BUSE İLKİN YERLİ [email protected]

Profesyonel spor günümüz dünyasında gittikçe büyüyen devasa bir sektör. Bu sektörün ana unsuru olan atletlerden her geçen gün çok daha fazlası talep ediliyor. Artık hemen hemen hepsi sporculuklarının yanı sıra; reklam yıldızı, sosyal medya kurdu, toplumsal hassasiyete sessiz kalmayan örnek birey olma durumunda. Omuzlarındaki yük giderek artan atletler için şöhretin kötü yanı da bu, en ufak bir yanlışın, aşırılığın bedelini saniyeler içinde en ağır şekilde ödeme tehlikesiyle karşı karşıyalar.

Yaptıkları iş, sergiledikleri efor düşünülünce aşılması güç mental bir bariyer var önlerinde. Başarılı olma aşamasına gelen birçok sporcu bu mental bariyere takılıyor. Sahada, kortta, pistte birçok sinir krizine şahit oluyoruz, muhtemelen olmaya da devam edeceğiz. Anlaşılabilir, insani bir durum ancak toplumsal yaşantının birçok bölümünde olduğu gibi bu tepkide bulunan kadın sporculara yaklaşım bir hayli farklı. Genel algı hâlâ kadınların daha ölçülü, daha sakin olması yönünde. Bu yüzden Ballon d’or (Avrupa’da yılın futbolcusu ödülü) kazanan ilk kadın sporcu olan Ada Hegerberg’e ödülünü alırken ‘twerk (kalça dansı) yapabilir misin’ gibi hadsizce sorular sorulabiliyor ve sonunda bunu sakince karşılaması beklenebiliyor. Veya erkek meslektaşları kortta istedikleri gibi soyunabilirken Alizé Cornet tişörtünü çıkarttığı için ceza alabiliyor. Özetlemek gerekirse, kadınlar birçok engeli aşmalarına rağmen halen önyargıyla, ayrımcılıkla mücadele ediyorlar.

Sayfamızı sporcuları yukarıda belirtilen kalıplara sokmaya çalışanlara karşı; citius, altius, fortius (daha hızlı, daha güçlü, daha yüksek) mottosuyla mücadele edip adını altın harflerle tarihe yazdıran ve bir atletten çok daha fazlası olan kadınlara ayırdık, keyifli okumalar.

Serena Williams

“Kadınlar narindir, fiziksel özellikleri gereği bazı sporları yapmaları mümkün değil.” Baştan aşağı cinsiyetçi ve bilimsel hiçbir karşılığı olmayan bu anlayışı tarihin çöplüğüne karıştıran atletlerden biri Serena. Gücü, fiziğiyle rakiplerini domine etmesi ve bunun yanında kazandığı 23 grand slam onu spor tarihinin müstesna karakterlerinden biri yapıyor. Sadece korttaki başarılarıyla değil, kort dışında her türlü ayrımcılığa karşı gösterdiği tavır da çok önemli. Bazen hırsına yenik düşse de kadın sporu için çok önemli bir figür.

Larisa Semyonovna

27 Aralık 1934’te dünyaya gelen Larisa Semyonovna cimnastiğin çehresini değiştiren sporculardan. Sovyetler Birliği adına yarıştığı üç olimpiyatta toplamda 18 madalya başarısı kazanma başarısı gösteren ve 2012’ye kadar en fazla olimpiyat madalyası kazanan sporcu olan Semyonovna bu unvanını Michael Phelps’e kaptırdı.

Kariyeri boyunca 46 madalya kazanan Semyonovna’nın başarıları bununla da sınırlı değil. 1968, 1972 ve 1976 olimpiyatlarında antrenörlüğünü üstlendiği Sovyet Cimnastik Takımı’nın altın madalya kazanmasın da önemli rol oynayan Semyonovna kelimenin tam anlamıyla yaşayan bir efsane.

Fanny Blankers-Koen

Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği tarafından 20’nci yüzyılın en büyük kadın atleti seçilen Fanny Blankers-Koen, atletizm tarihinin en büyük efsanelerinden biri. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra düzenlenen 1948 Olimpiyatı’nın 4 altın madalyayla en başarılı sporcusu olan Koen, kırdığı 12 dünya rekoruyla inanılması güç başarılara imza attı. 2004’te yaşamını yitiren Hollandalı efsane unutulmayacak bir spor ikonu.

Billie Jean King

Serena Williams, Steffi Graf tenis tarihi için ne kadar özelse Billie Jean King de en az onlar kadar önemli bir figür. Bunu sağlayan yalnızca toplamda kazandığı 39 grand slam şampiyonluğu değil. Döneminin en önemli kadın hakları savunucularından biri olan Jean King duruşuyla yüzlerce kadın sporcunun önünü açan bir efsane.

Katarina Witt

Sporla sanatın birbirine en çok yaklaştığı nokta buz pateni. Kendine özgü aurorasıyla izlemesi en keyifli sporlardan biri olan bu branşın popülerleşmesinde büyük rol oynayan Katarina Witt, 2 olimpiyat, 4 dünya ve 6 Avrupa şampiyonluğuyla efsane mertebesine yükselirken, buzun üstünde izi silinmeyecek anlara imzasını attı.

Larisa Semyonovna

27 Aralık 1934’te dünyaya gelen Larisa Semyonovna cimnastiğin çehresini değiştiren sporculardan. Sovyetler Birliği adına yarıştığı üç olimpiyatta toplamda 18 madalya başarısı kazanma başarısı gösteren ve 2012’ye kadar en fazla olimpiyat madalyası kazanan sporcu olan Semyonovna bu unvanını Michael Phelps’e kaptırdı.
Kariyeri boyunca 46 madalya kazanan Semyonovna’nın başarıları bununla da sınırlı değil. 1968, 1972 ve 1976 olimpiyatlarında antrenörlüğünü üstlendiği Sovyet Cimnastik Takımı’nın altın madalya kazanmasın da önemli rol oynayan Semyonovna kelimenin tam anlamıyla yaşayan bir efsane.

Birgit Fischer

Michael Phelps’ler, Usain Bolt’lar ve diğerleri… Olimpiyat tarihi birçok hikâye ve efsane barındırıyor ancak Birgit Fischer 6 farklı olimpiyatta 8 altın madalya kazanarak bu isimlerin hiçbirinin başaramadığı bir rekora sahip. Doğu Alman kanocuyla bu rekoru sadece bir isim paylaşıyor o da İtalyan eskrimci Aladár Gerevich.

Steph Davis

Dağcılık… Dünyanın en tehlikeli, zor sporlarından biri ve yine kadınlar için ‘sakıncalı’ görülen bir spor. Steph Davis bu algıyı yok edenlerin başında geliyor. Dünyanın en önde gelen tırmanışçılarından biri olan Davis, en zor etapları da tamamlama başarısı göstermiş ilk kadın. Kendi branşının öncülerinden olan Davis başardıklarıyla birçok tırmanışçının idolü.