Bir genel kurul, bir bakan ve bir anayasa
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK

Türk-İş 22. Genel Kurulu 3-6 Aralık 2015 tarihlerinde toplandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımı ve konuşması dışında basında genel kurula ilişkin haber ve tartışmalar pek yer almadı. Genel kurulda Ergün Atalay başkanlığındaki mevcut Türk-İş yönetimi yeniden seçildi. Delege mevcut yönetimi “başarılı” bulmuş olacak ki yeniden seçti! Geçmiş genel kurulların aksine bu genel kurulda muhalefet aday çıkarmadı ve pek varlık gösteremedi. Türk-İş tarihinin en sönük genel kurullarından biri yaşandı. İşçilerin yaşadığı sorunlar ve işçileri bekleyen tehlikeler değil, protokol görüntüleri genel kurula damga vurdu.

Türk-İş Genel Kurulu yeni hükümetin kurulmasından kısa bir süre sonra toplandı. Yeni hükümetin yeni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu da genel kurula katılıp bir konuşma yaptı. Yeni bakan ilk kez işçi temsilcilerinin karşısına çıkıyordu. Türkiye’nin en büyük işçi örgütünün en üst organına sesleniyordu. Böylesi önemli bir zeminde yapılacak ilk konuşmanın kapsamlı olması, işçi sorunlarına ve çalışma hayatına ilişkin hükümetin ve bakanın görüşlerini yansıtması beklenirdi.

Ancak yeni bakan 14 dakikalık kısa konuşmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yaptı ve konuşmasının neredeyse tamamını Erdoğan’a övgüye ayırdı. Salonu ve salondaki işçi temsilcilerini pek dikkate almadan yapılan bu ilginç konuşmayı izlemek isteyenler için bağlantı şöyle: youtube/zh8LlnO_XiM

Yeni bakanın konuşmasında çalışma hayatına ve emeğin sorunlarına ilişkin değerlendirmeler pek az olduğu için konuşma bu köşenin ilgi alanına girmiyor, ancak konuşmada bir ifade vardı ki üzerinde mutlaka durmak gerekir. Soylu, AKP’nin iktidara geldiği dönemi anlatırken şöyle bir cümle kurdu: “1961 Anayasasının vesayet ruhu maalesef ülkemizin üzerinde idi.” İşte bu cümle üstüne durmaya değer. Bir işçi örgütünün çatısı altında ve bir çalışma bakanı tarafından kurulması mümkün olmayan bir cümle kurmuştu yeni bakan.

Ülkedeki bütün kötülüklerin anası olarak erken cumhuriyet dönemini gösteren demagojik yaklaşımların son zamanlarda yaygın olduğu biliniyor. Bir diğer günah keçisi olarak da 1961 Anayasası gösteriliyor. Tahrifatın ölçüsü bir kez kaçınca işler zıvanadan çıkıyor ve bir işçi genel kurulunda “1961 Anayasasının vesayet ruhu” şeklinde bir ifade kullanılabiliyor. Bir işçi genel kurulunda 1961 Anayasasını eleştirmek hakikaten kara mizah olsa gerek. İnsan çarpılır!

1961 Anayasası (bir darbenin ardından yapılmış olmasına karşın) Türkiye tarihinin en demokratik ve özgürlükçü anayasasıdır. 2. Dünya Savaşı sonrasının demokratik anayasa geleneklerine uygun olarak, sadece medeni ve siyasal hakları değil ekonomik ve sosyal hakları da güvence altına alan bir anayasadır. 1961 Anayasası “sosyal hukuk devleti” ilkesine ilk kez yer veren, bunu cumhuriyetin temel niteliklerinden biri olarak kabul eden bir anayasadır.

1961 Anayasası işçi hakları ve sendikalar üzerindeki vesayeti ortada kaldırdı ve büyün çalışanlara sendikalaşma hakkı tanıdı. 1961 Anayasası toplu iş sözleşmesi ve grev hakkını anayasal güvence altına aldı. DP iktidarı döneminde on yıl savsaklanan grev ve toplu pazarlık hakkı 1961 Anayasası ile en üst düzeyde güvence altına alınmış oldu. 1961 Anayasasının işçi hakları ile ilgili hükümlerinin oluşmasında Türk-İş temsilcileri de önemli rol oynadı. Bakan Soylu’nun “vesayetçi” ilan ettiği o anayasa döneminde işçiler sendika, grev ve toplu pazarlık haklarını özgürce kullandı ve haklarını geliştirdi, işçi sınıfını rüştünü ispat etti. 1961 Anayasası sonrası dönem işçiler ve sendikalar için “altın çağ” oldu.

Bir işçi genel kurulunda işçilere sendikal ve sosyal hakları tanıyan ilk anayasaya çamur atmak ve dahası buna seyirci kalmak akıl tutulması olsa gerek. 1961 Anayasası hükümleri ve 1960-80 dönemi ortada. 1961 Anayasası işçiler ve sendikalar üzerindeki vesayeti sona erdiren anayasadır. Güneş balçıkla sıvanmaz.

“Sadece 2 Dakika, Sadece 20 ml”

Çok sayıda toplumsal çalışmada gönüllü olarak yer alan ve bir süredir Akut Lösemi tedavisi gören ve Mahir Sezer vesilesiyle Türkiye’de kök hücre nakli bekleyen yüzlerce hastanın olduğu, buna karşılık kök hücre donörü sayısının oldukça düşük olduğu gerçeğiyle karşılaştık. İyileşmesi için bir ay içinde kök hücre nakli yapılması gereken Mahir’in ve diğer hastaların yaşama şansını artırmak amacıyla “Sadece 2 Dakika, Sadece 20 ml” adıyla bir kampanya devam ediyor. Sadece 2 dakika ayırarak ve sadece 20 ml kan vererek bir hastaya umut olabilirsiniz. Ayrıntılar için @sadece20ml www.sadece20ml.com

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız