Bir adam
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU
İstiklal Caddesinde yürürken Marx’ın suretinin basılı olduğu kırmızı zeminli afiş belki dikkatinizi çekmiştir

İstiklal Caddesinde yürürken Marx’ın suretinin basılı olduğu kırmızı zeminli afiş belki dikkatinizi çekmiştir. İki yıldır pek çok duvara yapıştırılan “Marx’ın Dönüşü” adlı oyun afişi, kişileri unutulmayacak bir deneyime çağırmakta.
Genco Erkal’ın, benzersiz performansı mutlaka izlenmeli. Biyografik, belgesel tercihle birlikte metin vurucu pek çok öğeyi barındırıyor.
Marx’ ın düşüncesi gerçek eleştiridir, çünkü ‘gerçekliğin’ eleştirisidir. Hakikati söylemenin erdemi ile hakikati keşfetmenin bizzat kendisi arasındaki mesafenin açılması modern deneyimin getirisidir ki Marx; eserinin tümünde, bu iki öneriyi yalnızca sunmakla kalmaz, her ikisini birbiriyle bağlantıya sokmaya çalışır. Karşımıza çıkan yapılar ve yapı-ilişkilerini anlamaya çalışmak, düşünürü yorumlamaktan geçmektedir.
Yapılar arsında gezintiye çıktığımızda; bürokratik bir makine olarak aile içi ilişkileri görürüz. Bu yapılanmalar, kamusal alan, özel alan ikiliğinde yürür.
İkilik, aynı zamanda modern dünyanın, suçluluk, pişmanlık, ceza, parçalanma, sararıp solma, yarılma formlarının dile getirilmesi için birer araçtır.
Sahnede sese, söze bürünen Marx ise ‘senin hikayeni anlatır’.  Projeksiyondan yansıyan, Paris komünü ve Londra. Paris sokakları(1848); geçmiş ile bugünün paralelliğinde dokümantasyon sunar. Genco Erkal’ın performansı yükseldikçe, öznellik ile nesnellik arasındaki gerilim artarak açığa çıkmakta.          
"Modern sanayinin gelişmesi, burjuvazinin ayaklarının altından bizzat ürünleri ona dayanarak ürettiği ve mülk edindiği temeli çeker alır. Şu halde, burjuvazinin ürettiği, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır." Komününist Manifesto
Günümüz dünyasında, küreselleştirme, ‘yenidünya’ düzeni, yabancılaşma, teknik alanda gelişmeler başta olmak üzere olup biteni doğru açıklamak için Marx’ın dile getirdiklerinden nasıl yararlanılabilir?  Ya da bu düşünceler hangi çözümlemelerde yetersiz kalmaktadır? Bu sorular, her türlü dogmatik düşünce biçiminin ötesinde felsefi bakışla yanıt(lar)beklemektedir.
Distopya romanlarının kehanetleri bir bir kendini göstermekte. Paul Auster’in “Son Şeyler Ülkesi”ndeki insanların apokaliptik bir dönemden sonra çöpleri eşeleyerek
yaşamlarını sürdürdükleri gibi; çok yakın bir gelecekte insanların külçe altına karşılık bir somun ekmek alamayacağı dünyaya doğru koşar adım gitmekteyiz…
Sosyal adaletsizliğin hiyerarşiler arasındaki uçurumları giderek açtığı ve bizimkinden olmayan hiyerarşik grubu ötekileştirdiği sürece; Marx’ın Kapital’ini, manifestosunu, elyazmalarını, (komünizmden medet umarak değil ama) tıpkı bir kutsal kitap gibi tekrar tekrar okumalıyız belki. Anlayana kadar!  
Genco Erkal’ın etkileyici sahne performansı, Marx’ı bir hayalet olmaktan çıkartıp, şu-an’a taşır. Bu anlamlı tercih, Dostlar Tiyatrosunun perspektifini de belirlemekte.
Marx’ın bir çift sözü var; dinlemeyi, izlemeyi bilenlere…