Bir edebiyat adamı Yılmaz Güney
ŞEYHMUS DİKEN ŞEYHMUS DİKEN

Ancak ayrıntılı biyografisini merak edenler bilir Yılmaz Güney’in gerçek soyadının “Pütün” olduğunu. Kendi ifadesine göre Pütün çok zor kırılan meyve çekirdeği imiş. Bütün hayatı boyunca sanki soyadına uygun bir profil çizdiğini görmek mümkün Yılmaz Güney için.

Elbette ekol olmuş bir sinema şahsiyetidir Yılmaz Güney. Ama asıl olarak iyi bir edebiyatçıdır. Geçen yüzyılın 50’li yıllarının sonunda daha sinemada ünlenmeden önce yazmıştı “Üç bilinmeyenli eşitsizlik sistemleri” öyküsünü. Komünizm propagandası yapmaktan ceza alıp hapis yatmış ve Konya’da sürgünlük de yaşamıştı. Ben Yılmaz Güney sinemasını ve Yılmaz Güney’in sanat kurumsallığını şahsında odaklayarak okuduğumda bütünsel manada Yılmaz Güney’i bu denli vazgeçilmez kılan halin edebiyatındaki gücünden, sinemasındaki edebi dilinden ve edebiyat ısrarından geldiğine inanıyorum. O denli inanıyorum ki; sinematografisini ve yönetmenlik sürecini araştırıp inceleyenlerin nerdeyse mutabık kaldıkları bir realitedir kolay beğenmezliği ve titizliği. Kurgusal ve mekân ruhunu özümsemiş bir edebiyatçı gibi yaşayarak kurmuştur sinemasındaki edebi dilini.

Yılmaz Güney’in edebi damarı, bir yanıyla ata dede toprağı Kürt coğrafyasının mağrur ve vakur kişiliği ile kimliğine kattıklarından, diğer yanıyla da Çukurova toprağının emekçi, alınteri döken ırgat kimliğinden alarak şekillendirdiğini söyleyebilirim. Onun şiirsel metinlerini bir çocuk, bir liseli devrimci âşık ve dahi bir üniversiteli militan ruhuyla yazılmış şiirler olarak okumak mümkün. Yine roman ve öykülerini, damıttığı, içine sindirdiği Orhan Kemal, Yaşar Kemal edebi geleneğinden beslenerek yazdığını söylemek mümkün.

Bestelenerek okunan filmine de ad olan Arkadaş şiirine tek başına bakarsak bu duygulara ziyadesiyle tanık oluruz.

Bir kıvılcım düşer önce

Büyür yavaş yavaş

Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş.

Dolduramaz boşluğunu, ne ana ne kardaş

Bu en güzel, en sıcak duygudur arkadaş

Ortak olmak her sevince, her derde kedere

Ve yürümek ömür boyu

Beraberce el ele.

Olmasın hiç o ta içten gülen gözlerde yaş

Bir gün yollarımız ayrılsa bile arkadaş…

 

Ve belki de benim için Yılmaz Güney yeni bir sanat dili üzerinde ısrar etmiş bir şahsiyettir. “Bana bir şeyler söyle

Ama kendi dilinden olsun

Belki anlamam dediğini

Ama senin dilinden olsun” deme yürekliliğini gösteren bir büyük usta.

Durduk yerde bunları neden mi yazdım.

Bu hafta tesadüfen iki Yılmaz Güney Filmini bilmem kaçıncı kez bir daha izledim. O yaban ellerde sürgün diyarlarda öte yakaya göçen büyük bir adamın serencamını düşündüm. Düşündüm ve bugün iktidarlardan beslenen ve yaranmak için sürekli kendine “muktedir” arayan, iktidarına şecaat arzederken aslında sirkatini kusanları düşündüm. Bir kez daha aydın olmanın ne zor bir iş olduğunu bedenleriyle ödeyenleri düşündüm.

Hazır Diyarbakır’da TÜYAP Kitap Fuarı sürüyorken bihakkın aydın olanların ve “edep ya hu!” diyenlerin yazdıklarına ve yaptıklarına kıymet biçmenin adına bir örnek şahsiyet Yılmaz Güney’i edebiyatını ve sinemasını bir kez daha anayım istedim.

Şeyhmus Diken