Bir Gezi öyküsü
27.05.2017 18:07 BİRGÜN PAZAR
Keşke yaz gelse. Yatacağız kalkacağız, yatacağız kalkacağız… Galiba çok yatıp çok kalkacağız. Yaz gelince ağacımın kirazlarını kimseye vermeyeceğim, narin dallarından toplayacağım... Hepsini ben yiyeceğim

CEM KERTİŞ

Gövdesi geniş, yaprakları narin bir ağaç bulmalıyım. Hatırlayamadıklarımı ona anlatmalıyım. Aslında hiç fark etmez, çünkü ağaçlar insanlara benzemez. Ayrıca, kötü ağaç yoktur, çirkin ağaç da… Ağaç dilsiz ve iyi bir anneye benzer.

Annem küçük bir kız çocuğuydu, beni o büyütmüştü.

Soğumuş çayımdan bir yudum aldım. Kendi harında yana yana sönmüş sigaramı küllüğün dibine bastırdım. Önce gökyüzüne baktım, gülümsedim. İnsanlara baktım sonra. Ağaca benzeyen birini aradım yine de. Bilemedim. Çay tabağının içine bozukluk bırakıp kalktım. Öylece yürüdüm uzun uzun, sokak sokak, düşünceli düşünceli. Sesler geliyordu uzaktan; özgürlüğe, aşka benzeyen sesler. Oraya doğru yürümeye başladım. Gençler geçiyordu sağımdan solumdan. Bazılarının göz çukurlarının tekinde göz yerine gaz kapsülü vardı. Ama neşeliydiler ve güçlüydüler. Sonra bir duman kapladı ortalığı, insanın genzini yakan bir duman. Bazıları yere yığıldılar. Yürümeye devam ettim… Yürümeye davam edemedim, karnıma bir tekme yedim. Kıvranırken demirden bir su patladı bedenimde, evet demirden bir suydu bu. Özgürlük ağacını kesiyorlar diye bağırıyordu kalabalık. İşte o zaman çok korktum. Koşmaya başladım ağlayarak; rüya rüya, anı anı. Bir çocuk gördüm annesinin kucağında. Durdum ve onları seyre daldım. Ce diyordu annesi elinden yüzünü çekip yavrusuna gülümserken. Yavrucak da gülümsüyor, neşeleniyordu. Kaçın, dedim, demirden suları var onların bebekleri öldüren gazları. Kadın beni duymadı, çocuk duydu. Ağlamaya başladı. Yanlarına gittim. Kulağına eğilip söyledim korkumu. Kadın yine duymadı. Çocuk elimden tutunca öfkeyle bana baktı kadın. Eteğini kaldırdı ve çocuğu elimden kaptığı gibi rahmine soktu. Duyabiliyordum, ağlıyordu içeride. Bazı annelerin rahimleri kayıp ülkelerin afyon tarlalarına benzer, oradan çıkan çocukları severim. Kadının karnına doğru eğildim ve çocuğa ballı mı ballı sütlü mü sütlü bir ninni söyledim. Ağlayışı azaldı ve sustu çocuk. Afyon da etkisini göstermiş olmalıydı tabii.

Kalabalığın uğultusunu duydum önce. Bize doğru koşuyordular, arkalarından bir duman yükseliyordu. Kötünün biri demirden sular fışkırtıyordu yine savurta savurta. Korkarak kadının gözlerinin içine baktım. Gözlerinin içinde bir sokak vardı. Oraya daldım, yürüdüm kederli kederli, yalnız yalnız, uykulu uykulu.

Evimizin penceresinin önünde durdum.

Burnumu cama dayayıp dışarıya baktım, parmak uçlarımın üzerinde yükselerek. Pencereyi açacaktım, zar zor yetişebiliyordum ama. Sandalye çekip üzerine çıktım. Gücüm yetti, açtım. Yağmur dinmişti. Arka bahçede Ali’yle Yasin’i gördüm. Seslendim, duymadılar. Yasin’in gemisi yan yatmıştı. Gazete aradım. Bulamadım. Salondaki sehpanın üzerinde vardı; annem oraya girmemi yasaklamıştı. Bir, misafir gelince açılırdı bizim salon bir de temizlik zamanı. Anahtarı sakladığı yeri biliyordum. Salona girdim, gazeteyi aldım. Çok güzel gemi yaparım ben. Yüzer yüzer, altı çok ıslanınca batar tabii. Gemimi yaptım. Pencereye koştum. Aliii, Yasinnn… Bana baktılar. Kocaman gemimi görünce kıskandılar. Şakır şakır su sesi geliyordu. İçeriye koştum. Annem bulaşık yıkıyordu. Anneme sordum. İzin vermedi. Gemimi gösterdim. İzin vermedi yine de aşağıya inmeme. Oysa ne de güzeldi gemim. Pencereye koştum yeniden. Seslendim onlara. Topunu getirsene, gemini de, dediler. Yatağın altından topumu çıkardım. Pencereden aşağıya attım. Tutmaya çalıştılar, tutamadılar. Sekti sekti en büyük su birikintisinin içine pottt diye düştü. Gemimi koynuma soktum. Evin dış kapısına doğru sessizce yaklaştım. Kapının tokmağını yavaşça yavaşça çok yavaşça çevirdim. Suyun sesi, teşekkür ederim suyun sesi. Kapıyı kapadım. Merdivenlerden aşağıya koşmaya başladım.

Hii, ayakkabılarım! Giyinmeyi unutmuşum. Annem çok kızacak. Dönersem de döver beni.

Ali’yle Yasin yalınayak görünce güldüler bana. Ayağına cam batarsa görürsün, dediler. Yasin’in ayağına çivi batmıştı bir keresinde. İğne yapmışlar. Yasin çok ağlamış. Gemimi çıkardım. Su birikintilerinden en büyüğüne bıraktım. Çok güzel yüzdü. Bombalamaca oynamaya başladık. Ali büyük taş atıyordu. Gemim yüzüyordu yine de. Batıramadılar. Yasin geri geri yürüdü. Koştu bir sıçradı, ayağında güzel çizmeleriyle gemimin üzerine. Pis kıskanç.

Kıskanç Yasin, kıskanç Yasin…

Tek kale maç yapacaktık. Anneleri seslendi onlara. Gitmek istemediler, gittiler ama. Bahçenin duvarını kendime arkadaş yaptım. Pas attım, sem sert şut çektim. Keşke gitmeseydiler. Kiraz ağacımın yanına gittim. Oturdum dibine. Götüm ıslandı. Ağacıma eve nasıl gireceğimi sordum. Bir şey demedi. O hep dinlerdi. Bütün ağaçlar gibi o da dilsizdi. Sessizliğiyle bir şeyler anlatırdı yine de. Anlardım galiba.

Keşke yaz gelse. Yatacağız kalkacağız, yatacağız kalkacağız… Galiba çok yatıp çok kalkacağız. Yaz gelince ağacımın kirazlarını kimseye vermeyeceğim, narin dallarından toplayacağım... Hepsini ben yiyeceğim.

Annem geliyor. Ağacımın arkasına geçtim. Çok korktum, sarıldım ona. Annem geldi. Beni çok dövecekti. Ağacım eğildi. Beni en yüksekteki dalına aldı. Babam gelene kadar dalda bekledim. O gelince annem beni dövemezdi. O benim en yüksek ağacımdı, dalları gökyüzünü kaplardı.

Gökyüzü sever beni, tıpkı ağacım gibi… Ben de onları severim, annemi de…