Bir cinayetin anatomisi!
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

İşleneceğini herkesin bildiği ancak engel olmak için kimsenin kılını dahi kıpırdatmadığı bir cinayetin öyküsüdür Suriye. Tıpkı Santiago Nasar’ı ölüme götüren süreci bütün bir kasabanın büyük bir umarsızlık ve kayıtsızlıkla izlemesi gibi. Her şey Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanında betimlediği hikayeye benzer
haletiruhiye içerisinde ilerliyor.

Dört bir koldan saldırıyorlar. Kâh çeteler aracılığıyla Halep’in, Humus’un, Hama’nın göbeğinde bomba patlatıyorlar,
kâh savaş jetleriyle Şam’ı bombalıyorlar. Barbarlıkta sınır tanımıyorlar.

Tüm kuralsızlıklarıyla, hukuk tanımamazlıklarıyla, yalan ve hileleriyle üşüşmüşler bir ülkenin başına. Aynı, avının
güçten düşmesini bekleyen sırtlan misali. Pusudalar, kuzu postunda birer kurtlar.

Demokrasi, barbarlıklarını gizleme makyajıydı. Artık buna da ihtiyaç duyulmuyor. Cehenneme giden yolları iyi niyet taşlarıyla döşemekten imtina etmiyorlar. Önce demokrasi şimdi de Hizbullah bahanesiyle vuruyorlar.

Anlaşılan o ki emperyalist saldırganlığın ve de barbarlığın bir sınırı yok. Sahne kurulmuş, izleyiciler yerlerine oturmuş, figüranlar üzerlerine düşen rolleri oynarken herkes gelmekte olan cinayeti bekliyor dört gözle. Gözler kör, kulaklar sağır.

• • •

Herkesin farkında olduğu, hatta içten içe istediği bir cinayet. ‘Hür dünyanın lideri’ ABD de, ‘demokrasi havarisi’ Avrupa da, ‘gururlu ama mağrur’ Uzakdoğu da farkında olup bitenin ve olacakların... Sürükleyici bir dille ka’le alınan cinayet senaryosu izleyeni de oynayanı da mest ediyor.

Geçmişte uygarlık götürme adına işleniyordu cinayetler bugün ise demokrasi adına, tek fark işlenen cinayetlerin, yapılan kıyımların demokrasi adına alıcı bulması. Hikâyenin sonunun varacağı nokta önemli değildir artık, Irak’tan, Libya’dan, Afganistan’dan bu sonun nereye varacağını bilmeniz bir şeyler ifade etmiyor.

Artık kapalı kapılar ardında da kanlı senaryolarını yazma gereğini hissetmiyorlar. Gözlerimizin içine baka baka kaleme döküyorlar. Özürler dilendi, tazminatlar karara bağlandı, ittifaklar kuruldu. Gerisi teferruattır artık. Kimyasal silah kullanıldı iddialarıyla iyice yoğrulan senaryo, bir gece ansızın tetikçilerin devreye sokulduğu bir Hollywood enstantanesine dünüştürülüverdi.

• • •

Tel Aviv üç yıldır iç savaşla boğuflan ve bitap düşen Şam’ı ocak ayından bu yana ikinci kez vurdu. Elbetteki ABD’den aldığı cesaretle ve de kurbanının en zayıf anını kollayarak. Katliamcı yüzünü saklama gereği hissetmeden.

Sadece İsrail mi? Bütün sırtlanlar işbaşında. Gerici Arap rejimleri oluk oluk para ve silah akıtıyorlar Suriye’ye. Emperyalistler ve onların tetikçileriyle kol kola. Kimin umrunda. Cinayeti haklı ve meşru gösterme telaşındalar.

Santiago Nasar’ı, cinayetten bir gün önce evlenen Angela Vicario’nun ikiz ağabeyleri kız kardeşerinin namusunu temizlemek için vurmuştu. Suriye’yi ise ABD’nin Ortadoğu’daki “taşeron ikizleri” İsrail ve Türkiye vuruyor. Tek fark romandaki ikizler bu cinayeti işlemeyi içten içe istememişlerdir. Emperyalizme hizmette sınır tanımayan Ortadoğu’nun ebedi ve ezeli ikizleri ise bir hayli gönüllü olarak cinayeti işlemekte.

Savaş çanları her zamankinden de gür çalıyor. Emperyalist barbarlığa karşı, halkların kardeşliği için şimdi Deniz olma zamanı!