Bir başkadır gece maçları…
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Tribün müdavimleri arasında yaygın inanıştır; derler ki bir başka olur gece maçları. Hele de buz kesmiş bir kış akşamında tıka basa dolu tribünler önünde, ışıklar altındaki sahada takımın galip gelmişse. Premier Lig’in kurulmasından çok önce, maçların ayakta izlenebildiği zamanlarda Highbury Stadı’nın North Bank tribününü doldururdu taraftarlar. Kış ayazında devre arasında içilen ‘Bovril’ (İngilizlere has acılı bir nevi çorba) az da olsa ısıtırdı içimizi. Bilir misiniz, Ada futbolunun televizyon ekranlarında naklen yayınlanan ilk maçı 1940 senesinin Ekim ayında. Şimdilerde profesyonel liglerin en altında, 4. ligde mücadele veren Barnet’in Underhill Stadı’nda, ev sahibi takımın Wealdtone’a karşı oynadığı maçı yayınlamışlar. Ancak karanlık erken bastırınca, maçın bitimine 15 dakika kala yayını kesmek zorunda kalmış yayıncı kuruluş, malum o günün teknolojik koşulları…

Ada futbolunun ilk aydınlatmalı futbol mabedi, Sheffield United’ın 32 bin kapasiteli Bramall Lane Stadı. 1930’lu senelerde Arsenal efsanesi Herbert Chapman, Highbury Stadı’nın batı tribününün ışıklandırma projesini başlatmış ama Futbol Federasyonu kullanımına izin vermemiş. 1950’li seneler stat ışıklandırılmasının ilk kez kullanıldığı zamanlar. Profesyonel liglerde ışıklar altında oynanan ilk maç 22 Şubat 1956 tarihinde, Portsmouth ile Newcastle United takımları arasında…

•••

Şimdilerde fikstürün bir parçası gece maçları… Haftanın her günü, her akşam maç, meraklısına. İngiliz yazar Anthony Burgess, futbolun sadece hafta sonları oynandığı zamanları şöyle özetlemiş: “Five days shalt thou labour, as the Bible says. The seventh day is the Lord thy God’s. The sixth day is for football.” (İncil’de yazıldığı gibi, beş gün çalışacaksın. Yedinci gün Tanrı’nın, altıncı gün futbolun.) Oysa futbol şimdi her gün hayatımızda! Futbolsuz ne gece var, ne gündüz!

Günümüze dönersek, tıpkı şarkıdaki gibi, işte böyle bir akşamda ama Akdeniz akşamında değil, buz kesmiş yağmurlu bir Southampton akşamında bu sezonun en ağır yenilgisini almıştı Arsenal: 4-0! Maçtan sonraki basın toplantısında Wenger’ın yüzünden düşen bin parçaydı…

O maçtan kısa süre sonra, bu kez soğuk ama kuru bir şubat akşamında, ligdeki son üç maçından sadece iki puan çıkartabilmiş ev sahibi yine Southampton karşısında. Sevgili İbrahim Altınsay’la birlikte stattayız. Kuruluşu 1885 senesine dayanan, St Mary Kilisesi’nin takımı olarak kırmızı-beyaz renklerde kurulan Azizler, bu sene 131. yıldönümlerini kutlayacaklar. Köklü tarihlerinde en büyük başarıları 1976 senesinde kazandıkları Federasyon Kupası… 1983-1984 sezonunda ligi 2. sırada bitirmişler. 27 sene ülkenin en üst liginde mücadele ettikten sonra, 2005 senesinde Premier Lig’e veda ettiler. Ancak beterin beteri vardı. 2009 senesinde League One’a (3.Lig) düştüler ama çok sürmedi çileleri. Nigel Adkins’in teknik direktörlüğünde iki sezonda iki küme terfi ederek 2011-2012 sezonunun sonunda bıraktıkları yere, Premier Lig’e döndüler. Bu yazının yazıldığı zamanlarda Premier Lig’de 8. sıradalar…

bir-baskadir-gece-maclari-111651-1.bir-baskadir-gece-maclari-111652-1.Tarihte 70 kez karşı karşıya gelmiş iki takım, Arsenal bu maçlardan 39’unu kazanmış, 31 maçta puanlar kardeş payı. Arsenal evinde Southampton’a karşı oynadığı son 20 maçta yenilmemiş, en son mağlubiyetleri 1987 senesinin kasım ayında…

Ancak iki teknik direktörün karşılaştırılmasında ibre Ronald Koeman’dan yana. Wenger 10 maçta ancak iki kez yenebilmiş Koeman’ın takımlarını. Southampton ligde oynadığı son üçü maçı kazanmış olmanın verdiği özgüvenle çıkıyor sahaya…

60.017 taraftarın önünde maça daha hızlı başlayan taraf deplasman takımı Southampton… Arsenal oyunu sahasında kabul ediyor ilk dakikalarda. Son haftaların iki formsuzu Walcott ve Mertesacker yedek kulübesinde, geçirdiği uzun sakatlık sonrası Sanchez sahada. İlk dört içinde en az golü bulunan takımın ara transferi ıskalamış olması düşündürücü. Golsüz bitiyor ilk yarı. Arsenal tribünleri mutsuz, huzursuz…

İkinci yarıya daha istekli başlıyor kırmızılı takım. 61’de çalışkan ama etkisiz Campbell’in yerine Walcott giriyor oyuna. Son yarım saatte bastırıyor Arsenal, zirve yarışındaki rakiplerinin gol haberleri hareketlendiriyor takımı. Ama kalede devleşen kaleci Fraser Forster’ı geçemiyorlar ve başladığı gibi bitiyor gece maçı…

Yeri gelmişken, Forster’ın da hakkını verelim. 17 Mayıs 1988 tarihinde dünyaya gelmiş İngiliz kaleci. 2014 senesinin ağustos ayında 10 milyon Sterin karşılığında Celtic’den transfer olmuştu takıma. 2015 senesinin mart ayında Burnley’e karşı oynanan maçta dizinden sakatlandı. O kadar kötüymüş ki sakatlığı, doktorlar futbola devam etmesinin zor olacağını söylemişler. 10 ay sonra döndü sahalara, hem de ne dönüş! Son dört maçta gol görmedi kalesinde 2.01’lik kaleci. Tevekkeli değil Ronald Koeman, kalecisinin Premier Lig’in hatta Avrupa’nın en iyileri arasında olduğuna inanıyor…

Arsenal’e dönersek, geçenlerde, kendi evinde Chelsea’ye tek golle mağlup olduğu maçtan sonra Daily Mail gazetesinde enfes futbol yazıları yazan Martin Samuel’in o maça dair değerlendirmesinde okumuştum; “Spineless Arsenal” (Omurgasız) diyordu, Wenger’in izlemesi keyif veren ama zaman zaman kırılgan takımını anlatırken. Mesut’un olmadığı maçlarda pozisyon üretmekte zorlanırken, Alexis Sanchez’in yokluğunda gol yollarında sıkıntı çekiyordu Arsenal. Savunmada Alman tankı Mertesacker’in ağır kalması, Walcott’un son maçlardaki formsuzluğu, orta sahada lider oyuncuya, forvet hattında dünya çapında golcüye sahip olmayışı kaybedilen puanların özetiydi…