Bir ezber bozma örneği hatırlatması (2)
Aziz Konukman Aziz Konukman
Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şimdi, Faiz Dışı Fazla (FDF) hedefine ulaşmanın mevcuttan farklı olan ikinci tür yöntemini tartışmaya geçebiliriz. İkinci yöntem, FDF...

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şimdi, Faiz Dışı Fazla (FDF) hedefine ulaşmanın mevcuttan farklı olan ikinci tür yöntemini tartışmaya geçebiliriz. İkinci yöntem, FDF hedefinin mevcut yöntemin dokunmadığı bazı gelir kalemlerinde ayarlama yapılarak ulaşıldığı bir yöntemdir. Yani, FDF hedefine faiz dışı harcamalar kısılmadan bir tür vergi reformu yapılarak ulaşılabilmektedir. Hatta kaynağının vergilerle karşılanması konusunda toplumsal bir uzlaşma sağlanabiliyorsa, faiz dışı harcamaların bu yöntemde artırılabilmesi de imkân dahilindedir.

Bu yöntemde esas olan mevcuttaki gibi, hedeflenen FDF’nin sağlanıyor olmasıdır. Bunun nasıl sağlanacağı o toplumun, o ülkenin kendi sorunudur. Bu seçeneğin mevcuttan farkı, mali uyumun yükünü faiz dışı giderler yerine bazı vergi kalemlerine yüklemesidir. Örneğin, bu durumda yapılacak bir vergi reformunun ana unsurları şunlar olabilir:

• Bir defalık servet vergisi getirilmesi,

• Devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) faiz gelirlerinin vergilendirilmesi,

• Sıcak paranın bir işlem vergisine (Tobin vergisi gibi) tabi tutulması.

Açıktır ki, bu seçenekte adil olmayan dolaylı vergilerin göreli önemi azalmakta ve faiz dışı konsolide kamu sektörü harcamalarında kısıntıya gidilmesi uygulamasına son verilmektedir. Kaldı ki, vergi arttırılmasına yönelik bu öneriler de yabancı olduğumuz öneriler değil. Hatırlanacaktır, 1994 krizinin aşılmasında getirilen Net Aktif Vergisi bir tür servet vergisiydi. Keza benzer şekilde, IMF programı sürerken 2000 yılında geçmişe dönük olarak DİBS’ lerden elde edilen faizlere düşük oranlı bir vergi getirilmişti.Ancak kuramsal olarak mümkün olan bu seçeneğin IMF programı çerçevesinde  faiz dışı harcamalara kısıntı getirilmeden uygulanması mümkün gözükmüyor. Çünkü kemer sıkma politikaları IMF programının vazgeçilmez bir koşuludur. Bu durumda bu seçeneğin uygulamaya konulabilmesi ancak faiz dışı harcamaların kısıtlanması ile mümkün olabilecektir. Bunun klasik IMF programından farkı, kamu harcamalarını daraltıcı politikanın vergi reformu ile birlikte devreye sokulacak olması nedeniyle kemerlerin göreli olarak daha az sıkılacak olmasıdır.

Uzun dönemde, bu seçenekle birlikte devreye sokulabilecek bir başka seçenek kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasıdır. Ancak bunun için ciddi bir siyasi irade gerekir. Ne yazık ki, AKP Hükümeti böyle bir iradeden yoksun gözüküyor (gerçi istihdam paketiyle işverene getirilen 5 puanlık SSK prim indirimi bu yönde atılmış önemli bir adımdır ancak yeterli değildir).

Tartıştığımız bu iki seçeneğin ve bunlarla birlikte uzun dönemde devreye sokulabilecek üçüncü seçeneğin varlığı gösteriyor ki, IMF-DB programı yürütülürken bile seçeneksiz değiliz. Varın gerisini siz düşününüz; “IMF-DB patentli programa bir kez hayır” denildiğinde, ülke menfaatlerine uygun ne tür zengin seçeneklerle karşı karşıya kalabileceğimizi.

Ezber bozacak bu seçeneklerin hayata geçirilebilmesi için IMF-DB patentli programların mağdur ettiği toplumsal kesimlerin örgütlü temsilcileri (sendikalar başta olmak üzere demokratik kitle ve meslek örgütleri ve emekten yana siyasi partiler), bu seçenekleri seslendirebilmeli ve hükümeti bu yönde zorlamalıdır. Bu mücadele verilmediği takdirde, hükümetin bu seçenekleri gündeme getirmesi pek olası gözükmüyor.

Davet bizden, icabet söz konusu örgütlerden…