Bina öldürmez, iktidar etme biçimi öldürür
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ
Bu söz öyle sıklıkla kullanılır oldu ki, mutlak doğruluğunda sanki ortak bir kabul var...
Bu söz öyle sıklıkla kullanılır oldu ki, mutlak doğruluğunda sanki ortak bir kabul var. Bu kadar sık söylenmesinin bir nedeni belki de ortak kabul var sanılsın diyedir. Doğan Tılıç üstadımın da belirtiği gibi tam bir klişe oldu.
Bu yazının ana fikrini başlıkta söyledim. Bundan sonrasını da okumaya gerek yok!
Bir ülkeyi yöneten bir siyasal iktidar vardır. Bu iktidar egemen ekonomik sistemin tam merkezindedir. Kaynağını buradan alır.
Doksanlı yıllarda New York şehrinde afet boyutunda bir kış yaşanmıştı. Elektrik kesintiler ve yağmalamalar olmuştu. Süper güçü – ki o zaman daha da bir süperdi- kar teslim almıştı.
Afetin izleyen günlerde bir haber okumuştum. Kentin yöneticilerinden biriydi sanırım. “Biz bu karla mücadele edebiliriz. Bunun için gerekli makina parkını oluştururuz. Ancak, yirmi yılda bir olacak bu afetin zararı ile, ancak yirmi yılda bir kullanılacak makine parkının maliyeti karşılaştırıldığında, buna gerek duymuyoruz” yollu bir açıklamaydı okudum.
Amerikan pragmatizmi budur. Daha açığı, kapitalizmin pragmatizmi, paranın pragmatizmi budur. O kış koşullarında ölenler olmuştu mutlaka. Ama ölenlerin değeri, afetin sonuçlarını ortadan kaldıracak makine parkı maliyetine göre çok küçüktü. Hesap bu denli yalındır. Bu yalınlık içinde deprem için toplanan vergiler de sisteme kurban edilir.
Ülkelerde egemen iktidar ile, hükümet farklı organizmalar da değildir. Dolayısıyla durum bizde de aynıdır. Bu yüzden bina öldürmez, iktidar etme biçimi, hadi daha sadeleştirelim; bina değil iktidar öldürür.
Çünkü, binaları da iktidar yönetir. Bizim her şeyimizi yönettiği gibi. Örneğin, canınızdan çok sevdiğinizle evlenmek istediniz. Canınızdan çok sevdiğiniz için evlilik defterine dört farklı ve güzel fotoğrafını birden yapıştıramaz, altına da iki güzel dize döktüremezsiniz. İktidar sizi orada bir “biçime” sokar. Çünkü en “özel” olan evliliği de iktidar biçimler ve yönetir. İktidar der ki, “Birer fotoğraf yapıştıracaksın, şuraya imza atacaksın”. Bitti mi, hayır; son günlerde duyduğumuz gibi “Şimdi de gerdeğe girip üçten fazla çocuk yapacaksın.” Buyurur. Buyurur, çünkü buyurganlık iktidarın amentüsüdür. İktidar bu yolda yalan da söyler “İstanbul’da iki milyon bina yıkacağım” der. Böylece, olası rant bir yana “iyi de bunları niye yaptırdın?” sorularını da küle beler. İktidar hayatımız küle beler. Şair “Kül elelenmemiş” diyor ya!
Ama her iktidar öldürmez. 2009 yılında Katrina Kasırgası Amerika’nın Louisiana eyaletini bastı. Bu eyalette arada bir olan kasırgalar için makina parkı olmadığından bin beş yüzden fazla insan oldu. Çoğu yoksul ve siyahtı! İktidar gene öldürmüştü; kasırga değil. Oysa, Louisiana’ya çok uzak olmayan bir adada, Küba’da aynı kasırga yaşandı. Liberallerin özgürlük mücadelesi için yeni bir alan olarak hedef tahtasına koyduğu bu küçük adanın küçücük iktidarı, bir milyon üç yüz bin – belki de beş yüz bin- insanı sırtına alıp, dağlara, yükseklere taşıdı. Taşıma masrafı ile insan hayatı arasında hesap yapmadı yani. Ve kimse ölmedi.
Demek ki iktidar isteğince öldürmüyormuş. Ya da, her iktidar öldürmüyormuş. Bu arada bizim başlığın da yarısı yalanlanmış oldu. Olsun.
Haftanın Dizesi; “Düştü gürültüyle yüzü köhne evin” (M. Altıok, Yıkıcılar Geldiler)