Binmeyin alamete!
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Küçük kızın okuldan çıktığını gören adam arabanın camını indirip der ki “Eğer arabaya binersen sana bir şeker veririm.” Kız ciddi bir yüzle “Hayır binmem!” der, yürüyüp gider. Ertesi gün, yine okul çıkışı, adam yine camı indirir, “Hey” der, “arabaya binersen sana iki şeker veririm.” Kız aynı sertlikle “Hayır, binmem!” der, yoluna devam eder. Üçüncü gün adam kıza bir torba dolusu şekeri olduğunu söyleyip teklifini yineleyince kız ciddiyetle cevap verir: “Hayır baba! Ne yaparsan yap bir Mustang’e binmem!”

Chevrolet’nin spor modeli Camaro ile efsanevi Ford Mustang arasında oldukça güçlü bir rekabet var. Transformers’da Bumblebee’nin bir Camaro olmasının iyice ateşlediği bu kültürel kapışmada ortaya bunun gibi birçok fıkra çıktı: “Mustang’i nasıl hızlandırırsınız? Bir çekiciyle!”

Fıkraların hemen hepsinde Mustang’e yükleniliyor ama bu sonucu değiştirmiyor, Ford ve onun en ünlü modeli Mustang Amerika’dır; tıpkı Cadillac, Harley Davidson, McDonald’s ya da Hollywood gibi... Bu hafta gösterime giren sabun köpüğü aksiyon filmi John Wick de gücünü bu ikondan ve sağladığı Amerikalılıktan almaya çalışıyor.

Soğuk Savaş’la birlikte Amerikan anlatı kültürüne hâkim olan belli bir öykü teması var: ABD-Rusya karşıtlığı. Bugün bile bazen bilinç bazen bilinçdışı düzeyde birçok Hollywood filminde beliren bu karşıtlığın temel nedeni daima ekonomi-politikti; o zamanlar kapitalizm-Sovyet komünizmi, bugün Batı kapitalizmi-Doğu kapitalizmi karşıtlığı... John Wick’te bu karşıtlık ilkel Rus kapitalistiyle ileri Amerikan kapitalisti arasındaki yeni bir tür sınıf savaşımı şeklinde ortaya çıkıyor. Kapağı ABD’ye atmayı başarmış ama kapitalizmi kültürel ürünleriyle içselleştirmeyi başaramamış vahşi Rus kapitalisti parasıyla her şeyi, mesela bir benzinlikte rastladığı ’69 model Mustang’i –bir Amerikan ikonunu!- hemen o an satın alabileceğini düşünüyor. Bilmiyor ki Camaro kullanıcıları bile böyle ‘anti-Amerikan’ bir girişime izin vermez!

Bol paraya rağmen istediğini alamamanın şaşkınlığıyla Rus kapitalist şiddete başvuruyor. Bunun üzerine, en ünlü sinematografik örneklerini John Wayne, Clint Eastwood, Charles Bronson, Chuck Norris gibi sağcı Hollywood idollerinin –ki, her biri en az Mustang kadar Amerika’dır!- sergilediği ‘beyaz Amerikalı erkek kahraman’ prototipi harekete geçiyor: İsmini duyanların herhangi bir şey yapmadan önce iki kere düşüneceği, düşünmeyenlerin karşılığını mutlaka göreceği, sadece beyazperdede değil Vietnam’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında pratik uygulamalarla yetkinliğini ispatlamış güçlü Amerikalı prototipi... John Wick de öncüllerine benziyor; o bir süper-kahraman değil, sadece irade sahibi, inançlı ve inatçı bir Amerikalı. Tek istediği de Amerikan ikonlarını koruyarak alışık olduğu yaşam tarzını ‘muhafaza’ etmek...

Sonrası, hedef kitle olarak ancak eğitimsiz Amerikan milliyetçisi sokak gençliğini seçmiş bir filmde olabilecek anlamsızlıkta şiddet ve aksiyon.

29. dakika, John Wick’in silahı ölüm saçmaya başlıyor: 12 ölü... 54. dakika, disko baskını: 31 ölü... 62. dakika, kilise baskını: 5 ölü... 65. dakika, kilisenin dışında çatışma: 8 ölü... 73. dakika, terk edilmiş depo ve çıkış: 2 ölü... 76. dakika, Brooklyn’deki güvenli ev: 9 ölü... 91. dakika, helikopter pisti-liman: 8 ölü... Film biterken toplam ölü sayısı: 75 (Ölümü Wick’in elinden olmayan 7 kişi hariç)

Sonuç: Adam kızını bindiremiyor Mustang’e –Camaroculara gün doğuyor: “Bir Mustang’in en küçük parçası nedir? Sahibinin beyni!”- ama imdb.com’daki şaşırtıcı beğeni puanına bakılırsa, dünyanın geri kalanını bindiriyor...