Bir ezber bozma örneği hatırlatması (1)
Aziz Konukman Aziz Konukman
Hazine Bakanı Mehmet Şimşek birkaç gün önce, çalışmaları yapılan stand-by anlaşmasıyla ilgili olarak kendisiyle yapılan bir röportajda “Ezber bozan bir anlaşma olacak” demiş....

Hazine Bakanı Mehmet Şimşek birkaç gün önce, çalışmaları yapılan stand-by anlaşmasıyla ilgili olarak kendisiyle yapılan bir röportajda “Ezber bozan bir anlaşma olacak” demiş. Haydi hayırlısı diyelim.

Gönül isterdi ki, hükümet ezber bozmayla uğraşmak yerine yeni bir stand-by’ı elinin tersiyle itebilmiş olsun. Yeni bir stand-by çözüm değil, çözümsüzlük demektir. Türkiye’nin isimleri değişen ama özü değişmeyen bu birbirinin benzeri programlarla kendine bir gelecek oluşturması mümkün değildir. Anlaşılıyor ki, AKP’nin vizyonu ve amaçlarını kendisinin üretebildiği bir alternatif modeli bulunmuyor. Zaten böyle bir model üretilebilmiş olsaydı, yeni bir stand-by arayışı içinde olunmazdı.

Üzülerek görüyoruz ki, emek cephesinin tüm muhalefetine rağmen IMF anlaşması kaçınılmaz olacak. Bu durumda bize önemli bir görev düşüyor: Hükümete Latin Amerika’da yaşanmış bir ezber bozma örneğini hatırlatmak.

Hükümetin önünde yeni stand-by’a giderken iki seçenek bulunuyor; faiz dışı fazlayı (FDF) aşağıya çekebilmek için IMF ile sıkı bir pazarlığa girişmek, bu olmuyorsa mutlaka kendisine dayatılan FDF hedefine ulaşmanın mevcuttan farklı bir yöntemini bulmak. İlki için hem iktidarın ilk günlerinde hem de ilerleyen günlerinde böyle bir çaba sarfedildi ve her seferinde bu yöndeki talepler IMF tarafından reddedildi. Hatırlanacaktır, IMF Başkan Yardımcısı Kruger 4. İzmir İktisat Kongresi’nde bu tartışmayı sert çıkışıyla noktalamıştır. Dolayısıyla, bu seçeneğin bugünlerde yeniden seslendirilebilmesi pek mümkün gözükmüyor. Bu durumda, seçenek sayısı kaçınılmaz olarak teke iniyor; yani FDF’ye ulaşmanın mevcuttan farklı bir yönteminin (ya da farklı bir FDF yönetiminin) bulunması.

FDF hedefine ulaşmanın mevcuttan farklı iki tür yöntemi olabilir. Bunlardan ilki, IMF ile müzakereyi gerektirirken diğerinin böyle bir zorunluluğu bulunmamaktadır. İlki, Brezilya Başkanı Lula ile Arjantin Başkanı Kirchner’in ortak çabalarıyla geliştirilmiş ve 2004 Mart’ında “Copacabana Deklarasyonu” ya da “Copacabana Anlaşması” (Copacabana Act) diye anılan bir belgeyle hayata geçirilmiştir (Hatırlanacaktır bu konuya bir başka yazımızda ayrıntılı bir biçimde değinmiştik). Bu belgeyle iki ülkenin “FDF kısıtı altında sosyal politikalardan vazgeçmeyeceği” ilan edilmiştir. Yani, bunda böyle bu iki ülkede FDF hedeflerinin, ulusal ekonomilerinin büyüme ve yatırım potansiyellerini engellemeyecek biçimde bağımsız olarak tespit edileceği duyurulmuştur.

Bu kararın ilk adımı olarak Arjantin kamu kesimi FDF hedefini 2004 için yüzde 3’e çektiğini açıklamış ve söz konusu hedefin 2005 başında ekonominin koşullarına göre yeniden revize edeceğini ilan etmiştir. Bu arada her iki ülke de, FDF tanımlarını daraltarak sosyal altyapı harcamalarını bu tanıma dahil etmeyeceklerini açıklamışlardır. Gerekçe olarak sosyal altyapı harcamalarındaki kesintiler devam ettirildiğinde halkın zaten sarsılmış olan ekonomik ve sosyal dengelerinin daha da bozulacağını işaret etmişlerdir. Açıktır ki, bu harcamalardan giderek yoksun bırakılmış bir ekonominin sürdürülebilir bir büyüme sürecine girebilmesi de mümkün değildir.

Görülüyor ki, her iki ülke de, IMF’ye karşı yüksek borçlu ülke olmalarından kaynaklanan dezavantajlı konumlarını sözünü ettiğimiz deklarasyonla avantajlı bir duruma getirmişler ve başarılı bir programın ardından IMF ile yollarını ayırmışlardır.

Sanırız AKP hükümetinin bundan çıkaracağı çok olumlu dersler vardır. FDF’nin aşağı çekilmesinde bu iki ülkeye gösterilen müsamaha, anlaşılan AKP hükümetinden esirgenmektedir. Ya da belki de bu iki ülkenin gösterdiği siyasi direniş ve kararlılık Türkiye’den daha güçlü olduğu için sonuçlar böyle olmuştur. Buna rağmen yine de bu iki ülkenin başlattığı mücadele, AKP için yol gösterici olabilir. FDF aşağı çekilemeyecektir; ama FDF’nin tanımının iki ülkede olduğu gibi sosyal altyapı harcamalarının hesap dışında tutularak daraltılması mümkün olabilecektir. IMF ile sıkı bir müzakere yapıldığında, bu seçeneğin gerçekleşebilmesi, dünya krizinin olduğu bugünkü ortamda yüksek bir olasılık olarak gözüküyor.

Dolayısıyla mevcut IMF tanımlı FDF, sosyal altyapı harcamaları dışarıda bırakılarak mutlaka revize edilmelidir. Bu fırsat henüz kaçırılmış değildir. IMF’nin ikna edilmesi halinde, bu seçenek çok rahatlıkla sözünü ettiğimiz iki öncü ülke örneğinde olduğu gibi hayata geçirilebilir.

Şimdi geliniz diğer ikinci yöntemi tartışmayı gelecek haftaya bırakalım.