Bir buluşamama hadisesi…
Murat Meriç Murat Meriç
Dünyanın en eski askerî bandosu, dünyanın en görkemli ordu korosuyla bundan yedi yıl önce yanyana geldi. Yedi yılda çok şey değişti: Önce uçak düşürdük, şimdi ambargodan söz ediliyor. “Komşularla sıfır sorun”u dilinden düşürmeyen devlet, “sorunsuz sıfır komşu” şiarıyla ilerliyor

1 Nisan 1989, unutamadığım günlerden. Kızılordu Korosu’nun, 6. Ankara Müzik Festivali kapsamında Atatürk Spor Salonu’nda verdiği konseri izlemeye giderken heyecanlıydım. 17 yaşındaydım ve üniversitenin ilk yılının sonlarına doğru, tanıştığım “bıyıklı abiler”in anlattıklarıyla kendime bir yol çizmiş, yolumu aydınlatanları seslendiren koroyu merak eder olmuştum. Beyaz üzerine kırmızı harflerle yazılmış meşhur Kızılordu kasetini -ki Soviet Army Chorus & Band yazardı üzerinde, plağı siyah üzerine kırmızıydı ama Türkiye’de yayımlanan bir seriye uydurmak için fon rengi beyaz tutulmuştu- defalarca dinlediğim günlerde koronun memleketi ziyareti, kaçmaz fırsatlardan biriydi. İzlediğim en etkileyici konserlerden olduğunu sölememe gerek yok elbette…

bir-bulusamama-hadisesi-93968-1.

Konsere giderken, bir gün önce Kızılordu Korosu’nun Arı Stüdyosu’nda da bir konser verdiğini ve bu protokol konserini Kenan Evren ve arkadaşlarının izlediğini bilmiyordum. Bilsem bir şey değişmeyecekti elbette… Ertesi hafta, televizyonda izlediğimde bunu fark ettim. Yurttaydık, TRT’nin iki kanalı izlenebiliyordu ve diğerinde sıkıcı bir haber program vardı. Kantinde uzun saçlı, pos bıyıklı, gözlüklü birkaç kişi halinde konseri izlerken gelen hilal bıyıklı “arkadaş”lar kanalı değiştirmek için ısrar etti, diğer kanalda aradıklarını bulamayınca televizyonu kapattı. Bizi sevmiyorlardı. Karşıtlığın tehlikeli olduğunu, insanın fikrini ve görüntüsünü sevmediği insana şiddet uyguladığını o yurtta öğrendim. Balgat Yurdu olarak bilinen Tahsin Banguoğlu Öğrenci Yurdu ülkücülerin kalesiydi ve kısa süre sonra sevilmeyenler olarak kapının önüne konduk. Devlet, beni ve arkadaşlarımı, bize tahsis etiği yurttan kovmuştu. Anlaşamayacağımızı o gün anladık.

İlerleyen yıllarda devlet, diğer devletlerle anlaştığını vurgulamak için tuhaf adımlar atmaya başladı. Kızılordu Korosu, bu adımlardan birinde etkin bir rol üstlendi: Koronun Türkiye’yi ziyaretinden on dokuz yıl sonra, 20 Ekim 2008’de Kremlin Sarayı’nda verilen Dostluk Konseri’nde Mehter’le aynı sahneyi paylaştı. Olmamış bir buluşmaydı bu Ortak bir şey yapılmadı zaten: Kızılordu kendi repertuvarını seslendirdi, Mehter kendininkini. Mehter’in solisti “Kalinka”nın bir bölümüne kırık Rusçasıyla eşlik etti, Kızılordu şarkıcıları “Ceddin Deden”i kırık Türkçeleriyle söyledi. Dostluk, turistik bir faaliyetten öte geçemedi. Bakmayın, çıkan haberlerde “unutulmaz bir gece” yazdı ama unutulmaz olan, iki şahane ekibin buluşması değil bilakis buluşamamasıydı. Buluşma denilen şey öyle olmuyor zaten: Öncesinde oturup uzun uzun çalışmak gerekiyor. Verileni ezberlemek ve konserde papağan gibi söylemek, “buluşmak” değil. Sahici bir buluşma istiyorsanız, Mısır ezgilerini Mozart’la buluşturan “Mozart in Egypt”e bakın. Fransız müzisyen Hughes de Courson’un 1997’de yaptığı bir projeydi bu. Çok ses getirince 2005’te ikincisi yapıldı ama o pek ses getirmedi. Durmayı da bilmek gerek.

Kızılordu - Mehter bahsine, geri dönmek üzere bir virgül koyup klasik müzik hattından ilerleyerek başka bir “buluşma”dan söz edeyim… Barış Manço’nun, 1981 tarihli “Sözüm Meclisten Dışarı” albümünde, yaklaşık yedi dakika süren bir şarkı var: “Şehrazat”. Kurtalan Ekspres’in muazzam eşliğiyle devleşen bir şarkı bu. Ezgi tanıdık: Rimski Korsakof’un aynı adlı senfonik süitinin en bilinen bölümüne yazılmış İngilizce sözlerden müteşekkil bir şarkı bu. Yıllar önce, yine Barış Manço, bu ezgiye “Susanna” adıyla sözler yazmış, 60’lı yılların sonunda Mazhar ve Fuat’lı Kaygısızlar eşliğinde kaydetmişti. 1979 yılında ortalığa çıkan bu kayıt, “Şehrazat”ın ilk hali. Değişen tek şey düzenleme: Sözlerde ufak tefek değişiklikler var sadece.

Barış Manço’nun “Susanna”yı kaydettiği dönemde, Alpay, bir 45’liğinde “Şehrazat”ı söyledi. Aynı ezgiye bu kez Türkçe söz yazılmıştı: “Hayalin her gece kollarımda / İsmin hep dudaklarımda…” Unutamadığı Şehrazat adlı bir kızı anlatıyordu Alpay ve rakı kadehlerinde onu arıyordu. Aynı Alpay, “Şehrazat”tan hemen önce yaptığı 45’lik plakta Antik Dört Orkestrası eşliğinde “Boş Kadeh” adlı bir şarkı söylemişti. “Kalinka”nın Türkçe versiyonuydu bu. 1973 yılında yayımlanan iddialı albümü “7 Dilde Alpay”da Rusça söylediği şarkı da “Kalinka”ydı.

Rusya’yla müzikal münasebetlerimiz “Kalinka” ve “Şehrazat”la sınırlı değil elbette. Türkçeleştirilen devrim marşları, sevilen halk şarkılarına yazılmış Türkçe sözler ve Rus bestecilerin meşhur şarkılarının farklı yorumlarına tarih içerisinde rastlıyoruz. Yazıyı uzatmamak adına bunlardan söz etmeyeyim, şu meşhur Kızılordu - Mehter buluşmasına döneyim…

Buluşma, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın TRT işbirliğiyle organize ettiği bir hadiseydi. 2008, Rusya’da Türk Kültür Yılı ilan edilmişti ve bu konser Kremlin’le sınırlı kalmadı. Kızılordu Korosu, ondan önce birkaç kere Türkiye’ye gelmiş, repertuvarına Tarkan şarkıları almıştı. Bakanlık, bu buluşmayı şöyle açıklıyordu: “Tarihte sürekli savaşmış iki ülke ordusunun orkestralarını biraraya getirerek dostluk mesajı vermeyi hedefliyoruz”.

Dünyanın en eski askerî bandosu, dünyanın en görkemli ordu korosuyla bundan yedi yıl önce yanyana geldi. Yedi yılda çok şey değişti: Önce uçak düşürdük, şimdi ambargodan söz edliyor. “Komşularla sıfır sorun”u dilinden düşürmeyen devlet, “sorunsuz sıfır komşu” şiarıyla ilerliyor. Onlar böyle ilerlemek istemese bile icraatının bizi getirdiği nokta bu. Mehter de bugün çok farklı bir konumda zaten… Bir dönem dünyayı titreten, bugün “Reis”e şükranlarını sunuyor. Kocaeli Mehteran Takımı, Gezi direnişi zamanında, Recep Tayyip Erdoğan için bestelediği güzellemeyle gündeme gelmişti: “Dik dur eğilme / İnananlar seninle / Allahın emrettiği / Yolundan geri dönme // Tüm zalimler birleşmiş / Yıkıyorlar her yanı / Karşısına dikilmiş / Bir Osmanlı evladı // Dinleyin Müslümanlar / Hep bir olma zamanı // Allahın lütfu bize / Bir Osmanlı evladı…”

“Bir Osmanlı evladı”, bugün herkese kafa tutuyor. Ateşi onunla birlikte bizi de yakacak.