Bir Bora Ayanoğlu güzellemesi
05.10.2014 13:39 KÜLTÜR SANAT
Pop müziğin yüzünün memleket meselelerine dönmesini sağlayan “Fabrika Kızı”nın bestecisi Bora Ayanoğlu: “Şarkıyı yazdığımda 22 yaşındaydım. (…) Bakıldığında ‘Fabrika Kızı’ Marksizmin bir tarifidir aslında.”

MURAT MERİÇ [email protected]

Fabrika Kızı
1970 yılında yayımlanan ezber bozan bir plakla girelim söze… Sözleri yazdığımda çoğumuzun mırıldanmaya başlayacağı, çok meşhur bir şarkı bu: “Gün doğarken her sabah / Bir kız geçer kapımdan / Köşeyi dönüp kaybolur / Başı önde yorgunca // Fabrikada tütün sarar / Sanki kendi içer gibi / Sararken de hayal kurar / Bütün insanlar gibi…” Ezbere bildiğimiz, bütün ezberleri bozan bir şarkı bu. Pop müziğin memleketteki ilk yıllarında, bir anda onu alıp bambaşka bir yere koyan cinsten. Emeklemeye çalışan bir bebeği ayaklandırmakla kalmayıp koşturmaya başlayan bir hamle bu: Kantodan tangoya, cazdan rock’n’roll’a ulaşan, “aranjman”larla yolunu bulan bir türü bizden kılan, Türkiyeli bestecilerin önünü açan bir dokunuş. Alpay’ın sesinden ünlenen, çıkar çıkmaz çok sevilen, içeriği değil kapağıyla da dikkat çeken bir plak, “Fabrika Kızı.” Hem de o güne dek aşk- meşk ilişkileri ve kimi bireysel dertler dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen pop müziğin yüzünü memleket meselelerine döndüğü ilk plak bu. Komşu oğlunun, Boğaziçi’nde yaşayan tatlı kızın ya da okuldaki sarışının değil, bizzat bir işçi kızının hikâyesi. Sonrasında çoğalacak, “Tamirci Çırağı”yla zirveye ulaşacak bir zincirin ilk ve güçlü halkası. Masal âleminde değil sokakta geçen, hepimizin yanı başında yaşanan ama fark etmediğimiz hayatların şarkılara yansıması… Hayalleriyle güçlenen, belki de bu vesileyle çekilir kılınan bir hayat bu: “Bir evi olsun ister / Bir de içmeyen kocası / Tanrı ne verirse geçinir gider / Yeter ki mutlu olsun yuvası…” Gerçek hayallerden farklıdır, bize bunu da gösteren, yüzümüze tokat gibi çarpan bir şarkı, “Fabrika Kızı”: “Oysa yatağında bile / Bir gün uyku göremez / İhtiyar anası gibi / Kadınlığını bilemez // Makineler diken gibi / Batar her gün kalbine / Yün örecek elleri / Her gün ekmek derdinde…”
Plağı değiştirelim, 1972 tarihli bir Nesrin Sipahi 45’liği yerleştirelim pikaba… Yunus Emre’nin şiirinden bestelenen “Yunus”, Sipahi’nin şelaleye benzeyen güçlü sesiyle kulaklarımızı dolduruyor. Geçtiğimiz yıllarda Murat Göğebakan’ın “Ayyüzlüm” adıyla seslendirdiği, pek çok Yeşilçam filminden aşina olduğumuz bir melodi bu. Nesrin Sipahi’nin diskografisindeki ilk pop 45’liği değil bu, ama bizden biri tarafından bestelenmiş ilk Batılı şarkı. Arka yüzündeki “Kara Mehmet” ise, Batı’ya ithal ettiğimiz ilk şarkılardan. Gurbete giden, gelmeyen Mehmet’in hikâyesi…


Recep
Gurbet bahsinde, başka bir plağı döndürmeye başlayalım. Hikâyenin kahramanı, yine plağa adını vermiş: “Recep.” Çalışmak için Almanya’ya giden ve orada bir sevgili bulan Recep’e, köyde kalan karısı sesleniyor: “Gurbet ilden gelen bizim köylüler / ‘Recep gurbet kızı sevdi’ dediler / Sordum ki çok ırakmış orası / Belli olmaz kıraç toprak anası /…/ Ben burada ay ekip yıl biçeyim / Sen beni unut ha ben umut edeyim / Olmaz Recep, almaz aklım arası / Ne gurbetin kızı ne de parası / Yakın Recep, gelirsem vallah / İki kaşın arası…” 1973 tarihli bu plak, Asu Maralman’ı üne kavuşturan plaklardan.

