Bir düğün gecesi [i]
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
İstanbul, dünyada bir yıl içinde en çok düğün yapılan kent olmuş.
İstanbul, dünyada bir yıl içinde en çok düğün yapılan kent olmuş. Düğünler hayatın farklı zamanlara dağılmış birçok anını kısa bir zaman dilimine sığdırır, hayatlarımıza şöyle bir topluca bakma fırsatı verir. Örneğin, düğünlere davet edilip edilmemek düğün sahibi aile gözündeki yerimize (yakınlığımıza) ilişkin bir ipucu verir. Davet edildiğimizde bize münasip görülen oturma yerine göre yakınlığımızın derecesine karar verebiliriz. Masamızın dans pistine ya da tuvalete yakınlığına göre genç çifte ya da ailelerine yakınlığımıza karar verebiliriz. Kendimizi yakın saydığımız, ama onların bizi o kadar yakın saymadığını ‘düğün geceleri’nde öğreniriz.

Toplumsal ilişkileri anlamakta yakınlık kadar belirleyici bir diğer eksen olan statü ise yine masalardaki konumlanmada kendini belli eder. Statünün (toplumsal hiyerarşide üstte olmanın) yakınlıktan, sıcaklıktan ve dostluktan daha güçlü olduğunu görüp hüzünlendiğiniz bu durum, nikah şahitlerinin seçiminde ya da gelin ile damadın masasına oturtulacakların belirlenmesinde devlet ya da iş hayatı ‘büyük’lerine tanınan önceliklerde iyice besbelli olur. Ama statünün yüksek bölümünde yer alanlar açısından baktığınızda, bir kısmının hiç tanımadıkları insanların nikah şahidi ya da düğün misafiri olmaktan artık bıkmış olduklarını da görebilirsiniz. Yüksek Statü sahibini gerebilir.

Düğünlerin en gerilimli konularından Gelinlik birçok bakımdan ilgimi çekmiş, düz mantık yürüten her hiperrasyonel gibi bir akşam giyilecek gelinliğe neden bu kadar özenildiğini anlamakta zorlanmışımdır. Bir kere olacak iş için bu masraf yapılır mı sorusuna aldığım (belki sizin de zaten vermiş olduğunuz) karşılık ise, zaten ‘hayatta bir kere olduğu için’dir.

Mutsuzluğa razı olmadan mutlu olmak zor. [ii] İzmir’de Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’nın Braille (kabartma) alfabesiyle ödünç kitap basma projesine destek amaçlı bir konuşma (Hayat Zor Ama Zevkli) yapmaya gitmiştim. Konu her zamanki mesele ‘mutlu olmak için rahatımızdan vazgeçebilmek gerekir’ teması çevresinde döndü. Kendi konuşmamdan aklımda kalanlardan birisi ‘karşımızdaki için fazladan bir şey yaptığımızda verdiğimiz değeri tam olarak gösterebiliriz’ cümlesi oldu. Diyelim ki, bir arkadaşınızı otomobilinizle evine bırakacaksınız. Zaten yolunuzun üstündeki bir yerde bırakmak ile yolunuzu değiştirerek fazladan birkaç kilometre gidip evine bırakmak arasındaki farkın hissettirdiği ‘önemli’ olma duygusu (düğün paragrafındaki ilişki eksenlerinden) statüden ziyade yakınlık ekseninde kodlanabilir. Fazladan yapmanın beynin kaynak tasarrufu eğilimine aykırı olması harcanan emeği daha da arttırır. Emek verilmiş her şey gibi yolunuzu değiştirmek ilişkiye adını koymak hemen mümkün olmayan bir değer katar. Ilişki yakınlaşır. Sıcaklaşır.

İzmir’deki toplantıya katılanlar arasında BirGün okuru olanlardan (Ekin Koleji’nden öğretmenler gibi) ortaokul (BAL) sınıf arkadaşlarıma ve hiç tanımadığım çok sayıda meraklı ilgili insana kadar uzanan geniş bir yelpaze vardı. Açıkçası psikoloji, beyin bilimleri gibi konuları içeren sunuma katılmanın fazladan bir emek gerektirdiğini düşününce, dinleyicilerin emeğinin kattığı değeri hissettim.

Eudaimonia. Dostluk ve mutluluk üzerine Aristo ve Oscar Wilde’dan iki alıntıyı aktaran A. C. Grayling’in yazısını bu toplantıdan dönüş yolunda okudum.  Aristo’nun eudaimonia sözcüğü ile tanımladığı mutluluk-ötesine geçen ’iyi ve mutlu’ hayatta bulunması beklenen iki ölçüt var; anlamlı ilişkiler ve peşinde koşmaya değer amaçlar. Dostluk sadakat, sevgi, destek, bağışlayıcılık ve zamana dayanıklılık gibi birçok özelliği içerir. Dostlukların bir bitişinin de olması, hayatımızdan yitip gidebilme veya zamana ve yıpratıcı yaşantılara dayanıklı olma gibi nitelikleri de sahiciliklerinin kanıtı sayılır. ‘Dost insanı önden (arkadan değil) hançerler’ Oscar Wilde’ın dost acı söyler yorumu olsa gerek. Aristo anlamlı ilişkilerin doruk noktasına (romantik aşkı ve anne-çocuk sevgisini sollayıp) dostluğu yerleştirir. Aristo mantığı deyip geçemeyiz.

 
[i] Adalet Ağaoğlu’nun romanı ‘Bir Düğün Gecesi’ düğünlerin sosyopolitiğini daha iyi anlamak isteyenler için iyi bir kaynak olabilir.

[ii] Selim İleri’den ‘Dostlukların Son Günü’ bu paragrafı bütünleyebilir.
 
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız