Bir devin doğumu
ALİ MURAT HAMARAT ALİ MURAT HAMARAT

Geçen hafta Bundesliga’da yine perde erken indi. Bayern Münih 25. defa şampiyon olarak taçlandı. Penaltı atamadıkları kupada önceki akşam Borussia Dortmund karşısında tescillense de Bavyeralılar Şampiyonlar Ligi’nde de yine yarı finalde. Müsaadenizle biraz onların öyküsünü aramalı; kim bilir belki de hiç bilmediğiniz birkaç durakta özellikle bekleme yapmalı...

Aslında her şey bir restoranda başlamıştı. Münih’in küçücük bir kulübünün meşin yuvarlak sevdalıları yöneticilerine karşı direniyordu. Kendilerine kulak verilmeyen çocuklar, genel kuruldan aldıkları cevabı müteakip Gisela adlı restoranda topanmıştı. Hararetli konuşmaları takiben yepyeni bir takım doğuyordu: FC Bayern.

27 Şubat 1900’de kurulan kulübün ilk renkleri maviyle beyazdı; elebaşı Franz John ilk başkandı. Çiçeği burnunda ekip, 1906’da birleştiği Münchener’den sonradan kopsa da adına kentin ismi eklenmişti bir kere. Yavaş yavaş mavi kayboluyor, kırmızı kentin kalbine yazılmaya başlıyordu.

YAHUDİLER TAKIMI
1932’nin Almanya şampiyonunu tayin eden randevu unutulmazdı. Nürnberg’deki maçta Bayern, Eintracht Frankfurt’la kozlarını paylaşıyordu. İklim değişikliğinin arifesindeki ülke, Yahudiler Finali’ne şahitlik ediyordu.

Frankfurtluların sponsorları, Bayernlilerin ise başkanı ve teknik direktörü Musevi idi. Richard Kohn’un öğrencileri, Oskar Rohr ve İkinci Dünya Savaşı’nda cephede ölecek Franz Krumm’un golleriyle zafere ulaşıyordu. Ertesi yıl Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte Yahudiler makamlarından, işlerinden uzaklaştırılırken, futbol dünyasının aktörleri değişmeye başlıyordu. Dombi lakaplı muzaffer teknik adam ülkeyi terk ederken, başkan Kurt Landauer koltuğundan olmuştu.

1933 sonrası Bavyeralılar gölgede kalırken, Aslanlar şehrin en güçlü takımı olarak dikkat çekiyordu. Nasyonal Sosyalist Parti’ye yakın isimler yönetimde önemli görevler almış, 1942’de mavi-beyazlılar kupa ile tanışmıştı. Yine de zamanın ruhuna uygun olarak Nürnberg, Bavyera Bölgesi’nin medar iftiharı, Schalke de dönemin kralı olmuştu.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında iflasın eşiğine gelen kırmızı-beyazlılar, imdatlarına hızır gibi yetişen Roland Endler sayesinde ayakta kalıyordu. Sessiz bir şekilde başa gelen Wilhelm Neudecker devrime hazırlanıyordu. Tecrübelilerle gençler harmanlanmaya başlıyor, Sepp Maier kadroya giriyordu.

1963’te Bundesliga’nın kurulmasından sonra federasyona başvuran Bayern’e lisans çıkmıyor, şehri temsil etme onuru 1860 Münih’e teslim ediliyordu. Ertesi yıl kadroya katılan iki delikanlı ile sadece bir kentin değil, dünya futbolunun da yazgısı değişiyordu. Franz Beckenbauer ile Gerd Müller formayı terletmeye başlamıştı. Tesadüfün böylesi iki efsane de kentin büyüklerinin kapısından girecekken, minikleri tercih etmişti.

1965’te 146 gol atarak birinci lige yükselen kırmızı-beyazlılar, ertesi yıl kupayı kaldırmış, 1967’de Kupa Galipleri’ni kazanmıştı. Maier-Beckenbauer-Müller şeytan üçgeninin olgunlaşmasıyla birlikte sosis diyarında bir dev doğmuştu. 1969’da 37 yıl sonra gelen ikinci şampiyonluk sonrası zaten tufandı...

Bayveralıların müzesine bakın şimdilik şunları görüyorsunuz: 25 lig, 17 Almanya Kupası, 3 Şampiyon Kulüpler, 2 Devler Ligi, 1 Kupa Galipleri, 1 UEFA, 2 Kıtalararası Kupa, 1 FIFA Dünya Kulüpler Kupası...

Kentin bir zamanki fiyakalıları, adeta dişleri dökülmüş yaşlı bir canavar misali. 2005’te açılan Allianz Arena’yı ezeli rakibiyle paylaşan 1860, içine girdiği ekonomik darboğazı Bayern sayesinde aşıyordu. Mavililerin stattaki hisselerini satın alarak iflasın eşiğinden dönmesini sağlayan kırmızılılar, böylece görkemli futbol mabedinin tek sahibi oluyor, şehrin mavi yakalıları ise kendi yuvasında kiracı durumuna geliyordu.

Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş durumda. Dünün miniği, bugünün devi yoluna dümdüz devam ediyor. Guardiola’nın önderliğinde yapılanlara da şapka çıkarmak gerekiyor. Yıllardır rakiplerinin yıldızlarını toplayarak onları ufalıyor, belki bu yüzden nefret objesi oluyor; tıpkı unutulmak istenen bir zamanda oldukları gibi.

Gerçi o gün Yahudiydiler, uzun süredir canavar gibiler...