Rose Marie
Dört yıl ilerleyelim, 1977 tarihli bir plağa uzanalım raftan ve arka yüzünü dinlemeye başlayalım. Tren sesiyle açılan, “bir Almancı işçinin, akşamları Türkiye’den bir tren gelir de hemşerime rastlarım umuduyla, istasyonda hayal kurmasını anlatan bir şarkı” bu: “Rose Marie” Bu kez bestecisinin yorumuyla bize ulaşıyor. Adını duyduğumuz ilk plak değil belki ama en meşhurlarından biri. Plağın ön yüzündeki “Kırık Aynalar”, asıl meşhur şarkı. Her ikisinin de bestecisi, şu ana kadar saydığımız şarkıları da yazan Bora Ayanoğlu.
Çetin Akçan’ın Yankılar 7 Orkestrası’yla seslendirdiği “Elvan Elvan”, yayımlanmış ilk Bora Ayanoğlu bestesi. Alpay’ın sesinden dinlediğimiz “Fabrika Kızı” ise bestecinin ilk “hit” şarkısı. Sonraki yıllarda kendi yorumuyla da dinleyeceğimiz bu şarkı, düşünülerek atılmış önemli bir adım: “Kitlelere nasıl ulaşabilirsin? Üretenleri ya da üretenlerin hayatını anlatarak…” diyor, Ayanoğlu, Roll’un Haziran 2003 tarihli 76. sayısında. Şöyle devam ediyor: “Bana o dönemde 150 – 200 metrelik uzun rulo halinde imzalı teşekkür mesajının geldiğini hatırlıyorum, Samsun’dan, tütün rejisinden… Şarkıyı yazdığımda 22 yaşındaydım. (…) Bakıldığında ‘Fabrika Kızı’ Marksizmin bir tarifidir aslında.”
Bora Ayanoğlu’nun bestelerini saymaya başlayayım: Köyden kente göçü anlatan ve yine Alpay’ın sesiyle hayat bulan “Tren”, Esin Engin’le sevdiğimiz “Gurur Duyarım”, Tülay’ın buğulu sesinden kitlelere ulaşan “Deli Etme Aşk”, Gönül Akkor’un meşhur ettiği, yakın dönemde Göksel tarafından yeniden seslendirilen “Bilemedim”, yine Gönül Akkor’dan bildiğimiz, sonrasında Zuhal Olcay tarafından yorumlanan, Patricia Carli’nin sözleriyle Mathieu Fitzgerald’ın Fransızca seslendirdiği  “Güller ve Dudaklar”, Hümeyra’nın düşündüren şarkılarından “Adım Kadın”, Erol Büyükburç diskografisinin dikkat çeken şarkıları “Yıkılsın Bu Meyhane”, “Takvimdeki Günler” ve “Zambaklar Açarken…” Bir yerde durmak lazım çünkü Ayanoğlu’nun 100’ün üzerinde meşhur şarkısı var. Tek tek saymaya ne mecalimiz yeter ne de bu satırlar…
Yeni uğurladığımız yaz mevsimini hatırlatan şarkılardan birini anayım: “O Yaz.” Tanpınar’ın “Bütün Yaz” adlı şiirini çağrıştıran dizelerle açılır: “Ne güzel geçmişti bütün bir yaz / Başımda kavak yelleri eser o yaş / Bense hanımeli kadar beyaz / Çalmıştınız kalbimi bilmeden biraz…” Zerrin Özer’den bildiğimiz bu şarkı, bir yaz aşkını, ilk yaz aşkını anlatır; taraflar, masum, ürkek ve tatlıdır: “Eline değerdi safça elim / Seninse arardı beni gözlerin / Öpüşürken korkusu bir şeylerin / Sevgimize ilk hüznü getirdi biraz…”  Bir yandan şahane bir sayfiye tanımıdır: “Nasıl da koşuşurduk bahçelerde / Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde / Sen bana ben sana komşu evlerde / Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…” Kök sarmaşık metaforundaki şahanelik bir yana, komşu evler ve mehtaplı gecelerde şarkı söyleme faslı, yazın olmazsa olmazı. Yine gerçek, yine bizi anlatan şarkılardan.
