hurma dahi depolamışlardır.

Öyleyse? Bin bir oda masalı mutlaka şöyle biter:

“Bugün yedikleri hurmalar…”