Bir dine ya da inançsızlığa inanmak
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
İnançsızlığın da bir inanç olduğuna inanmak... Aynı düşünce ve inançları paylaşmayan insanlara, farklılıklarını suç belleyip, şiddet uygulamaktan çekinmeyen beyinler için şüphesiz oldukça zor.
Dindar nesil yetiştirme mevzusu son günlerde çok tartışılır oldu. Toplumun, nesillerin dini eğilimleri, siyasi otoritelerin ya da başka birilerinin karar verebileceği bir konu değil. Demokrat ve laik devletlerin dindar nesil yetiştirme gibi bir görevi de yok. Aslına bakarsanız laik sistem anlayışı «dindar» saydığımız bazı insanlar için de içinden çıkılamayan bir hal haldı. Çoğumuz neden laik bir ülkede dinimizin nüfus cüzdanlarımıza işlendiği üzerinde çok fazla durmuyoruz. Laik bir ülkenin eğitim müfredatında din dersinin olmasını yeterince sorgulamıyoruz. Maalesef ülkemizde çoğu konu hep bir çelişki içersinde olmaktan kendini kurtaramıyor. Biz de, belki biraz da bu yüzden, kendimizi  hiçbir yerde, hiçbir zaman tartışılmamış konularda kaybolmanın tartışmanın saçmalığından alamıyoruz. Ateistler Allah korkuları olmadıkları için bazı kesimlerce canavar ilan edilirken, Allah’a inanan kesim Allah korkusu taşımalarına rağmen şiddete başvurmaktan, sopalarla, yumruklarla din ve ahlak dersi vermekten çekinmiyor. Oysa dünya istemediklerimizi kovmaya karar verebileceğimiz bir yer değil. Ve demek ki Allah korkusu dedikleri şey insanları iyi kılmaya yetmiyor. Yüzde doksandokuzu Müslüman ilan edilen bir ülkenin yüzde kaçı sadece üşendiği ya da dışlanmaktan korktuğu için nüfus cüzdanındaki «din» kısmını sildirmiyor? Yüzde birlik kısım için ise hayat daha zor. Hiçbirşey olmasa bile yüzde birin içinde olduğunu bilmek bile başlı başına bir baskı hissettirebilir insana. Son zamanlarda insanların amacı, birkaç hafta sonra hatırlanmayacak polemikler üzerine yeni polemikler yaratmak değil. Amaçları, konusu açılmışken, yeri de gelmişken ve zamanı çoktan geçiyorken, belki de bir zamanlar düşünmeye ya da söylemeye korktuklarını dile getirmek. Kendi gibi düşünenler de artık düşüncelerini, inançlarını ya da inançsızlıklarını dile getirmekten korkmasın diye  konuşmak, yazmak...
“Dindar” ya da “dinsiz” bir nesil yetiştirmek, insanları inançlarına göre ayırmak yerine düşünen, daha özgür, daha az korkak ve bilinçli bir nesil yetiştirilmesi herkes için çok daha faydalı olacak. İsteyen istediğine inansın. Ya da hiç inanmasın. Bu ülkede, bir nesil de neye inanıp inanmayacağına, fişlenmeden, kendi karar versin. Kimse de seçimi yüzünden dışlanmasın.