Besteci, söz yazarı, yorumcu, tiyatro/sinema oyuncusu, reklam ve film müzikleri yazarı… Kendini böyle tanımlıyor Bora Ayanoğlu, sitesi boraayanoglu.com’da. Hayatına dair bilgileri de oradan aktarayım: 1946 doğumlu. Babası, oyuncu/yönetmen Sami Ayanoğlu. Annesi Şayeste Ayanoğlu, ilk kadın tiyatro sahibesi. Galatasaraylı. 1963 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda başlayan oyunculuk kariyeri, bir şekilde sürüyor. Sinema ve tiyatro sahnesi dışında fotoromanlarda da rastlıyoruz Ayanoğlu’na: 1970’te, Arda Uskan işi “Yaşamak Diye Bir Oyun”da “genç şarkıcı” Fikret Kızılok’la, Cengiz Tünay’ın yönettiği 1978 tarihli “Hatıra Defteri”nde ise Nilüfer’le başrolü paylaşıyor. Müzik kariyerinin en “çılgın” yılları bunlar. Bağlı bulunduğu plak şirketi, bestelerini kayıtsız şartsız yayınlıyor, üstelik dönemin en ünlü solistlerinin yorumuyla!
70’lerde “iş” yapan, sonrasında ortalıkta kaybolanlardan değil Ayanoğlu: Kuşadası’nın uğuru Beyaz Güvercin’i 1993 yılında “Canım Seni İstiyor” adlı şarkısıyla kazanan isim. Bu kadarla da bitmiyor: “Çiçekli Saksı Sokağı” müzikalinin yazarı, 80 film müziğine imza atan üretken bir besteci… Onu anma sebebimiz, 24 Eyül’de yayımlanan “Söz – Müzik: Bora Ayanoğlu” başlıklı on üç şarkılık albüm. Yukarıda saydığımız/saymadığımız meşhur şarkılarını “sahibinin sesinden” bir araya getiriyor. Düzenlemeler bizzat Ayanoğlu’nun dokunuşuyla “güncellenmiş”, meşhur şarkıların yanı sıra iki yeni beste de bu albümle su yüzüne çıkmış. İyi şarkıları, bestecisinin yorumuyla dinlemek isteyenler için bir buket bu. Basın bülteninde belirtildiği gibi: Arşivlik. Bültenden bahis açmışken, bir cümlenin altını çizeyim ve bir küçük hatayı düzelteyim: “Albümün en önemli özelliklerinden biri, bu eserlerin besteci ve söz yazarı Bora Ayanoğlu’nun, daha önce okumadığı, başka sanatçıların sesinden dinleyip, sevdiğimiz bestelerini de, ilk kez kendi yorumuyla bir albümde topluyor olması.” Böyle deniyor ancak şarkıların neredeyse hepsi daha önce Ayanoğlu’nun sesinden plak, kaset ya da CD olarak yayımlandı. Bu, albümün değerini düşürmüyor elbette…
Ayanoğlu’nun başarısının sırrı, şu sözlerinde gizli: “…paranın kaynağı karşılığında müzik yazılamaz. Bu yüzden prodüksiyonlarımın yüzde 80’ine parayı kendim yatırdım ve şarkılarımı istediğim gibi halka ulaştırdım. Bir plakçıyla tartışmam söz konusu olmadı. ‘Ya abi, bunu yapmayalım, şimdi bu sözlerle başımız belaya girmesin’ diyebilir adam, haklıdır da, parayı o yatırıyor çünkü.” Roll 76’dan aldığım bu satırları, o söyleşinin son satırlarına bağlayayım. Ayanoğlu, kendisiyle söyleşiye gelen Derya Bengi ve Emin Ekşi’ye hitaben şunları söylüyor: “Sizin gibi meraklı arkadaşlar sayesinde biz de biraz yer buluyoruz kendimize. Sanki şöyle demiş gibi oluyoruz: Biz bunları yapmıştık, haberiniz olsun. Belki bir gün lazım olur da ararsınız…”
Bu satırlardaki tevazuya aldanmayın, memleket popunun en “sahici”, en önemli bestecilerinden biri Bora Ayanoğlu. Onun şarkıları olmasaydı biz şüphesiz eksik kalırdık ama asıl memleket popu, büyük darbe yerdi. Şarkılarıyla çıtayı yükseltti; bugün “pop” yaptığını iddia edenlere inat, asla yıkılmayacak bir binanın harcını kardı, temelini attı. Son sözü ona bırakayım: “Daha yazacak çok şarkım var.” İnsan başka ne ister ki?