Bir futbol emekçisinin öyküsü
SERKAN FİDAN SERKAN FİDAN
Geçirdiği trafik kazası sonrası yaşamını yitiren Amedspor'un kaptanı Şehmus Özer'in Malatyaspor'da başlayıp, Diyarbakır'da biten hikâyesi

Hüsnü Arkan, Şehmus Özer’in Altay forması giyerken Türkiye Kupası karşılaşmasında Galatasaray’a attığı şık golü “Her topçunun böyle golü yoktur” diyerek sosyal medyada paylaştığını görünce Amed Sportif kaptanı olduğundan ırkçı bir saldırıya uğradığını düşündüm. Zira Hüsnü Ağabey her zaman ezilenin yanındadır. Ölüm aklımın ucuna bile gelmemişti. Futbol oynamak için artık yaşlanmıştı Şehmus ama ölmek için daha çok gençti...

36 yaşında yakaladı onu ölüm. Malatya’ya, 18 yıllık profesyonel futbol yaşantısında tek Süper Lig deneyimi yaşadığı şehre arkadaşının düğününe gitmişti Şehmus. Her virajını ezbere bildiği yollardan geri dönerken nasıl olduysa aracının kontrolünü kaybedip şarampole yuvarlanmıştı. Yol tenhaydı, ne kazayı gören, ne de sesini duyan olmuştu. Şehmus’un kaybolduğu anlaşılıp nerede olduğunun tespit edilmesi 24 saatten fazla sürmüştü. Kaza yapan aracı ve Şehmus’u bulduklarında artık çok geçti. En az ölümü kadar acı olan şey de Şehmus’un kaza anında değil kaza sonrasında donarak öldüğünü öğrenmekti.

Eskişehirsporlu olmaktan kelli taraftarlık mesaimin uzun bir bölümünü alt liglerde harcadım. Her ne kadar bize şansı pek tutmasa da Şehmus’la sıkça yolumuz kesişti. Yine Eskişehirsporluluktan ötürü zamansız ölümlerin acısını da iyi bilirim. Sinan Alaağaç’ı kaybetmemizin üstünden epey zaman geçti ama Ediz Bahtiyaroğlu’nun zamansız ölümünün açtığı yara hâlâ taze. Bir de Denizlisporlu Doğan Seyfi var. Şehmus gibi o da 1980 doğumluydu, Şehmus gibi o da son golünü ölümünden 1 hafta önce Türkiye Kupası maçında Fenerbahçe’ye atmıştı, Şehmus gibi o da soğuk bir aralık günü trafik kazası sonucu aramızdan ayrılmıştı. Üstelik henüz 21 yaşındaydı...

Malum, memlekette Kürtler’in acıları üzerinden türlü rezillikler yapmak moda haline geldi.

12 Eylül darbesinden üç ay önce Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelmişti Şehmus. Çocukluğu 80’lerde geçen herkes gibi Maradona hayranıydı ve plastik topun peşinde Maradonacılık oynayarak başlayan futbol aşkı onu Erganispor alt yapısına kadar götürdü. Altyapıda çalışkanlığı ve yetenekleriyle sivrilince 18 yaşında profesyonel sözleşme imzalanıp A takıma alındı. 29 Ağustos 1998 tarihinde Yüksekova Belediyespor maçıyla başladığı kariyeri boyunca Erganispor, Yeni Malatyaspor, Malatyaspor, Kayserispor, Gümüşhanespor, Mardinspor, Mersin İdman Yurdu, Akhisar Belediyespor, Şanlıurfaspor, Karşıyaka, Altay ve Amedspor takımlarında forma giydi, 475 maça çıkıp 141 gol kaydetti.

Şehmus alt liglerin aranan gölcüsüydü. Oynadığı takımlarla 4 kere Süper Lig’e yükselme başarısı gösterse de en üst ligde sadece 2001-2002 sezonunda bir kaç maç oynama şansı bulmuş ve aynı sezon Kayseri’ye kiralanmıştı. Mersin İdman Yurdu’nu Süper Lig’e çıkaran kadronun önemli bir oyuncusu olmasına rağmen Süper Lig kadrosunda yer bulamayıp Akhisar’a geçen ve Akigoların da şampiyon olmasında büyük katkısı olan Şehmus’un Altay ile de play-offlarda Süper Lig şansını son maçta kaybetmişliği de var. Çalışkanlığı, dürüstlüğü ve cömertliğiyle tanınan Şehmus 2013-14 sezonundaki ikinci Altay macerasının ardından yaşlanan babasına yakın olmak adına, birçok cazip teklifi reddederek futbolculuğunun son yıllarını memleketi Diyarbakır’da geçirmeye karar vermişti. Çünkü ailesine ve köyüne düşkündü...

Şehmus’un kim olduğuna, nasıl yaşadığına ve nasıl öldüğüne bakmaksızın etnik kimliğine ve son oynadığı takıma bakarak sosyal medya üzerinden nefret kusma yarışına kalkışanlar oldu. Malum, memlekette Kürtler’in acıları üzerinden türlü rezillikler yapmak moda haline geldi. 12 Eylül öncesinde gözlerini dahi kırpmadan birbirini öldürenlerin bile karşı tarafın cenazesine saygısı varken, bugün her türlü haksızlığa rağmen çıkıp topunu oynamak dışında hiçbir şey yapmamış bir adamın zamansız ölüm haberini kahkahalar ve küfürlerle karşılamak nasıl bir hastalıklı ruh halidir? Sosyal medyada yazılıp çizilenler kanımı donduruyor. Şehmus, bir Kürt köyünde doğduğu ve kariyerinin son yıllarını köyüne yakın geçirmek istediği için her fırsatta dinden ve ahlaktan söz eden bir güruh, ölüsünün üzerine en ağza alınmayacak küfürleri sıralayabiliyor. Salyalarına klavyeye akıta akıta nefretini kusan bu faşist ve ırkçı zihniyete herhangi adli bir işlem yapılmayan ancak stadyumlara meşale sokanlara 6 ay ceza veren bir sporda şiddet yasasına sahibiz. Irkçılık yapmanın serbest olduğu bir memlekette sporda şiddet önlenebilir mi? İnsanoğlunun kainatın başarısızlık hikâyesi olduğuna inanıp güzelliklerin peşini bırakacakken kaptanın son röportajı geliyor aklıma. “Biz onlara hep iyi davranacağız. Buraya gelen takımlara saha ayarlayacağız. Buraya gelen takımlara çiçek vereceğiz. Hiçbir şekilde onlara kötü davranmayacağız. Biz de gittiğimiz her yerde onlar kötü davransın. Biz yine kötü olalım, onlar iyi olsun. Ne yapalım!”

Nurlar içinde yat büyük kaptan...